DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

'Erdoğan yalnız bırakıldı'

15 Temmuz darbe girişiminin 5. yıl dönümünde ‘FETÖ’nün yükselişini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tarz örgütlenmelere yaklaşımını değerlendiren Yeni Şafak yazarı Selçuk Türkyılmaz, 'FETÖ muhafazakâr çevrelere nüfuz ettiği için Erdoğan yalnız bırakıldı” dedi.

2 Hafta Önce
2021-07-15 10:16:34

Selçuk Türkyılmaz'ın bugün Yeni Şafak'ta "Erdoğan'ın uzlaşmaz tutumu ve milletin zaferi" başlıklı yayımlanan makalesi:

Yoğun bir dindarlık ve tevarüs edinilmiş tevazu altında koyu bir cehaletten beslenmiş kibir, ilk bakışta fark ediliyordu. Bunu fark etmek ayrıcalık olarak görülmeyebilirdi fakat zaman içerisinde örgütlü yükseliş karşısında hayrete düşmekten başka bir şey yapamayacak durumdaydık. Hâlbuki örgütlü yapının elemanları ile herhangi bir konuda ortak bir dil kurmanın imkânı yoktu ve bunun en önemli sebebi de örgüt içerisinde cehaletin büyüme stratejisi olarak takip edilmesiydi. Bugünlerde ehliyet ve liyakat kavramları ile yeri göğü inleten birçok kimsenin geçmişte FETÖ ile yolları kesiştiği hâlde tevarüs edinilmiş tevazu karşısında büyülendiklerini söyleyebiliriz.

Cehalet ile meslekî formasyonu kast etmediğimiz açıktır. İnsana, hayata, dünyaya, dine dair herhangi bir meseleyi mutlaka ezberledikleri cümlelere indirgiyorlardı. Fakat şaşırtıcı bir şekilde yukarılara tırmanıyorlardı. Bu başarının bireysel niteliklerden kaynaklanmadığını tahmin etmek zor değildi. Örgütlü bir istila vardı ve her yere sızıyorlardı. Bugün hem örgütlü hem de bağımlı yapı kavramını kullanıyoruz. Bize ait değillerdi, bu topraklara bağlı değillerdi. Örgütlü yapının yükselttiği insanlar, nimeti bahşedene borçlu oldukları duygusuyla eksiklik duygusunun benliklerini ele geçirmesine müsaade etmekten başka bir şey yapmıyordu. Bugün muhafazakârların çocukları hakkında çokça duyduğumuz birtakım genellemeleri ciddiye alabilmek için bahsettiğimiz istilanın kalıntılarına odaklanmak gerekir.

Zamanında çok konuşmuştuk. Rahmetli Bahattin Yıldız gibi bir devre damgasını vurmuş insanlar, istilanın uluslararası ve küresel bir boyut kazanmaya başladığı anı tam tamına tespit etmişti. Amerika'nın öncülüğünde Avrupa ülkelerinin Irak'ı bombaladığı günlerde Saddam Hüseyin, Tel Aviv'e birkaç füze atabilmişti. FETÖ elebaşı, İsrailli çocuklar için sabahlara kadar gözyaşı döktüğünü söylediğinde İsrail sermayesinin hizmetine girmek istediğini beyan etmiş oluyordu. Bu, çok açık bir beyandı ve fark edilmesi gerekiyordu. Bu konuşmadan sonra FETÖ, çok hızlı bir şekilde büyümeye başladı. Doksanların karanlık dünyasını FETÖ'nün yükselişi ile birlikte ele almak gerekir.

İslamcı düşüncenin ve hareketlerin değişim sürecini yazmaya çalışanların birtakım kırılma anlarına odaklanması bir zarurettir. 15 Temmuz'a adım adım gidildi. Belirli çevreler istilaya teslim olurken FETÖ karşısında çok güçlü bir duyarlılığın oluştuğu da açıktı. Bu duyarlılığın da zaman içerisinde güçlendiğini söyleyebiliriz. Yerlilik ve millîlik kavramları bir anda ortaya çıkmadı. Milletin benimsediği yeni bir düşünme biçiminden bahsediyoruz. Dinî gruplarda, İslamcı çevrelerde ikili bir durumun oluştuğunu görmek ve buna göre konuşmak gerekir. Eğer bu ikili duruma açıklık getirilmezse anlam belirsizliği tekrar hükümferma olacaktır.

15 Temmuz'a adım adım yaklaşırken Erdoğan'ın yeni bir düşünme biçimini ilmek ilmek ördüğünü teslim etmemiz gerekir. Daha önceki bir yazımızda Erdoğan'ın konuşmalarının kitaplaştırılmasını gündeme getirmiştik. 2012'lerde dershane tartışmalarıyla birlikte FETÖ ve benzer yapılarla ilgili yeni bir düşünme biçiminin güçlenmeye ve yayılmaya başladığını da görmemiz gerekir. Dinî gruplarda, İslamcı çevrelerde hâkim olan ikili durum Erdoğan'ın uzlaşmaz tutumu ile iyice gün yüzüne çıktı. 28 Şubat'a kadar İslamcı çevreler FETÖ karşısında genel olarak olumsuz bir tutuma sahipti fakat “seçkinler zümresi” ideolojik belirsizlikler oluşturarak buluşma noktaları icat etmekte gecikmedi. FETÖ muhafazakâr çevrelere nüfuz ettiği için Erdoğan'ın yalnız bırakıldığını tespit etmemiz gerekir.

Seçkinler zümresinin kimlerden oluştuğu konusunda birtakım tahminlerde bulunabiliriz. Geride bırakılan izleri takip ettiğimizde bugünkü muhafazakâr muhalefet cenahına da ulaşabiliriz. Fakat yine de 15 Temmuz'a adım adım gidildiğini ve birçok şeyin gözlerimizin önünde cereyan ettiğini kabul etmeliyiz. Sorumluluğu siyasete yüklemeye alıştığımız için bugünkü belirsizlik ortamının kaynağını tespit etmekte de zorlanıyoruz. Hatta bu sürecin fikrî kalıntıları üzerinde de düşünme ihtiyacı hissetmiyoruz.

15 Temmuz 2016 günü bizi ve bütün coğrafyamızı tehdit eden gücün neler yapabileceğini gördük. Emperyalizm, içimizden devşirdiği unsurlarla bize baş eğdirmek istediğini gösterdi. Bu açık bir savaştır. Bu savaşta kim kimin yanında duruyor, sorusuna herkes kendi adına cevap verebilir. Türk milleti, bu vatan kimin, sorusuna net bir cevap verdi. Onun için 15 Temmuz esasen milletin zaferidir. Kutlu olsun!

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş