Ankara’da dün başlayan ve bugün akşam saatlerinde sona eren zirveye, ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere çok sayıda tüm NATO üyelerinin devlet ve hükümet başkanları katıldı.
Timetürk’e konuşan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Eyüp Kılıç, Ankara’da gerçekleştirilen zirvenin tarihi nitelikte olduğunu şu cümlelerle özetledi:
“Uluslararası ilişkilerde bazı zirveler vardır; alınan kararlarla hatırlanır. Bazı zirveler ise yıllardır sessizce değişen güç dengelerinin artık inkâr edilemez hâle geldiği dönüm noktaları olarak tarihe geçer.
Ankara'da gerçekleştirilen ve dünyanın dikkatle takip ettiği NATO Zirvesi de bana göre ikinci kategoriye giren toplantılardan biridir. Çünkü bu zirvede yalnızca NATO'nun güvenlik vizyonu konuşulmadı; Türkiye'nin ittifak içindeki zaten bilinen fakat zaman zaman göz ardı edilen stratejik ağırlığı da bütün açıklığıyla yeniden ortaya çıktı.”
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın duruşu
Bölgesel ve küresel ölçekte devam eden savaş ve krizlerin sona erdirilmesinde çaba gösteren Türkiye’nin bu zirvedeki rolü ve çözüm tekliflerine dair değerlendirmede bulunan Kılıç, şunları söyledi:
“Uzun yıllar boyunca güvenlik kaygıları yeterince dikkate alınmayan Türkiye, bugün artık sadece taleplerini dile getiren bir ülke değildir. Bölgesel krizlerin çözümünde görüşü alınan, dengeleri etkileyen ve birçok başlıkta çözümün parçası olarak görülen bir aktöre dönüşmüştür. Karadeniz'den Orta Doğu'ya, Kafkasya'dan Doğu Akdeniz'e uzanan geniş jeopolitik hatta Türkiye'nin rolü, zirve boyunca yapılan temaslarda açık biçimde hissedilmiştir.
Bu tablonun tesadüfen ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllardır takip ettiği dış politika anlayışı, bugün ortaya çıkan sonucun en önemli belirleyicilerinden biridir. Türkiye bir taraftan NATO üyeliğinin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirirken, diğer taraftan kendi ulusal çıkarlarından taviz vermeyen bir duruş sergilemiştir. Gelinen noktada birçok ülkenin Ankara ile daha yakın çalışmak istemesi de bu politikanın doğal sonucudur.”
“Uluslararası ilişkilerde ne ebedî dostluk vardır ne de ebedî düşmanlık”
Türkiye’nin çıkarlarının derinleştirilen diplomatik temaslarla kalıcı hale geldiğine işaret eden Kılıç, şöyle devam etti:
"Burada iki hususun özellikle altını çizmek gerekiyor.
Birincisi, NATO artık kuruluş yıllarındaki gibi yalnızca askeri bir ittifak değildir. Bugün NATO aynı zamanda küresel güç dengelerinin şekillendiği siyasi bir platformdur. Bu nedenle burada alınan kararlar kadar, o kararların hangi ülkelerin ağırlığıyla şekillendiği de önem taşımaktadır.
İkincisi ise diplomasinin doğasına ilişkindir. Diplomasi yüksek perdeden konuşmak değildir. Diplomasi, gerektiğinde aynı masada birbirine mesafeli aktörleri buluşturabilmek, farklı çıkarları yönetebilmek ve ülkesinin menfaatlerini soğukkanlılıkla savunabilmektir. Uluslararası ilişkilerde ne ebedî dostluk vardır ne de ebedî düşmanlık. Kalıcı olan tek şey devletlerin çıkarlarıdır. Türkiye'nin son yıllarda kazandığı en önemli kabiliyetlerden biri de tam olarak budur.
Bu çerçeveden bakıldığında, Ankara'da sona eren NATO Zirvesi Türkiye açısından önemli diplomatik kazanımlar üretmiştir."
“Türkiye’nin etkisi artacak”
Türk Savunma sanayii ve teknolojisinde hamleleriyle NATO üzerindeki etkisini de değerlendiren Kılıç, şu ifadeleri kullandı:
"Savunma sanayii alanında atılan adımlar bunun en somut örnekleri arasında yer almaktadır. Hava ve füze savunması, uzun menzilli vuruş sistemleri, uzay ve gözetleme kabiliyetleri, kritik hammaddelerin güvence altına alınması ve insansız sistemler gibi stratejik alanlarda oluşturulan çok uluslu iş birliği girişimlerinde Türkiye'nin yer alması, teknik bir ayrıntı olarak görülemez. Bunlar, Türk savunma sanayiinin NATO ekosistemi içerisindeki konumunu güçlendirecek ve ortak üretimden teknoloji geliştirmeye kadar birçok alanda Türkiye'nin etkisini artıracaktır.
Son yıllarda savunma sanayiinde ortaya konulan başarılar düşünüldüğünde bunun ekonomik ve stratejik karşılığı daha net görülmektedir. Türkiye artık sadece savunma ürünleri satın alan bir ülke değildir. Tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden; üstelik bunu müttefiklerinin ihtiyaç duyduğu teknolojilerle yapan bir aktördür. Zirvede imza altına alınan iş birlikleri de bu dönüşümün uluslararası zeminde daha güçlü karşılık bulduğunu göstermektedir.
Dünya ise belki de Soğuk Savaş sonrasının en karmaşık güvenlik dönemlerinden birini yaşamaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-İran gerilimi, Orta Doğu'daki kırılganlık, enerji güvenliği, düzensiz göç ve yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı riskler, güvenlik mimarisini her geçen gün daha karmaşık hâle getiriyor. Böyle bir tabloda Türkiye'nin jeopolitik konumu, askeri kapasitesi ve diplomatik ağı yalnızca NATO için değil, küresel sistem açısından da vazgeçilmez bir unsur hâline gelmiştir.
Zirve boyunca gerçekleşen yoğun ikili görüşmeler ve Türkiye'ye gösterilen diplomatik ilgi de bunun en açık göstergelerinden biri olmuştur."
“Ankara'nın dışında bir formül üretilemez”
Kılıç, Ankara’daki zirvenin daha önceki NATO zirvelerinden farkına ilişkin soruya ise şu şekilde cevaplandırdı:
"Artık Türkiye, yalnızca NATO'nun güney kanadını koruyan bir ülke olarak tanımlanamaz. Türkiye; karar alma süreçlerinde etkili, bölgesel krizlerde denge kurabilen ve küresel gelişmelerde görüşü dikkate alınan bir aktördür.
Zirveye NATO üyesi olmayan ülkelerin ve uluslararası kamuoyunun gösterdiği ilginin temelinde de bu gerçek yatmaktadır. Avrupa güvenliği konuşulurken Türkiye görmezden gelinemez. Karadeniz denklemi Türkiye olmadan kurulamaz. Orta Doğu'da kalıcı bir istikrar aranıyorsa Ankara'nın dışında bir formül üretilemez. Enerji koridorlarından göç yönetimine, terörle mücadeleden savunma üretimine kadar hemen her başlıkta Türkiye'nin ağırlığı artık çok daha görünür durumdadır.
Bu nedenle Ankara'daki zirveyi yalnızca diplomatik takvimin rutin toplantılarından biri olarak değerlendirmek eksik kalacaktır.
Bu zirve, Türkiye'nin son yirmi yılda inşa ettiği devlet kapasitesinin, savunma sanayiindeki atılımının ve çok boyutlu dış politika anlayışının uluslararası alanda yeniden tescil edildiği bir sahne olmuştur.
Bu kez Türkiye için masada yalnızca teknik anlaşmalar ya da sonuç bildirgeleri yer almamıştır. Masada, yıllar içinde sabırla inşa edilen bir devlet aklı, artan stratejik kapasite ve özgüvenini küresel ölçekte hissettiren çok güçlü bir Türkiye yer almıştır.
Türkiye bugün sadece günü kurtaran politikalarla değil, uzun vadeli stratejik hedeflerle hareket eden bir ülke görünümü vermektedir. Bunun uluslararası alandaki karşılığı ise her geçen gün daha net görülmektedir.
Türkiye artık bekleme odasında tutulan bir ülke değildir. Türkiye masadadır. Üstelik yalnızca kendi güvenliği için değil; bölgesel ve küresel diplomasi ve güvenlik mimarisinin şekillenmesinde söz söyleyen ülkelerden biri olarak masadadır.
Bu nedenle zirvenin Türkiye açısından en büyük kazanımı, yalnızca imzalanan iş birliği başlıkları değil, ulaştığı stratejik seviyenin bütün dünyanın gözleri önünde bir kez daha teyit edilmiş olmasıdır.
Başka bir ifadeyle; bu zirve yeni bir gerçeği ortaya çıkarmamış, zaten var olan gerçeği bütün dünyanın gözleri önünde tescillemiştir. Tam anlamıyla... malumun ilanı."
RÖPORTAJ: CUMALİ DALKILIÇ
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?