SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİGEZİSPORSAĞLIKTEKNOLOJİKÜLTÜRYAŞAMFOTOVİDEOEN

İhtilafta rahmet olabilir

27.2.2012

Mustafa Akyol


Demokrasi, mâlum, Batı’dan ithal ettiğimiz bir sistem. Yani, seçim, sandık veya parlamento gibi kavramları Batı medeniyeti bizden önce geliştirmiş, biz de oradan alıp benimsemişiz. Tanzimat’dan bugüne dek süren uzun bir süreç bu. (Tabi aynı Batı’nın emperyalizmi de bize zaman zaman musallat olmuş; bu da ayrı bir hikaye.)

Fakat demokrasi, bir “sistem” meselesi olduğu kadar da bir “kültür” meselesi. Batı, bu kültürü de yine bizden önce geliştirmiş. Bizden daha akıllı veya erdemli olduğu için değil, sadece daha fazla “deneme-yanılma” şansı yakaladığı için...

İşte bu kültürün ürettiği bazı özlü kavramlar da var ki, bunlardan biri, İngilizce’deki “agree to disagree” sözü. Türkçesi, “anlaşmamaya anlaşmak.” Yani, “biz şu konuda anlaşamıyoruz; ama bu anlaşmazlık durumunu saygıyla kabullenmekte anlaşıyoruz” demek.

Anlaşmamaya anlaşmak

Peki bu “anlaşmamaya anlaşmak” tutumu Türkiye’de yaygın mı?

Kuşkusuz bu tutumu benimseyenler var. Ama pek çok kişi de, kendisiyle anlaşamadığı insanlarla hiç bir saygı temelli ilişki kurmuyor. Aksine, onları alçak, hain, “soysuz” ve “satılmış” sayıyor.

Türk televizyonlarında, karşıt görüşler savunurken birbirini sadece eleştirmeyen, aynı zamanda “şerefsizlikle” suçlayan insanlardan bolca görmeniz, bu yüzden.

Bu kavgacı tutumu “ulusal” düzeyde en çok sergileyenler, Kemalistler. Muhafazakarlar ise, Kemalistlerin dayattığı “tek ulusal doğru”ya muhalefet ettikleri için, kendi “anlaşmama hakları”nı uzun süre savundular. Bu sayede demokrasiye de büyük katkı sağladılar.

Ancak burada yakıcı bir soru var: “Kesimler arası anlaşmazlık” konusunda epey mesafe kat eden muhafazakarlar, “muhafazakar kesim içinde anlaşmazlık” konusunda ne kadar toleranslı?

Örneğin, dini yorum farkları bir yana; Amerika, İsrail, İran, Suriye, Ergenekon, PKK, KCK veya MİT gibi sıcak siyasi tartışma konularında “anlaşmamaya anlaşmaya” ne kadar yatkınlar?

Yoksa, yatkın değiller de, farklı görüş ve tutumları “manipülasyon”, “operasyon” ve hatta “psikolojik harp” gibi yorumlamaya, yani farklı duranlara dair “su-i zan” üretmeye daha mı teşneler?

Birlik ve beraberlik

Konuya Frekçe bir kavram olan “anlaşmamaya anlaşmak”tan girdik, ama aslında modern demokrasi kültüründeki diğer pek çok unsur gibi bunun da İslam medeniyetinde karşılıkları var. Bunlardan biri, Hz. Peygamber’e atfedilen “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” sözü.

Bu hadis-i şerif, Mustafa Erdoğan hocanın da isabetle vurguladığı gibi, bugün “liberal” bir değer sayılan çoğulculuğun İslami kültürdeki kaynaklarına işaret ediyor. Ancak bu çoğulculuğun, İslam’ın yayıldığı coğrafyalardaki merkezi devletlerin “birlik ve beraberlik” ihtiyacınca zaman zaman gölgede bırakıldığı da bir gerçek. Hele de devletçiliğin iyice tırmandığı geçtiğimiz 20. yüzyılda...

Nitekim, bence, bugün muhafazakarlar arasında gerektiğinden çok daha yüksek dozlu bir “birlik ve beraberlik” arayışı hüküm sürüyor.

Bu arayış, farklı görüş, tutum ve meşrepleri “fitne” olarak algılamaya epey eğilimli. Ve tam da bu algı nedeniyle, ihtilafları bir kavga sebebi haline getirip hakikaten “fitne”ye dönüştürebiliyor.

Oysa, ihtilafların “rahmet” olabileceğine baştan inanırsak, onlar da hakikaten rahmete dönüşebilir.

Örneğin, Türkiye’nin son on yılına çok müspet bir damga vuran “muhafazakarların yükselişi”nin daha da ilkeli yürümesi, yapılan hatalar varsa bunların tamir edilmesi için verimli tartışmalar başlayabilir. Sözgelimi, Ergenekon, Balyoz veya KCK davalarında aşırılıklar yapılıp yapılmadığı akl-ı selimle müzakere edilebilir.

Ve böylece, son haftaların “şer” zannedilen gerilimi “hayra” dönüşebilir.



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR