SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜREMLAKEĞİTİMFOTOVİDEO

Düşünce kuruluşlarının etkileri ve önemi

17.08.2012

Murat Kirişçi

Düşünce Kuruluşları(Think Tanks) devletlerin karar alma süreçlerinin etkinliği artırmak ve doğru politikalar izlenmesini sağlamak amacıyla söylemsel olarak bir algı oluşturmak için kurulmuş özel ve nitelikli çalışma/araştırma merkezleridir. Bu merkezler iç politika da toplumun karşılaştığı sorunları tartışma ortamına sokup problemlerin değerlendirilerek doğru ve meşru sonuçlar elde edilmesini amaçlar. Bu noktada sosyal sorunlar, ekonomi ya da savunma gibi konularda yoğunlaşan bu merkezlerin hepsi siyaset ve yönetim konularında farklı fikirler sunarlar. Dış politika da ise hem bölgesel hem küresel anlamda özellikle dünyayı yönetmek amaçlı oluşturulması gereken siyaseti belirlemek ve bu siyaset üzerinden yapılacak işleri düzenlemek için yoğun çaba sarf eder.

Gelişmiş ülkelerde de olmakla beraber özellikle gelişmekte olan ülkelerde iç ve dış politikaya, ekonomik devamlılığa, sağlık ve eğitim hizmetlerinden kültür ve sanata kadar birçok alanda karar vermek yöneticiler ve bürokratlar için kolay bir süreç değildir. Ele alınan konuların alt yapısıyla ilgili bilgileri toplamak ve bu bilgiler ışında doğru sonuçlar elde ederek, faydalı ve kullanılabilir politikalar üretmek hayati derecede öneme sahiptir. Buradaki en önemli sorun bilginin fazlalığı ve bunların elekten geçirilerek, süzülerek doğru ve gerekli bilgileri seçebilmektir. Çünkü devlet yönetimindeki insanların eline genelde kullanabileceklerinden çok daha fazla bilgi ulaşmakta, partilerin seçmenlerinin isteklerinden uluslar arası kuruluşların raporlarına kadar çok geniş spektrumlu araştırmalar, incelemeler, öneri ve tavsiye belgeleri, istihbarat tutanakları, özel dosyalar ve haberler sunulmaktadır. Bu bilgi yekûnu ise ciddi bir kafa karışıklığı oluşturmakta, zihinlerin kirlenmesine ve doğru kararların verilememesine sebep olmaktadır. Nitekim gelen bilgilerin güvenilir olmasının yanında çıkar amaçlı, yanlı ve yönlendirici bilgilerinde mevcudiyeti konunun ne kadar sıkıntılı olduğuna işaret etmektedir.

Bilginin hızla arttığı ve bilgi kirliliğinin her yeri kapladığı bir dönemde bu bilgilerin derlenmesi, analiz edilerek işlevsel hale getirilmesi ve kurumların ve devletlerin işine yarayacak şekle sokulması düşünce kuruluşlarının görevidir. Düşünce kuruluşları siyasi içerikli bilgi üretmekte ve bu bilgiyi yayarak politik tartışmalar ve gündem üzerinde etkide bulunmaya çalışmaktadır. Ciddi kararlar vermek için kapalı kapılar ardında ve gizli ortamlarda yapılan toplantıları yürütmek için bu kuruluşlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere düşünce kuruluşları derin bir algı, derin bir siyaset ve derin bir devleti ifade eder. Bu derinlik düşünce kuruluşlarını diğer sivil toplum kuruluşlarından farklı bir yörüngeye oturtur. Bilginin mal ve hizmete dönüşmesinde öncül bir yeri olan düşünce merkezleri içlerinde politik uzmanlar, akademisyenler ve emekli bürokratlar ile politikacıları barındırmakta; istihbarat başta olmak üzere olasılık hesapları, strateji üretimleri, öngörüler ve sosyal politikalar üzerinde yoğun mesai harcamaktadırlar.

Bu bakış açısıyla think tankler bölgesel olduğu gibi küresel anlamda da güç olan ya da güç olmayı hedefleyen ülkeler açısından dış politika, ekonomi ve ülke içi politikalar gibi konularda izlenecek stratejileri ortaya koyabilecek düşünsel ve pratik katkılar sağlayan kuruluşlar olarak görünmektedir. Derinlik algısına ve politize toplumların bilgi tabanlı hareket öngörülerine göre bu kuruluşlar “yumuşak altyapı” olarak da tanımlanmaktadırlar(1).

Soğuk Savaş ortamının sona ermesiyle güvenlik yaklaşımlarının yeniden tanımlanması ve dünyayı yönetme konusunda farklı stratejilerin belirlenmesiyle beraber uluslar arası alanda etkisi giderek artan düşünce kuruluşlarının bilgi, tecrübe ve analiz kapasiteleri devletlerin en önemli ihtiyaçlarının başında gelir olmuştur. Bu konu Soğuk Savaş döneminde çok daha güçlü hale gelmişse de tarihi çok daha gerilere dayanmaktadır(2). Özellikle 20. yüzyılın başlarında akılcı yönetim ilkesinin yoğun olarak hissedildiği ABD’de bilimsel araştırmaların ve uzmanların yönetiminde daha makul ve verimli bir ekonomik devlet yönetimi planlanmıştır.

Think Tank kelimesini ilk olarak 1927 yılında Brookings Instution kullanmış ancak gerçek popüler kullanımını 1950’li yıllarda elde etmiştir. Bu kuruluşların amaçları, faaliyet alanları, destekçileri ve daha birçok farklı başlıkları dolayısıyla tek bir düşünce kuruluşu tanımı yoktur. Örneğin ismi ilk olarak II. Dünya Savaşı sırasında duyulduğunda bu kuruluşlar askeri ve sivil uzmanlar için askeri stratejiler geliştirmek için çalışmışlardır.

Think tank ifadesi düşünce kuruluşu anlamına gelmekle birlikte bu ifade yerine Kamu Politikaları Araştırma Enstitüsü, Düşünce Üretim Merkezi, Akıl Deposu ya da Almanların deyimiyle Düşünce Fabrikaları ifadeleri de benzer şekilde kullanılmaktadır.

Günümüz dünyasında çok sayıda düşünce kuruluşu(think tank) bulunmaktadır. En fazla düşünce kuruluşu ABD’de bulunmakta olup sayıları yaklaşık 1800 civandadır. Değerlendirme açısından G20 ülkelerinden bazılarını incelersek yakın değer olarak Avrupa Birliği’nde 1485, Çin’de 425, Hindistan’da 292, İngiltere’de 286, Almanya 194, Frnasa’da 176 düşünce kuruluşunun olduğunu görüyoruz(3).

II.

II. Dünya Savaşının oluşturduğu askeri ve ekonomik planlama ihtiyacı, savunma sanayinin savaş sonrası gelişip güçlenmesi ve ABD’nin emperyalist emellerinin projelendirilmesi, teknik özellikleri olan bir uzmanlar güruhunun gelişmesine ve etkilerinin artmasına neden olmuştur. Bu uzmanlar sadece kendi alanlarında nitelikleri ile(matematikçi, genetik uzmanı, ekonomist, sosyolog vs.) isimlendirilmemiş ayrıca bu güruha “sosyal mühendis” ya da “toplum mühendisi” gibi etkileyici tanımlamalar da eklenmiştir. Bu yeni tanımlama gerçekten işin içeriğine bakıldığında çok doğru görünmektedir. Çünkü derin bir akıl ve görüş ile strateji geliştiren ve bu stratejiye hem iç hem dış kamuoyuna sunarken birçok parametreyi düşünerek iş yapan bu uzmanlar bir mühendis gibi inşa faaliyeti sürdürürken, sosyal birçok konunun da bu inşayı etkileyici unsurlarını hesaplamaktadırlar.

Sedat Laçiner, üniversitelerin oluşturduğu bilimsel çalışmaların günlük sorunlara acil çözümler üretmek ve uygulanabilir, pratik öneriler sunmakta ve karar alıcıları etkilemekte güçlük çekebileceklerini, bunun için ara kanallar oluşturulması gerektiğini ifade etmektedir. Bu ara kanalların, düşünce merkezleri veya siyaset enstitüleri adı verilen kuruluşlar olduğunu belirten Laçiner, bu kuruluşların bilim ile hayat arasında köprü olduğundan bahsetmektedir. Laçiner, bilimin kavramları ve kuramları ile ortaya koyduğu formüller, öngörüler ve öneriler tüm dünyada daha çok düşünce araştırma kuruluşları ve danışmanlık mekanizmaları yoluyla dış politika karar alma ve icra alanlarına katılmakta olduğunu ifade etmektedir. Yani düşünce merkezleri bilim ile dış politika karar ve icra mekanizmaları arasında bir tür şifre çözme işlevi görmektedir(4).

Politika oluşturma sürecini etkilemek ve desteklemek, kamuoyunu ve kamu politikalarını yönlendirmek amacına sahip, genelde hem kurumsal hem mali bağımsızlığı olan, örgütsel özerkliğe sahip, tarafsız araştırmalar yürüten ve kar amacı gütmediği iddia edilen bu merkezlerin disiplinlerarası araştırma işini yürüttüğü ifade edilmektedir(5). Bu kuruluşlara entelektüel girişimci de denilmekte olup farklı ve yenilikçi fikir sunabilmelerinin mümkün olduğu ve bağımsız çalıştıkları düşüncesi gerçeğe aykırı olmakla birlikte teorik olarak bu tanım tüm belgelerde geçerlidir(6).

Bir ülkenin iktidarında bulunan hükümetler yönetime gelene kadar topluma birçok vaatte bulunurlar. Bu vaatler seçime kadar pragmatik olmakla beraber seçimlerden sonra hem sözlerin tutulması hem de verilen sözlerin hükümeti zayıflatmaması için düşünce kuruluşlarından yararlanılır ve bu kuruluşlar siyasi çevreler için vaatlerini hem düşünsel hem de bilimsel alanda haklı göstermenin yollarını ararlar. Bu nokta özgün gündem yaratmayı hedefleyen düşünce kuruluşlarının siyasiler ve siyasi partilerle olan ilişkilerinde oldukça önem arz etmektedir(7).

Küreselleşmenin umut veren aldatıcı yönü ile beraber bir o kadarda açıktan tehdit edici yüzü her konuda insanlığın görüşünü değiştirmiş, ortama yeni aktörler, gündemler ve bunlara bağlı olarak yeni sonuçlar eklemiştir. Bütün bu değişimi önceden hesaplamak, düzenlemek, yönetmek ve güne uyarlarken kitlelerin itirazını en aza indirmek için yapılması gereken çalışmaların, sadece ülkelerin karar vericilerinin “ben yaptım, oldu” mantığıyla açıklanamayacağı ortadadır. Bu yüzden düşünce merkezleri uluslar arası alandaki her tür değişim ve dönüşümü önceden görmek, hesaplamak ve geleceğe ait söz söyleyip geleceği şekillendirmek için yoğun çalışmalar ve araştırmalar yapmaktadır.

Genel olarak think tankler üç grupta değerlendirilebilir(8): Birinci grup think tankler, öğrencisiz ünivesite adını da taşıyan ideolojik bir yön aramadan hizmet sunan ve ticari kazancı ve prestiji önceleyen kuruluşlardır. Bu kategoriye; sosyal devlet ilkesine karşı çıkan Brookings Instution, muhafazakar yönü kuvvetli American Enterprise Instıtute, liberal politikaları destekleyen Cato Instution, Avrupa’dan Royal Institute of International Affairs(İngiltere), Wissenschaft und Politik(Almanya) gibi kuruluşlar örnek verilebilir. Bu gruptaki kuruluşlar gizli ibaresi olmayan çalışmalarını basmakta ve internetten yayınlamaktadır.

İkinci grupta ise ideolojik yönleri belli olmasına rağmen kendilerini bağımsız olarak tanımlayan ve kazançtan çok ortak çıkarları amaçlayan kuruluşlar bulunmaktadır. Tek adam işletmesinden başlayıp gelişen büyüyen kuruluşlara kamuoyu araştırma şirketleri de dahildir. Bu gruba örnek olarak Heritage Foundation, Institute for Policy Studies, Adam Smith Institute, Öko-Institut, Fraknfurter Institut örnek verilebilir.

Üçüncü grupta ise çıkar amaçlı kuruluşlar bulunmaktadır. Bu kuruluşlar sendika veya siyasi partilerle organik bağları olan enstitüleri içinde barındırır. Bu türden enstitüler bağlı oldukları organizasyonun politik hedeflerine ulaşması için gerekli yöntem ve söylemi üretirler ve bu işlevleri dolayısıyla ABD’de politik işletmeler olarak anılmakta ve halkla ilişkiler uzmanları ya da lobiciler ile aynı kategoride değerlendirilmektedirler.

III.

Dünyada bir çok ülkede think thank’ler mevcutsa da küresel ve hegemon bir güç olan ABD’deki kuruluşlar belirgin olarak diğerlerinden ayrılmaktadır. ABD’nin özellikle II. Dünya Savaşının ardından dünyada etkiliğinin artması, Soğuk Savaş döneminde iki kutbun birini temsil edip bu savaş sona erdiğinde galip olan taraf olması, başta BM ve NATO gibi kurumların en belirleyici ülkesi olması şeklindeki çeşitli durumlar bu ülkenin uluslararası alanda kazandığı önemi ve gücü göstermektedir.

Georgetown Üniversitesi Kamu Politikası Öğretim Üyesi Mark Rom, düşünce kuruluşlarının etkilerini şöyle ifade etmektedir: “Amerika’da sosyal bilimler alanındaki araştırmalar çok uzun bir geçmişe dayanıyor. Hükümetin politikalarını etkileyebilecek çalışmalar yapan birçok kişi var. Düşünce kuruluşlarına finansman sağlayacak birçok kaynak da var. Bu nedenle bu kuruluşlar uluslararası standartlarda maddi destek alıyor. Düşünce kuruluşları anayasanın verdiği haklara dayanarak hükümete ‘bunu yapsanız daha iyi olur’ diyebiliyor.”(9)

ABD’deki think tank’lerin dünya çapında güçlü olmasının sebeplerinin başında şunlar gelmektedir: Bu kuruluşların yönetime fikir, rapor ve belgelerini ulaştırma konusunda çok az engelle karşılaşmaları, aynı zamanda bu görüş, rapor ve belgeleri hem iç hem de uluslar arası kamuoyuna rahat aktarabilmeleri ve çok geniş bütçelerinin olması. Bunlar gibi daha birçok alt sebepte işin içine eklenmesi ABD’de deki bu kuruşların diğer ülkelerin think tank’lerinden ayrılmada ve koşuyu çok önde bitirmede önemli faktörlerdir. Özellikle dış politika da çok etkin olan ABD think tank’leri ürettikleri fikir ve öngörülerini yaygın hale getirerek meşrulaştırmak, öne çıkartarak hem politika belirleyip hem de yüklü miktarlarda paralar kazanabilmek için çeşitli taktikler oluşturmakta ve değişik kanallarla yönetime ulaşmak için uğraşmaktadır. Bazısı ABD kongresinde etkin olmaya çalışırken bazısı akademisyenler ve ilgili öğrencileri önemsemekte bazıları dış politika danışman ve bürokratları ile gazetecileri hedef seçmektedir. Yayınladıkları raporlara ek olarak seminerler, paneller ve kongreler tertip ederek aktif şekilde beyin fırtınası yapmayı, planlanan çalışmalara çeşitli alternatifleri üretmeyi, aynı zamanda çeşitli konularda kurslar açmayı izleyecekleri yol olarak görmüşlerdir(10).

Yine Mark Rom’a göre düşünce kuruluşları geleneksel akademik işlevleriyle kalmayıp araştırmalarının reklam ve tanıtımını yapıyor, lobiciliğe soyunuyor ABD kongre üyelerine, hükümetin yürütme organlarındaki kilit isimlere elde ettikleri veriler ışığında neler yapılacağını söylerken bir araştırmacı olmaktan çok satıcı, tüccar rolüne bürünüyorlar.

Wollongong Üniversitesinden Sharon Beder konu hakkındaki düşüncelerini açıklarken ABD’deki düşünce kuruluşlarının devlet müdahalesini minimuma indirmeye çalışan ve serbest piyasa ekonomisini savunan merkezler olarak neoliberalizmin gelişmesinde önemli rol oynadıklarını ifade etmiştir. ABD başkanları hükümetlerinin önemli görevlerine bu kuruluşlarda çalışan kişileri atamışlardır. Her ne kadar medyada ya da kamuoyunda düşünce kuruluşları bağımsız ve objektif birer yapılanmaymışçasına sunulsalar da, bu tarz kurumlar akademik tabanlı örgütlenmelerden ziyade daha çok çıkar gruplarına veya lobi gruplarına olan benzerlikleriyle tanınmaktadırlar(11).

ABD karar vericileri için bugünün düşünce kuruluşlarının beş temel yararı vardır. Bu yararların en önemlisi ABD karar vericilerinin dünyayı anlaması ve karşılık verebilmek için çeşitli yollarla yeni düşünceler üretmesidir. Bunun dışında etkili öncelikleri belirlemek, hareket için yol haritaları çizmek, politik ve bürokratik koalisyonu harekete geçirmek, kalıcı kurumların tasarımlarını şekillendirmek diğer yararlarıdır(12).

Raporlar yayınlaması, dergi ve kitap gibi yayınlar çıkarılması ve proje üretilmesi gibi çalışmalar bu kuruluşların temel uğraş alanlarıdır ve bu yayınlar ABD başkanları, temsilciler meclisi ve senato üyeleri tarafından dikkate alınmaktadır. Yani ABD’nin yönetsel karar alma mekanizmaları için think tankler hayati öneme sahip kuruluşlardır. Bu kuruluşlar yayınların ve önerilerin dışında ayrıca yönetime gelen hükümetler için nitelikli ve yetişmiş elemanda sağlayarak karar alma süreçlerine her şekilde dâhil olmaktadır. Bu anlamda dikkat edilecek olursa ABD’de tihnk tankler devletle -özellikle derin devletle- iç içedir ve iç kamuoyundan uluslar arası ilişkilere kadar her noktada, görünen ve görünmeyen tüm devlet kademelerini yönlendirmektedir. Bu yüzden devletin farklı kademelerinden bağışlar ve destekler almaktadırlar. Bütün bunların yanı sıra ABD’deki think tanklerin içerisinde Yahudi etkisi çok yoğundur ve bu etki İsrail’in güvenliği, Ortadoğu’daki planlar, İran’a karşı tavır, Arap Baharına bakış gibi birçok konuda ABD’nin yapacaklarını belirlemektedir.

ABD’deki think tanklerde Yahudi etkisine bazı örnekler vermek mümkündür: Washington Institute for Near East Policy isimli düşünce kuruluşu 1985 yılında kurulmuş ve İsrail için stratejiler üretmeye başlamıştır. Üyeleri ise çeşitli dönemlerde yönetimde yer almış(Dışişleri eski Bakanı, NATO eski genel sekreteri, ABD Milli Güvenlik Konsey danışmanı vs.) kişilerden oluşmaktadır. Yine Middle East Forum adlı kuruluş Arap ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarıyla tanınmaktadır. National Review Online, İsrail güvenlik sorunları ile yakından ilgili bir kuruluştur. American Enterprise Institute ise ABD yönetiminde ciddi söz sahibi olan bir kuruluş olarak bu kuruluşun yöneticilerinden birisi olan Michael Ledeen “Dünyanın kalan kısmının dalga geçmediğimizi anlaması için neredeyse her on yılda bir ABD’nin Allah’ın belası bir ülkeyi seçip dümdüz etmesi gerekiyor” diyerek dünya üzerinde yapılan katliamların nedenini çok net ortaya koymaktadır. Heritage Foundation, R. Reagen dönemindeki Yıldız Savaşları projesi ve İsrail’le stratejik ittifak gibi politikalarının mimarıdır. Bunun gibi daha birçok sayabileceğimiz think tankler ABD’nin dünya hegemonyası ve İsrail güvenliği ile Ortadoğu politikalarının belirleyicileri konumundadır.

Diğer ülkelerdekilerden çok daha farklı ve güçlü olan ABD’deki bu think tanklerin dış politika oluşumlarında, yürütülmesinde ve kamuoyunda meşrulaşmasında, tüm dünyada ortaya çıkan karışıklılarda, işgal ve talanda önemli etkileri mevcuttur. Cumhuriyetçi ya da Demokratlardan kim kazanırsa kazansın think tanklerin ABD yönetiminde doğrudan etkileri vardır ve sadece dış politikadaki öncelikleri değişmekte ama ana eksenden vazgeçilmemektedir.

IV.

Türkiye’de tihnk tank fikri çok eskiye dayanmamaktadır. Özellikle ABD’deki benzerlerinin aksine politika yapıcılar ve karar vericiler bu kuruluşlara karşı uzak durmuş ve bu kuruluşların vereceği bilgilerin kendilerinde mevcut olduğu gibi bir tavra bürünmüşlerdir. Özellikle 12 Eylül darbesi sonunda “bizim tankımız var düşünceye gerek yok” vecizesi konuyu yeterince açıklamaktadır.

Türkiye’de Devletin üst kademelerinde olduğu gibi halkın da hemen hemen tümü bu kuruluşlar hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadıkları için konuya uzun yıllar uzak kalmışlardır. Bu uzak kalış think tanklerin kurulmasını ve düşünce üretmesini zorlaştırmaktadır. Bu uzaklık farkı da siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel desteği ortadan kaldırmakta ve özellikle ekonomik sıkıntılar bu kuruluşların ortaya çıkması ve gelişmesine engel teşkil etmektedir.

1969 yılında kurulan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi ve 1974 yılında kurulan Dış Politika Enstitüsü Türkiye’de düşünce kuruluşlarının başlangıcı olmalarına rağmen 90’lara kadar yeni merkezler kurulmamıştır. 90’lı yıllarda konuya ilgi artmış ve Genelkurmay Başkanlığı’ndan sivil toplum örgütlerine kadar çeşitli katmanlarda değişik think tankler kurulmaya başlanmıştır. Günümüzde Türkiye bu anlamda uzun yıllar çektiği düşünce fakirliğinden kurtulmanın yollarını aramakta ve konuya yoğun ilgi göstermektedir. Sayıları artsa da şu aşamada Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının etkinliği hesaplandığında var olan sayının sadece %10’u kadar think tank ciddi yol katetmiştir.

Soğuk savaş döneminde strateji geliştirme, güvenlik ve savunma konularında çalışmalar yapılırken Türkiye, bu dönemi kendi konumuna uygun bir şekilde bir kanat üzerinde ve o kanadın düşünsel şekillendirmeleriyle geçirdiği için think tank türü çalışmalara hiç önem vermedi. Değişen dünya şartlarının Türkiye’ye yüklemiş olduğu yeni misyon ise bu kuruluşların önemini ve sayısını arttırdı. Türkiye’nin AB üyeliği ve bu üyelik için yapılan çalışmalar da think tanklerin Türkiye’de varlığını ve etkisini genişletmesinde yararlı oldu.

Model ülke tanımlamasına kadar Türk Dış politikasında think tanklerin etkisi sınırlı ve soyut olarak kalmıştı; yani sözü geçen, olgun ve dünyayı anlayan fikirlerle güçlenmiş zihinsel bilginin oluşmaması, süreci kısır bir döngü ye çevirmiş durumdaydı. Değişen şartlara uygun olarak bu kısır döngüden kurtulmak için uğraşan Türkiye bugün think tank olgusunu ülke şartları ve dünya konjonktürü açısından yeniden değerlendiriyor ve düşünsel bir sıçrama yapmanın yollarını arıyor. Bu noktada Türkiye, son dönem hem iç hem de dış politika da yaptığı reformları ve ekonomi alanında gösterdiği stabiliteyi bir yönüyle bu düşünsel hareketliliğe borçludur.

Bugün hemen hemen her ülkede ortaya çıkmış birçok think tank ve bu kuruluşlarda çalışan birçok insan var. Çalışanların geneli ise nitelikli ve konusunda uzman kişilerden oluşuyor. Bu nitelikler dolayısıyla think tankler siyasi hayata, ekonomiye, sosyal yaşama, kültüre yön veriyor hayatın gerçek bir parçası oluyorlar. Küreselleşmenin, hegemonyanın ve küresel yayılmacılığın aktörleri olmanın yolu güç algısından geçiyor ve bu gücü besleyen temel nosyonlardan birisi de think tankler olarak görünüyor. Model ülke Türkiye’nin ve ideolojik hesapları olan ülke, toplum ve gruplarında bu konudan uzak kalmadan bir şeyler yapmaları gerekiyor.



DİPNOTLAR:

Sami Zariç, Türkiye’de Think Tank Kuruluşları ve karşılaştıkları Sorunlar, Akademik Bakış, 31, 2012

The Institute for Defence and Security Studies, Londra’da 1831’de; The Fabian Society, 1884’de; The Brookings Institution,

Washington’da 1916’da kurulmuştur. http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=21504;
http://en.wikipedia.org/wiki/Think_tank#History

Pennsylvania Üniversitesinde, 18 Ocak 2012 tarihinde basılmış olan Düşünce Kuruluşları ile ilgili rapordan alınmıştır.
http://www.fpri.org/research/thinktanks/GlobalGoToThinkTanks2011.pdf

Sedat Laçiner, Düşünce Kuruluşları ve Dış Politika, 4 Kasım 2009, http://www.usakgundem.com/yazar/1294/d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-kurulu%C5%9Flar%C4%B1-ve-d%C4%B1%C5%9F-politika.html

http://2001-2009.state.gov/s/p/rem/15506.htm

Bilal Karabulut, Dünyada ve Türkiye’de Think Tank Kuruluşları: Karşılaştırmalı Bir Analiz, Akademik Bakış 4(7), 2010, s.91-104
Erhan Akdemir, Amerika’nın Ortadoğu politikasının şekillenmesinde düşünce kuruluşlarının rolü, Uluslar arası Hukuk ve Politika Dergisi, 2(8), 2007, s.53-74.

Fatih Keskin, Modern Demokrasilerde Yeni Politik Seçkinler: Think Tanklar ve Politikadaki Rolleri, Sosyo Ekonomi, 2005-1.
http://www.amerikaliturk.com/news/manset/207-Amerikada-Siyasete-Yn-Veren-Dnce-Kurulular/

Erhan Akdemir, a.g.e.
Sharon Beder, Neoliberal Think Tanks and Free Market Environmentalism, http://ro.uow.edu.au/cgi/viewcontent.cgi?
article=1034&context=artspapers&sei-redir=1&referer=http%3A%2F%2F
http://2001-2009.state.gov/s/p/rem/15506.htm




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR