ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının 25. gününde hem ABD, hem İsrail hem de İran bu savaştan neler kazandığını ve neler kaybettiğini muhasebe ediyor. Savaşın başlangıcındaki motivasyonla 25. günün sonundaki tablo ise tüm taraflar için oldukça çarpıcı bir farklılıkta. Savaşta İran psikolojik üstünlüğü ele geçirirken ABD ve İsrail istediklerinin hiçbirini alamadı. Hatta uzmanlara göre aralarındaki bağ çözülme eğiliminde. Bu da İsrail'in bölgede yalnızlaşacağını ve sonun başlangıcı olacağını gösteriyor.
Trump savaş için Amerikan kamuoyunu ikna edemedi
İran'la savaşa girmek ABD'de pek popüler bir karar değildi. Başkan Donald Trump'ın İran'la savaşa girmenin nedenine dair Amerikan kamuoyunu ikna etmediği, kimsenin Trump'ın bu savaşı başlatma nedenini anlamlandıramadığı bir sürecin sonunda Trump İran'la barışı ilk kez dillendirdi.
Netanyahu çok istediği savaşta çıkmaza girdi. İşgal toprakları çok fazla hasar aldı ve Demir Kubbe'nin güvenirliği kalmadı. Ancak tüm bunlara rağmen İsrail'de bu çatışma destek veren geniş bir kitle var. İşgalcilerin yüzde 80'inden fazlası saldırı kararını destekliyor. İran'ın İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu başta Başbakan Benjamin Netanyahu olmak üzere İsrail toplumu net olarak düşünüyor.
Tahran'a yönelik ilk hava saldırılarının ertesi günü Netanyahu, mevcut 'güç birliğinin', yani ABD'nin katılımının "40 yıldır yapmayı umduğum şeyi yapmamızı sağladı" diyerek sevincini dile getirmişti. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.
"Asıl beka sorunu İran değil, ABD'sizlik"
Ancak uzmanlara göre gerçek şu ki, Netanyahu'nun özlemini çektiği İran Savaşı, ülkesini daha güvenli hale getirmedi. Hatta bu durum İsrail'in uzun vadeli güvenliğini tehlikeye attı.
Bunun iki ana nedeni var. Birincisi, on yıllardır İsrail'in güvenliğinin en büyük garantisi, ABD'deki güçlü iki partili destek olmuştur. Yani hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların desteği. Ancak Netanyahu hükümetinin önce Gazze'de yarattığı insanlık dramı, şimdi de İran'da sergilediği eylemler, bu desteği eritiyor.
Demir Kubbe güvenini yitirdi
İkinci neden ise İran Savaşı'nın her açıdan ters gitme eğiliminde olması. Hem Trump'ın hem de Netanyahu'nun sözünü ettiği hızlı ve kesin zafer gerçekleşmedi. Bunun yerine savaş, ABD ve İsrail'in öngöremediği bir şekilde tırmandı. İran, Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapattı. İsrail'in işgal ettiği topraklarda güvenli yaşayamayacağı Demir Kubbe'nin yetersizliğiyle anlaşılmış oldu.
Uzun süren bir savaş, İsrailli askerler ve siviller için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca, İsrail'in ABD ile olan hayati önem taşıyan ittifakına da daha fazla zarar veriyor.
Netanyahu'nun destekçileri, İran'ın İsrail için çok büyük bir varoluşsal risk oluşturduğunu, başbakanın diğer meseleleri görmezden gelip harekete geçmekten başka seçeneği olmadığını savunuyor. Ancak İsrail'in önde gelen bazı İran uzmanları, İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer programının acil bir tehdit oluşturduğu fikrine karşı çıkıyor.
"Öldürülen İran yöneticileri makuldü"
İsrail savunma istihbarat teşkilatının eski İran araştırma şefi Danny Citrinowicz, şu anda büyük bir kısmı hayatta olmayan önceki İran liderlerinin “ihtiyatlı ve hesaplı” aktörler olduğunu savunuyor. Bu liderler müzakereler sırasında İran'ın nükleer silah geliştirilmesinde kritik öneme sahip zenginleştirilmiş uranyum stokunu önemli ölçüde azaltmaya hazır olduğunu belirtmişlerdi. Citrinowicz'e göre, ABD'li müzakereciler bu teklifin teknik ve stratejik sonuçlarını tam olarak kavramakta zorlanıyor.
Citrinowicz gibi analistler, İsrail için en büyük uzun vadeli stratejik tehdidin İran değil, İsrail'in dayandığı Amerikan desteğinin potansiyel kaybı olduğuna inanıyor. Bu desteğin aşınması şu anda hızla devam ediyor.
İsrail'in Gazze'de yarattığı insanlık dramı, ABD'de özellikle Demokrat seçmenin İsrail'e bakışını kökünden değiştirdi. Demokratlarda geniş çapta favori aday olarak görülen California Valisi Gavin Newsom, İsrail'den "apartheid devleti" olarak bahsetti.
Netanyahu uzun süredir esas olarak Cumhuriyetçilerle ittifak halinde. Ancak şiddetli İsrail karşıtı duygular, şu anda Trump'ın MAGA hareketi içinde de yaygınlaşmış durumda. Bu duygular, İran Savaşı ve Trump yönetiminin terörle mücadele başkanı Joe Kent'in istifasıyla daha da alevlendi. Kent, İsrail'i Amerika'yı bu çatışmaya sürüklemekle suçlamıştı.
Her geçen gün İsrail'in ABD'deki desteği azalıyor
Bir ABD başkanının, İsrail başbakanının İran'la savaş çağrısını reddetmesi gayet mümkün. Barack Obama ve Joe Biden tam da bunu yaptı. Trump ise bu tuzağa düştü. İran'a karşı hızlı bir zafer, ABD-İsrail ittifakını koruyabilir, hatta güçlendirebilirdi. Ancak ABD, Amerikalıların hayatına mal olacak ve ekonomiyi çökertecek bir bataklığa sürüklenirse, İsrail'e karşı tepki sadece daha da güçlenecektir.
Sonuç olarak, 2028 Başkanlık Seçim kampanyasında hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi adayların İsrail'e verilen desteğin kısıtlanmasını savunacakları artık tamamen olası. Bu, uzun süredir ABD'nin siyasi ve askeri desteğine büyük ölçüde bağımlı olan İsrailliler için stratejik bir felaket.
Kaynak: Habertürk
Yorum Yap