DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Bülent Eczacıbaşı neden silahlı adamlarla şantiye bastı?

Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, geçtiğimiz hafta Bodrum'da bir şantiyeyi silahlı adamlarla basması üzerine gündeme gelmişti. Habertürk yazarı Oray Eğin, Eczacıbaşı ile yaptığı görüşme sonrası yaşanan olaya dair ayrıntılar paylaştı

3 Hafta Önce
2021-09-09 22:24:22

Eğin'in ‘Bülent Eczacıbaşı olayı' başlıklı yazısından ilgili bölüm;

Bülent Eczacıbaşı'nı böyle bilmezdik. Silahlı adamlarla inşaat basacak, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye dayılanacak, polis-asker tanımaz, kanuna meydan okuyan bir görüntü çizecek, sadece servet sahibi olduğu için sıradan insanların üzerinde imtiyazlara sahip olduğunu düşünecek biri değildi o. Cumhuriyet'in ilanından sonra aristokrasi kalmadı Türkiye'de, ama aristokrasiye en yakın figürdü o. Zaten kaç tane böyle soyadı kaldı ki… Ama gelin görün ki Eczacıbaşı bir süredir halkın plajını kapatmakla, sahile mermer tuzu dökmekle, “vatandaş” rahat yüzsün diye “halkın” denize girişini engellemekle, hatta kaçak inşaat yapmakla anılıyor. Klasik müzik ve çağdaş sanata şahsen meraklı bir iş adamıyla kolay kolay yan yana gelmeyecek durumlar bunlar.

Geçen hafta Eczacıbaşı'nın Bodrum'daki evinin yakınındaki bir arsada çekilen görüntüleri gündeme geldi. Kısa video'ları izledikten sonra aklımdan ilk geçen Türkiye'de – aristokrat da olsa – hiç kimsenin arkasında durulmayacağı, birinin bir süre sonra illaki hayal kırıklığına uğratacağı düşüncesiydi. En kibar tabirle “Yakışmıyor,” denir. Kaba, yeni sermaye sınıfının davranış biçimini andırıyor Eczacıbaşı'nın tavrı. Çıta İstanbul Modern değil, Sultanahmet'te nargileci adeta. Koskoca Eczacıbaşı adını yerle bir edecek, onu da müteahhit sınıfıyla eşitleyecek, “Sen de mi!” dedirtecek cinsten görüntüler.

İşte ben de bu sorunun peşine düştüm: Bülent Eczacıbaşı'na ne oldu? Ne oldu da adı fugue sanatıyla değil de kaçak inşaatla anılmaya başladı. Bodrum'daki olaya hakim kişilerle, sonra Türkbükü'ndeki gelişimi ve değişimi yakından takip eden yazlıkçılarla, tapu kayıtlarına ve benim asla anlamadığım parsel planlarına hakim olanlarla konuştum. Türkiye'nin en büyük haber ajansı WhatsApp gruplarında da bu konu gündeme geliyor, ama ayrıntıya sahip olanlar “özelden” yazıyor. Oralardan da bir şeyler topladım. Ama ilk önce Bülent Eczacıbaşı'nı arayıp ne olup ne bittiğini sordum.

Bülent Eczacıbaşı en çok medyaya sitem ediyor, onun dışında bu konuda konuşmamaya kararlı.

“Dilimi ısıracağım,” diyor ve hiçbir şey söylemiyor Bülent Eczacıbaşı. Olayın kendi açısından nasıl yaşandığını, kendi bakış açısını bile anlatmıyor. Ağzını bıçak açmıyor. Ama belli ki özenle inşa ettiği isminin böyle anılmasından son derece huzursuz. “Ben bu konularda ağzımı açmıyorum,” dedi bana. “Savcılık dosyası var, bu süreç bitene kadar da konuşmayacağım.”

Sadece medyaya açıkça sitem ediyor: “Çarpıtılmış ve tamamen asılsız bir içerikle servis edilmiş video üzerine yayınlanan haberlere ve yapılan yorumlara hayret ediyorum, bunlardan çok büyük üzüntü duyuyorum,” diyor.

