$

Dolar

46,8629

Euro

53,6121

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,3380

Gram Altın

6.277,7800

Bitcoin

2.930.211

$

Dolar

46,8629

Euro

53,6121

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,3380

Gram Altın

6.277,7800

Bitcoin

2.930.211

Makale 05.07.2026 12 dk okuma

Analiz: ABD’nin çekilmesiyle Avrupa güvenlik boşluğunu Türkiye dolduracak

Paylaş:

Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da 36. NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. NATO ülkelerinden 32 liderin yanı sıra Körfez ve Asya-Pasifik liderlerinin de katılması bekleniyor. 29 Haziran'da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvenin odak noktasının İran ve Ukrayna savaşları nedeniyle gerilen ittifak birliği ile savunma ticareti ve iş birliğinin önündeki engellerin azaltılması olacağını söyledi. Tartışılacak diğer konular arasında, NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma ve Ukrayna'nın savaş çabalarına destek verme gibi ittifak içindeki tartışmalı yük paylaşımı konuları yer alıyor. Türkiye aynı zamanda savunma üretimi, yatırımı ve inovasyonu üzerine bir Savunma Sanayi Forumu'na da ev sahipliği yapacak.

Zirvede, hava savunma sistemleri, hassas silahlar ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere yeni büyük ölçekli askeri yardım paketlerinin görüşülmesi bekleniyor ve bu zirvenin Ukrayna'ya yönelik desteğin koordinasyonu için önemli bir forum haline gelmesi öngörülüyor. Nitekim zirve öncesinde NATO üyesi ülkeler Ukrayna'ya yaklaşık 70 milyar euro yardım sözü verdi.

Her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump, son aylarda NATO ülkelerini ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa destek vermemekle eleştirerek oldukça güçlü eleştirilerde bulunsa da; NATO genel sekreterinin Beyaz Saray ziyareti ve G-7 toplantısında Avrupalılar yaptığı müzakereler Ankara zirvesinde bir krizin çıkmayacağının habercisi olarak değerlendirilebilir. ANCAK Bu konu, Ankara zirvesindeki görüşmelere muhtemelen damgasını vuracak ve bu konu ittifakın 1949'da kurulmasından bu yana tarihindeki en zorlu dönem olarak nitelendirdi.

Görünen gündem:

Görüşmelerin bir parçası olarak, NATO ittifakın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, müşterek kuvvetlerin modernizasyonu, siber güvenlik, enerji güvenliği ve Avrupa'da ve ötesinde ortaya çıkan yeni tehditlere karşı koordineli bir yanıt geliştirilmesine odaklanılması bekleniyor.

Ankara'daki toplantıların formatının Türkiye'nin NATO yapısı içindeki rolünü daha da güçlendireceğine ve güncel güvenlik sorunlarına yanıt vermede transatlantik birliğin önemini vurgulayacağına inanılıyor. Bu bağlamda gündemin ilk ve görünen asıl amacı NATO2ya ayrılması beklenen mali desteğin yani savunma harcamaların üye devletin GSYİH %5’ni ayrılmasının hukuki-yazılı bir zemin hazırlamak olduğunu ifade etmemiz gerekir.

Diğer bir gündem ABD'nin Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi veya tırmanması durumunda Ukrayna'ya güvenlik garantisi olarak asker göndermeyi planlamadığını açıklamasından dolayı; Washington, Avrupa ülkelerine Ukrayna'da faaliyet gösteren silahlı oluşumlarına yönelik savunma silahları ve destek şeklinde yardım sözü veriyor. İşte bu görünen gündemin arka planında bu boşluğu hangi ülke(ler)nin dolduracağı sorusuna; akla gelen ilk ve en güçlü aday ülke TÜRKİYE olması ve toplantının Ankara’da olması NATO-2026 zirvesini daha da anlamlı hale getiriyor.

NATO, 1956'daki Süveyş krizi, 1966'da Fransa'nın entegre askeri kanadında çekilmesi ve 2003'teki Irak savaşı gibi daha önce de derin bölünmeler yaşadı. Trump, ilk döneminde, müttefikleri savunmaya yeterince yatırım yapmadıkları için 2018 Brüksel zirvesinden neredeyse NATO’dan ayrılmıştı . Geçtiğimiz yıl Lahey'de NATO liderleri , 2035 yılına kadar GSYİH'lerinin %5'ini savunma ve savunmayla ilgili harcamalara ayırma konusunda anlaştılar. Bu, sadece Trump'ı memnun etmek için değildi, ayrıca Avrupa'nın güvenliğini güçlendirmek için de atılmış önemli bir adımdı. Ancak son aylarda NATO içindeki gerilimler rekor seviyeye ulaştı. Trump'ın İttifak'ın ABD için değerini sorgulaması , Grönland'ı kontrol etme arzusu , Ukrayna'nın zararına Rusya ile anlaşmalar yapma eğilimi ve Müttefikleri ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşına destek vermemesi nedeniyle eleştirmesi Avrupalıları tedirgin etti. Buna karşılık, Avrupalılar üsluplarını sertleştirdiler ve kendilerini daha az Amerikan desteğiyle nasıl savunabileceklerini aramaya başladılar.

Genel Sekreter Mark Rutte, Nisan ayında Oval Ofis'te "açık” bir görüşme için Washington'a gitti. Trump'a İttifakın avantajlarını hatırlatarak, Avrupa'nın daha büyük bir rol üstlenmek istediğini vurguladı. Rutte, "Bu iyi bir haber. Sağlıksız bir bağımlılıktan gerçek ortaklığa dayalı bir transatlantik İttifaka doğru bir gelişme." dedi. Ayrıca birçok Avrupa ülkesinin Ortadoğu'da üs kurma, lojistik ve hava sahası kontrolleri konusunda yardımcı olduğunu da belirtti.Bu ziyaretin amacı Avrupa ve NATO’ya zaman kazandırarak ABD’nin kademeli olarak geri çekilişine zemin kazanmaktı. İşte Ankara zirvesi, bu süreci hızlandırabilecek üç konuya odaklanacak: savunma harcamaları, savunma sanayi üretimi ve Ukrayna'ya destek.

NATO müttefikleri ve ortakları, Patriot füze savunma sistemleri de dahil geçen yıl ABD ekipmanı tedarik etmek için 4 milyar dolardan fazla kaynak sağladı. Ancak Almanya, Norveç, Danimarka ve Hollanda'nın yükün büyük kısmını üstlenmesiyle açık bir dengesizlik söz konusu. Zira Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri nitelikli bir maddi destek sağlamıyor. İngiltere, Fransa ve Almanya   lokomatif ülke pozisyonlarını koruyor olsalar da;  Akdeniz havasında Portekiz, İspanya, İtalya ve Yunanistan eleştirel bakmaya devam ediyor. Rutte'nin müttefiklerin GSYİH'lerinin bir kısmını Ukrayna'ya ayırması gerektiği önerisi henüz kabul görmedi, bu nedenle Ukrayna'nın ihtiyaçlarının tam olarak karşılanmama riski var. Avrupalılar yeterince savunma sanayi üretimi yapmazken, ABD Ortadoğu'daki stoklarını tüketiyor. Kendi güvenliğinden endişe duyan Türkiye, komşularındaki iki savaşta arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Ynai Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı ve ABD'nin İran'a karşı savaşı. NATO'nun balistik füze savunma sistemi, Türkiye'ye doğru giden dört İran füzesini başarıyla engelledi , ancak çatışma ne kadar uzun sürerse, zirveyi o kadar gölgede bırakacaktır. Liderlerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını görüşmeleri ve özellikle NATO'nun 4 Körfez ortağı olan Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin yanı sıra Umman ve Suudi Arabistan'ın da Ankara'ya davet edilmesi muhtemel olduğundan, İngiltere ve Fransa önderliğindeki gönüllüler koalisyonu toplantısına ev sahipliği yapmaları mantıklı olacaktır. Savunma yatırımları ve yük kaydırma konusunda kaydedilen açık ilerlemeyle birlikte bu, ABD'nin endişelerinin ciddiye alındığını gösterecek, Amerika'nın Avrupa'nın güvenliğine olan ilgisini sürdürmesine yardımcı olacak ve NATO birliğini koruyacaktır.

Görünmeyen gündemler: NATO’nun koruduğu ülkeden Avrupa’yı koruyan Türkiye

NATO'nun Türkiye'ye biçtiği yeni rol; Avrupa’nın güvenlik mimarisinin şekillenmesinde ABD’den doğan boşluğun Türkiye tarafından askeri ve savunma sanayi alanında doldurulması bekleniyor.

Özellikle Boğazlar ve Adana'da kurulan yeni karargahlar gündemi, Karadeniz'i ısıtan provokasyonlar ve "Avrupa'nın savunma kalkanı olma misyonu" nun Türkiye'yi adım adım yeni bir çatışma eksenine sürükleyip sürüklemeyeceği değerlendiriliyor. Ankara ve NATO bu konuda bir paradgima değişimi konusunda mutabakata vardığı anlaşılıyor ama bu angajmanın kim tarafından yöneticiliği ve Türkiye’nin sınırları henüz netleşmemiş gözüküyor. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan “Teksas’tan Ankara’ya güvenlik mimarisini amasız ve fakatsız şekillendirme” önerisinde bulunuyor.

NATO'nun Karadeniz'e yönelik ilgisi, Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi konusundaki hassasiyeti ve İsrail’e rağmen Suriye, Lübnan ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin alan kazanması; menfaatlerin yer yer örtüştüğü  bazen de taban tabana zıt olduğu konu başlıklarıdır. Nitekim İstanbul Boğazı’nda kurulacak Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı ve Adana’daki NATO Çok Uluslu Kolordusu’nu da bu bağlama dahil edilmesi bunun bir parçasıdır. Dolayısıyla NATO, Türkiye’ye askeri ihtiyacı ve teknolojik açıdan destek talep ettiğinde içselleştirirken; karar alma ve planlama aşamasında da dışlamaktadır. Nihayetinde bu durum bir paradigma değişiminin stratejik mi taktik mi sorusunu da beraberin de getirmektedir.

Teknoloji üssünde genç Türk mühendislerle konuşan NATO Genel Sekreteri Rutte, çalışmalarından dolayı onlara teşekkür ederek, Türkiye'nin İttifaktaki kilit rolünü vurgulayarak, “Türkiye bir savunma sanayi devrimi geçirdi” dedi. NATO vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya devam etmek için, Sayın Rutte, müttefiklerin “birlikte üretmeye, birlikte yenilik yapmaya ve birbirlerinden satın almaya devam etmeleri” gerektiğini vurgulayarak, savunma sanayi işbirliğinin önemini belirtti; ve bu çabaların kolektif güvenliği sağlamak ve müttefiklerin Lahey Zirvesi'nde alınan kararlara bağlılığını göstermek için çok önemli olduğunu söyledi. Bu nedenle Ankara zirvesi, müttefikleri kendi silahlı kuvvetlerine ve savunma sanayilerine yatırım yapmaya teşvik edecektir. Avrupa'nın mühimmat üretimine, insansız hava araçlarına, hava savunma sistemlerine, zırhlı araçlara, uzun menzilli ateş gücüne, siber yeteneklere, askeri hareketliliğe ve yedek kuvvetlere ihtiyacı var. Bu ihtiyacı kısa ve orta vade de Türkiye ile çözmek istiyor. NATO, geleceğe yönelik hazırlık hakkındaki açıklamalarla Rusya'yı caydıramaz. Fabrikalara, stoklara, eğitimli birliklere ve kuvvetleri doğu kanadına hızla sevk edebilecek komuta yapılarına ihtiyacı var.

Ukrayna, en önemli konulardan biri olmaya devam edecek. Kiev'e destek bir hayır işi veya sadece siyasi bir jest değil. Ukrayna, Rus askeri gücünü her geçen gün zayıflatıyor,oyalıyor ve varlığı NATO'nun güvenliğini doğrudan etkiliyor. Desteğin zayıflaması, Polonya, Romanya, Baltık ülkeleri, Finlandiya ve İsveç üzerindeki baskıyı artıracaktır. Doğu kanadı için Ukrayna ayrı bir savaş değil; Avrupa güvenliğinin ön cephesidir. Bu bağlamda Türkiye, Ortadoğu güvenliğini zirveye dahil ederek gündemi genişletmek isteyebilir. Katılım gösteren Ortadoğu ülkelerinden dışişleri bakanlarının varlığı, Ankara'nın bölgesel emellerine ve bölgedeki mevcut istikrarsızlığa uygun olacaktır. 

Ankara'da NATO zirvesinin gerçekleşecek olması bile başlı başına bir başarı. Özellikle Donald Trump'ın katılımı Avrupalı liderler ve Zelenskiy'nin hazır bulunması, ilk kez Hint-Pasifik ortaklarının masada olması ve Avrupa'nın kendi kıtasının daha büyük bir bölümünü savunabileceğini kanıtlaması baskısı altında Türkiye'de bir arada geliyor. Bu bağlamda Rusya’yı düşman ama Çin’i Şimdilik rakip gören NATO’nun kısa vadede Ankara'nın Rusya'nın hâlâ ana düşman olduğunu ve Avrupa'nın nihayet konvansiyonel yükün daha fazlasını üstlenmeye hazır olduğunu teyit edip etmeyeceği en önemli sorunsal olarak karşımızda duruyor. Anladığımız kadarıyla Türkiye fiilen Rusya’da karşısında duracağı ama sıcak bir çatışmanın bir parçası olmayacağı(Suriye benzeri) bir senaryonun peşinde olduğunu gösteriyor.

Ankara’da NATO’nun Hint-Pasifik ortaklarının varlığı da önemli olacak. Avustralya, Japonya ve Güney Kore, NATO'nun stratejik ufkunun artık Euro-Atlantik bölgesiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. NATO, Çin'i, Kuzey Kore'yi, tedarik zincirlerinin güvenliğini, denizcilik yollarını, teknolojik rekabeti ve Avrupa ile Asya güvenliği arasındaki bağlantıyı yakından takip ediyor. Ankara-2026 zirvesi NATO’nun daha derin bir dönüşümü sırasında gerçekleşecek. Buna NATO 3.0, NATO 4.0 veya NATO 5.0 denmesi, değişimin özünden daha az önemli. Avrupa'nın Amerikan gücüne güvenirken konvansiyonel savunmaya yeterince yatırım yapmadığı eski model sona eriyor. ABD, Avrupa devletlerinden daha fazla harcama yapmalarını, daha fazla üretim yapmalarını ve kıtanın savunması için daha fazla yük üstlenmelerini bekliyor.

Polonya için bu yönelim olumlu, ancak yalnızca gerçek olursa. Varşova zaten savunma harcamalarında liderler arasında yer alıyor, ancak Polonya'nın güvenliği aynı zamanda Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya, İskandinav ülkeleri ve diğerlerinin güçlerini, mühimmat stoklarını, hava savunmasını, lojistiğini ve sanayi kapasitesini yeniden inşa edip etmemesine de bağlı. 

Sonuç olarak Ankara, riskleri satın almak birlikte NATO’da artan küresel güvenlik rolü elde etmek konusunda oldukça istekli görünüyor. 2026 Ankara NATO Zirvesi; Türkiye Küresel Güvenlik Rolünü Güçlendiriyor. Elbette bunun siyasi, ekonomik, ekonomik,askeri ve istihbari kazanımları olduğu kadar belli oranda riskleri de beraberinde barındırıyor. Anladığımız kadarıyla Türk devleti bu riski satın alarak İsrail merkezli daha büyük bir bloğu karşısına en azından karşıya hizmet etmeyecek ama yanında da durmayacak stratejik bir iklim tesis ediyor.Yani kazanamıyorsak bile zararı minimize etmek de bir kazançtır şeklinde bir siyaset izliyor.

Ankara-2026 zirvesi, NATO'nun gelecekte neye dönüştüğünü gösterecek.  NATO zirvesine, Avustralya, Japonya ve Güney Kore'nin stratejik olarak daha fazla yer almasıyla  ÇİN’e karşı 2030 veya 2035 yıllarına kadar daha küresel bir bakış açısına yönelirken, Amerika Birleşik Devletleri Avrupa'da daha küçük ve seçici bir rol üstleneceğinin sinyalini veriyor. ABD’den kaynaklanacak boşluğun Türkiye tarafından doldurulması beklenirken ABD’nin büyük oranda Çin’e odaklanması ve lojistik ihtiyacını Hint-Pasifik hattına göre şekillendirmesi bekleniyor. NATO'da Türkiye ve Avrupalılar gerçek konvansiyonel bir güç oluşturursa ve Euro-Atlantik, Hint-Pasifik ve endüstriyel güvenlik boyutlarını birbirine bağlamaya yardımcı olursa, bu durum NATO'yu güçlendirebilir. 

Hüsamettin Aslan/TİMETÜRK

Etiketler:
Hüsamettin Aslan
Hüsamettin Aslan

Köşe Yazarı