Her sabah ekrana dokunduğumuz an dev bir görsel şölenin ortasına düşüyoruz. Bize sürekli ne giyeceğimizi, hayatı hangi filtreden görmemiz gerektiğini fısıldayan mikro trendler arasında kaybolmak çok kolay. Peki, tüm bu gürültünün arasında gerçekten bize ait olan ne kalıyor?
Stil, sadece dolaptaki kıyafetlerin veya sezonun popüler parçalarının bir toplamı değil. Yürüdüğümüz sokak, ışığı yakalama biçimimiz, kahvemizi içerken seçtiğimiz o küçük detay ve hayata kattığımız kişisel dokunuşlar... Kısacası stil, kendi görsel dilimizi konuşabilme cesaretidir.
Günümüzde estetik bir duruşa sahip olmak, trendleri harfiyen uygulamak değil; aksine neyi dışarıda bırakacağını bilmektir. Her gördüğümüzü hayatımıza dahil etmek yerine, bize gerçekten dokunanı seçebilmek ve kendi çizgimizi oluşturabilmek belki de asıl şıklığın başlangıcıdır.
90’ların zamansız şıklığı, flaş patlayan bir kompakt kameranın o samimi kadrajı ya da doğru seçilmiş tek bir aksesuar... Bizi biz yapan, kusursuzca kurgulanmış karelerden ziyade o karelere bıraktığımız ruhumuzdur. Çünkü estetik, yalnızca güzel görünmek değil; bir duyguya, bir hatıraya ve bir hikâyeye sahip olmaktır.
Başkalarının kurduğu görsel dünyada konuk olmak yerine, kendi hikâyemizin yönetmeni olmaktır.
Bu köşede sadece geçici moda akımlarını konuşmayacağız. Sezon trendlerini kendi süzgecimizden geçirecek; seyahatlerimizin, detayların ve yaşam ritmimizin izini süreceğiz. Bazen bir sokak köşesinde gördüğümüz eski bir tabela, bazen yıllardır kullandığımız bir çanta, bazen de kimsenin dikkat etmediği küçük bir ayrıntı bize ilham verecek.
Çünkü şıklık sadece giydiklerimizde değil; baktığımız yerde ve yaşamı hissetme biçimimizde gizli.
Belki de bu görsel kalabalığın içinde ihtiyacımız olan şey, daha fazlasını görmek değil; bize ait olanı daha iyi fark etmek.
Hoş geldiniz; kendi estetik yolculuğumuzun ilk adımındayız!
Nesibe Konulğa/TİMETÜRK