Olaylar Eczacıbaşı çiftinin bir gün kendi zeytinliklerini gezmesiyle patlıyor.

Konumuz Eczacıbaşı'nın arazisi. Hiç gitmediğim, sadece tekneden gördüğüm bu evin bir de zeytinliği var; kıyıda, tek bir kazma dahi vurulması mümkün olmayan bir SİT alanı bu. Zeytinliğin yanında da Çağdaş İnşaat'ın kiraladığı, denize bakarken solda kalan, Cennet Koyu'nun dibine çok yakın bir başka arazi var. Firma bu alana otel yapıyor, Eczacıbaşı'nın arsasının yanından da konuklarına denize giriş yolu açmaya çalışıyor. Ancak zamanla sahip olduğu arsayı dolduruyor, arkeolojik SİT alanına inşaat yapmaya başlıyor. Bu arada alıştığımız gibi bir şantiye de söz konusu değil; en basitinden bilgilendirici levhalar yok.

Olan biteni yakından görenlerin aktardığına göre Eczacıbaşı geçen Mayıs ayında bu inşaatı şikayet ediyor, ertesi gün de kaçak kısımlar yıkılıyor, arsanın doldurulması duruyor. Aradan geçen zamanda arsanın doldurulmuş kısımlarının da kaldırılması için ricada bulunuyor. Ortada ne bir dava var, ne bir resmi şikayet. Bu sefer sadece rica. Ancak bunun üzerinden bir süre geçtikten sonra Bülent ve Oya Eczacıbaşı çifti zeytinliklerini gezerken iş makinelerinin yeniden çalıştığını, SİT alanında dolguya devam edildiğini, ruhsatsız inşaat yapıldığını görüyorlar. İşte geçen hafta medyaya servis edilen görüntüler de o gün çekiliyor.

Bülent Eczacıbaşı ta TÜSİAD başkanı olduğu günlerden beri yanında nereye gitse korumayla dolaşıyor, o gün de yanında koruması var. İnşaat alanına girdiklerinde Eczacıbaşı çiftinin etrafını sekiz-10 kişilik bir grup çeviriyor, arabalarının çıkışını engelleyecek şekilde arkasına bir iş makinesi çekiyorlar ve çekime başlıyorlar. Medyaya montajlanarak servis edilen görüntüler Eczacıbaşı çiftinin bir anlamda tuzağa düşürüldüğü anlar. Oya Eczacıbaşı'nın yüzünü gizlemek için elini kaldırması kameralara saldırdılar diye gösteriliyor falan…

Buradan sonrası çok fazla ayrıntıya giriyor, zaten soruşturma devam ediyor. Eczacıbaşı da “Hukuka güvenirim ve bu tür şeyler yapanın yanına kalmaz diye düşünüyorum,” diyor.

Bana kalırsa asıl mesele inşaat değil, sermayenin el değiştirmesi.

Kim suçlu, kim değil…

Sebep-sonuç ilişkisine dair en iyi sorulardan biri E. H. Carr'ın “What is History” kitabında var. “İçkiyi biraz fazla kaçırıp frenleri hasarlı aracının direksiyonuna geçen, kör noktada aracını sürerken sigara almak için karşıdan karşıya geçen adamın durumunu düşünün,” diye yazıyor. “Kim sorumlu? Biraz fazla içen adam mı? Frenleri denetlemeyen kişi mi? Tehlikeli virajı tamir etmeyen yerel yönetim mi? Kötü alışkanlığını tatmin etmek için yolun ortasına kendisini atan kişi mi?”

Cennet Koyu'nda yaşanan da basit bir inşaat kavgası değil, aslında Türkiye'deki dönüşümün özeti. Kim sorumlu? Cennet Koyu'nu satan mı, o koyu satın alıp ev yapan mı, oraya imar izni veren mi, sonraki yıllarda imar affını çıkaran mı, inşaata dayalı ekonomi mi, denize girmek isteyen “halka” karşı kendisini korumak isteyen “vatandaş” mı, müteahhit ekonomisi, yeni zengin sınıfı mı…

Habertürk

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş