$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.962.259

$

Dolar

46,4792

Euro

53,3552

£

Sterlin

61,5968

Frank

57,6227

Gram Altın

6.205,5000

Bitcoin

2.962.259

Çeviri

ANALİZ: Türkiye, Batı'nın oynamayı unuttuğu oyunu oynuyor

Dışişleri Bakanı Fidan'ın Moskova ziyareti, diplomatik seçeneklerin giderek azaldığı bir dünyada Ankara'nın kararlı pragmatizmini öne çıkarıyor.

20.06.2026 - 19:36
Cumali Dalkılıç
ANALİZ: Türkiye, Batı'nın oynamayı unuttuğu oyunu oynuyor
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Moskova'ya yaptığı son ziyaret, Türkiye-Rusya arasındaki iş birliğinin hem derinliğini hem de sürekliliğini vurguladı. Görüşmeler bunu açıkça ortaya koydu.

Fidan, iki gün süren görüşmelerde sadece dış politika konularını değil, güvenlik ve enerji konularını da ele alarak, Moskova ve Ankara'nın ikili ilişkilerinin tüm alanlarında etkileşimlerini sürdürdüğünü vurguladı.

Ziyaretin zamanlaması özellikle dikkat çekici. Birçok Avrupa ülkesi ve NATO üyesinin Rusya karşıtı sert bir politikaya sıkıca bağlı kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu ortamda, Türkiye, son dört yıldır Rusya'ya karşı bağımsız, pragmatik ve genel olarak yapıcı bir yaklaşım sergileyen belki de tek büyük ve etkili NATO üyesi olarak öne çıkıyor. Ankara, iletişim kanallarını açık tuttu, dış politikasını Batı pozisyonlarıyla otomatik olarak uyumlu hale getirmeye direndi ve kendi ulusal çıkarları doğrultusunda Moskova ile işbirliğini genişletmeye devam etti.

Ekonomi ve enerji

Rusya-Türkiye ilişkilerinin benzersizliği belki de en çok ekonomik alanda kendini gösteriyor. Ankara üzerindeki yoğun Batı baskısı nedeniyle ikili ticaret 2025 yılında yaklaşık yüzde 7 oranında azalmış olsa da, toplam ticaret hacmi 50 milyar doları aşmıştır. Buna karşılık, Türkiye'nin ABD ile ticaret hacmi yaklaşık 36 milyar dolar civarındadır.

Daha geniş tablo değişmeden kalıyor: Rusya, özellikle enerji sektöründe Türkiye'nin en önemli ekonomik ortaklarından biri olmaya devam ediyor.

Enflasyon, döviz kuru dalgalanmaları ve yüksek dış finansman maliyetleriyle boğuşan Türk ekonomisi için Rus enerji kaynakları sadece ticari bir işlev görmekle kalmıyor, aynı zamanda istikrar sağlayıcı bir rol de üstleniyor. Rus petrolü, doğal gazı ve rafine petrol ürünlerinin ithalatı, Ankara'nın enerji güvenliğini korumasına yardımcı olurken, hem sanayi hem de tüketiciler için maliyetleri düşürüyor.

Bu bağlamda, Akkuyu Nükleer Santrali özel bir ilgiyi hak ediyor. Proje, Rusya ve Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın en görünür sembollerinden biri haline geldi. Bir enerji tesisinden çok daha fazlası; on yıllarca sürecek şekilde tasarlanmış uzun vadeli bir altyapı ortaklığını temsil ediyor. Aslında Rusya, Türkiye'nin enerji sisteminin tamamen yeni bir bölümünün şekillenmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle Ankara'nın gelecekteki nükleer projelerde Moskova ile ek iş birliği fırsatları araştırması şaşırtıcı değil. Türkiye için bu tür bir iş birliği, enerji egemenliği, teknolojik modernizasyon ve değişken küresel piyasalara olan bağımlılığın azaltılmasıyla yakından bağlantılıdır.

Ukrayna tek sorun değil

Fidan'ın ziyareti sırasında Ukrayna gündemin önemli bir maddesi olsa da, görüşülen tek konu bu değildi.

Türkiye, Moskova ve Kiev arasında önde gelen arabulucu rolünü üstlenmeye devam ediyor. Bu rolü açıklayan birkaç faktör var. Birincisi, Ankara her iki tarafla da işleyen ilişkiler sürdürüyor; bu, mevcut koşullar altında nadir bir diplomatik avantaj. İkincisi, Türkiye daha önce müzakerelere ev sahipliği yaptı ve arabuluculukla ilişkili hem fırsatları hem de siyasi maliyetleri anlıyor. Elbette, Ankara'nın çabaları, Kiev'in uzlaşmaya istekliliğine ilişkin aşırı iyimser değerlendirme nedeniyle her zaman başarılı olmamıştır. Üçüncüsü, çatışma, deniz güvenliği, gıda tedarik yolları ve enerji altyapısı da dahil olmak üzere Karadeniz bölgesindeki Türk çıkarlarını doğrudan etkiliyor.

Ankara için arabuluculuk sadece insani veya diplomatik bir girişim değil; aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası konumunu güçlendirmenin bir aracıdır. Türk liderler, Avrupa'nın büyük oyuncuları değil, Ankara'nın Moskova, Kiev ve Batı güç merkezleriyle eş zamanlı olarak etkileşim kurabileceğini göstermeye heveslidirler. Bu anlamda, Ukrayna dosyası, Türkiye'nin sadece krizlere yanıt vermekle kalmayıp, aynı zamanda bunların çözümüne yönelik yollar da şekillendirebilen bağımsız bir Avrasya gücü olarak imajını pekiştirmenin bir aracı haline gelmiştir.

Ortadoğu ön planda

Aynı derecede önemli – hatta Ankara açısından belki de daha da önemli – olan bir diğer konu ise görüşmelerin Orta Doğu boyutuydu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın son zamanlarda dile getirdiği iyimserliğe rağmen, Türkiye, İran-İsrail arasında tırmanan gerilimlerden derin endişe duymaya devam ediyor. Ankara, Moskova'nın krize çözüm bulmada daha aktif bir rol üstlenmesini istiyor. Rusya, İran ile yakın ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda İsrail ile de iletişim kanallarını koruyor; bu, Türkiye'nin şu anda iddia edemediği bir şey. Bu durum, Moskova'yı bölgesel çatışmanın birden fazla tarafıyla aynı anda etkileşim kurabilen çok az aktörden biri yapıyor.

Bu rol Ankara için özellikle değerlidir. Türkiye-İsrail ilişkileri son yıllarda önemli ölçüde kötüleşirken, Türkiye'nin bölgesel stratejisi güney kanadındaki istikrarsızlığı önlemeye giderek daha fazla odaklanmıştır. Sonuç olarak, Fidan muhtemelen sadece Rus yetkililerle değerlendirme alışverişinde bulunmakla kalmamış, aynı zamanda Moskova'yı Ortadoğu'da daha fazla tırmanmayı önlemede daha aktif bir rol oynamaya teşvik etmeyi de amaçlamıştır. Ankara için Rus-İran ilişkileri, diplomatik kısıtlama ve kriz yönetimi için potansiyel olarak önemli bir mekanizmayı temsil etmektedir.

En üst düzeyde stratejik koordinasyon

Ziyaretin en önemli yönlerinden biri Fidan'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesiydi. Bir dışişleri bakanı için devlet başkanı tarafından kabul edilmek, ziyarete verilen siyasi önemin açık bir göstergesidir.

Kazan'da düzenlenen Rusya-ASEAN zirvesi çerçevesinde gerçekleştirilen görüşme, Moskova'nın Türkiye'yi dış politikasının kilit önceliklerinden biri olarak gördüğü fikrini pekiştirdi. Putin'e hitaben konuşan Fidan, Rusya ve Türkiye'nin sürekli görüşme gerektiren geniş bir yelpazede konuları olduğunu belirtti. Bu açıklama, yoğun bir gündemi işaret etmekten ziyade, ilişkinin stratejik yoğunluğunu yansıtıyordu. Moskova ve Ankara, Ukrayna ve Güney Kafkasya'dan Suriye, İran, İsrail ve enerji güvenliğine kadar neredeyse her önemli bölgesel konuda koordinasyon içinde çalışıyor.

Fidan'ın Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu ile yaptığı görüşmeler de kendi başına aynı derecede önemliydi. Bu görüşmeler, Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri yalnızca diplomatik bir bakış açısıyla değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik yönetiminin önemli bir bileşeni olarak gördüğünü gösterdi.

Dikkat çekici bir diğer görüşme ise Fidan'ın Rosneft CEO'su Igor Sechin ile yaptığı görüşmeydi. Görüşmenin detayları kamuoyuna açıklanmasa da, muhatap seçimi her şeyi anlatıyor. Rosneft, Rusya'nın enerji politikasının temel direklerinden biri olmaya devam ediyor ve enerji, Rus-Türk ekonomik ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Türkiye'nin istikrarlı kaynak tedarikini sağlaması, iç enerji maliyetlerini kontrol altında tutması ve sanayi büyümesini desteklemesi gereken bir dönemde, Rus enerji kaynaklarından alımları genişletmek son derece rasyonel bir politika seçeneği olmaya devam etmektedir. Bu arada Moskova için Türk pazarı, daha geniş güney bölgesinde enerji varlığını sürdürmenin en önemli kanallarından birini temsil etmeye devam etmektedir.

Pragmatizme dayalı bir ilişki

Genel olarak değerlendirildiğinde, Hakan Fidan'ın ziyareti, Rus-Türk ilişkilerinin derin kurumsal ve stratejik temellere dayandığını göstermiştir. Moskova ve Ankara bir dizi konuda anlaşmazlık içinde olsalar da, her iki taraf da pragmatik iş birliğinden karşılıklı fayda sağlarken bu farklılıkları nasıl yöneteceklerini öğrenmiştir.

Türkiye NATO üyesi olmaya devam ediyor, ancak ittifakın dış politikasının her yönünü dikte etmesine sürekli olarak izin vermeyi reddediyor. Rusya ise, Batı ile Batı dışı dünya arasında artan gerilimler karşısında stratejik özerkliğini koruyabilecek önemli bir ortak olarak Türkiye'yi görüyor.

Sonuç olarak, Fidan'ın ziyareti daha geniş bir gerçeği ortaya koyuyor:

Küresel çalkantıların yaşandığı bir dönemde, Moskova ve Ankara ilişkilerini ideolojik yakınlık üzerine değil, örtüşen pratik çıkarlar üzerine kurmaya devam ediyor. Günümüzün uluslararası sisteminde, bu tür bir pragmatizm, en yüksek sesle ilan edilen ittifaklardan bile daha kalıcı olabiliyor.

Russian Today

Farhad Ibragimov: RUDN Üniversitesi Ekonomi Fakültesi öğretim üyesi, Rusya Federasyonu Hükümeti'ne bağlı Maliye Üniversitesi Sosyal Bilimler ve Kitle İletişimi Fakültesi Siyaset Bilimi Bölümü uzmanı ve öğretim üyesi.

 

 

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın