SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFARestoranlarKampKonaklamaGezilecek YerlerOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİ HABERGEZİSPORFOTOVİDEOEN

Sultan Abdülmecid ve Dolmabahçe Sarayı

17.11.2011

Beşir Ayvazoğlu



Türklerin yüzde kaç oranında aptal olduğu konusunda zaman zaman yüksek görüşler ileri sürülüyor.

Tabii, bu görüşleri serdedenler ya Türk olmadıkları yahut çok zeki olduklarına inandıkları için kendilerini paranteze alıyorlar. Türk halkının aptallık yüzdesini bilmem ama, bazı gazetelerdeki bazı köşe yazılarını okuduğumda, "Eyvah," diyorum kendi kendime, "bu oran galiba gazete köşelerinde bile kendini gösterecek kadar yüksek!"

TBMM, Sultan I. Abdülmecid'i ölümünün 150. yılında anmak üzere uluslararası bir sempozyum düzenlemiş. Ciddi bir sempozyumu gerçekleştirebilmek için belirlenen tarihten en az bir yıl önce harekete geçmek gerekir. Söz konusu sempozyumun düzenleyicileri de dün karar verip bugün uygulamaya geçmiş, dolayısıyla Van depremi dolayısıyla iptal edilen Cumhuriyet kutlamalarına alternatif bir kutlama planlamış olamazlar. Değerlendirme oturumu dâhil, on oturumdan oluşan sempozyumda okunacak bildirilerin başlıkları incelendiğinde anlaşılan o ki, yenileşme tarihimizde önemli bir isim olan Sultan Abdülmecid'in ölümünün 150. yılı vesile edilerek (böyle yuvarlak yıldönümleri her zaman ele geçmez) bir dönem tartışılmak istenmiş. Sempozyumun ismine dikkatinizi çekerim: "Ölümünün 150. Yıldönümünde Sultan Abdülmecid ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu". Yani kutlama filan da değil; ilmî bir sempozyum... Ölümün nesi kutlanır?

İlmî bir faaliyetten mevcut rejimin bekasıyla ilgili tehlike sinyalleri alanların zekâ seviyelerinden siz olsanız şüphe etmez misiniz?

Bana sorarsanız, Sultan Abdülmecid, Cumhuriyet'in ilanından sonra gerçekleştirilen reformların gerçek öncüsüdür. Müzikte tercihi Batı müziğinden yanaydı; üstelik bu müzikten anlardı. Babasının kurduğu Muzıka-yı Hümayun onun döneminde genişleyerek dev bir kadroya sahip oldu. Yabancı elçiliklerin düzenledikleri balolarda ilk (ve belki de son) boy gösteren padişah odur. Dolmabahçe Sarayı'nda opera ve bale binasının yapılmasını o istedi.

Tanzimat da onun saltanatının ilk yılında ilan edilmedi mi? Tanzimat, sonuçları itibarıyla Cumhuriyet'in ilanı kadar önemli -ve devrin şartları düşünülürse, çok daha riskli- bir teşebbüstür.

Tanzimat'ın 100. yılında, yani 1939'da, devrin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanlığı'na birer yazı göndererek bu önemli yıldönümünde Tanzimat'ın safhalarını ve sonuçlarını değerlendirecek yayınlar yapılmasını istemişti. Sözkonusu yazıların ilk cümlesi şöyle başlar: "Türkiye'de Tanzimat ilanının yüzüncü yıldönümü 3 Teşrinisani 1939 tarihine tesadüf etmektedir. Türkiye'nin garplılaşma tarihinde ehemmiyetli bir dönüm noktası olan bu vak'aya..."

Bu yazının ardından yapılan çalışmalar sonunda, bilindiği gibi, Maarif Vekâleti tarafından 1940 yılında birinci cildi yayımlanan (sonraki ciltler çıkarılamamıştır) Tanzimat I adlı eser doğacaktır. Tanzimat'ın bütün yönleriyle ele alınıp değerlendirildiği, Kültür Bakanlığı tarafından on yıl kadar önce iki cilt halinde ikinci baskısı da yapılan yaklaşık 1100 sayfalık bir eser...

1940 yılında Tanzimat'ın 100. yılı vesilesiyle devletin teşebbüsüyle böyle bir çalışma yapılabiliyor, buna kimse itiraz etmiyor da, 2011 yılında, aynı dönemi değerlendirmek için Tanzimat'ı ilan eden padişahın ölüm yıldönümünü vesile saymak niçin yadırganıyor? Anlaşılır gibi değil. Türkiye'de bir kesim var ki, zihin seviyesi, anlama kapasitesi hızla geriye gidiyor. Maalesef, cehaletin kol gezdiği bir medya ortamındayız.

"Ölümünün 150. Yıldönümünde Sultan Abdülmecid ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu" yarın başlayacak ve iki gün sürecek. Nerede mi? Dolmabahçe Sarayı'nda... Bu sarayı kim yaptırmış? Sultan Abdülmecid...

XIX. yüzyılın başları, özellikle Abdülmecid'in saltanat yılları Osmanlı Devleti için yeni atılımların, ekonomik ve toplumsal reformların sırayla gündeme geldiği, gelenekten modernliğe geçişi sağlayan yeniliklerin birbirini kovaladığı bir zaman dilimidir. Bu dönemde Tanzimat Fermanı'yla birlikte eski rejim de dönüşüme uğramış, meşruti monarşi denebilecek yeni bir yönetim biçimi ortaya çıkmıştı. Batılılaşma çabalarının yanı sıra, yönetimde beliren yeni dengeler kaçınılmaz bir biçimde mimariye de yansıdı ve Dolmabahçe Sarayı, devrin padişahı Abdülmecid'in emriyle 1843-1856 yılları arasında yeni düzene uygun bir üslûpta yapıldı. Barok, Rokoko, Neo-klasik gibi Batılı mimari üslûpların klasik Osmanlı mimarisinden alınmış unsurlarla yoğrulduğu, Tanzimat döneminin karakterine çok uyan eklektik bir üslûp...

Mimarisi, dekorasyonu ve kullanım eşyalarıyla Osmanlı'daki değişimi yansıtan Dolmabahçe Sarayı, sedirden sandalyeye, gaz lâmbasından elektriğe vb. geçişin, dolayısıyla Osmanlı modernleşmesinin sembolüydü.

Az kalsın unutuyordum: 1856'dan halifeliğin kaldırıldığı 1924 yılına kadar beş padişahın ve son halife Abdülmecid Efendi'nin ikamet ettiği, 3 Mart 1924 tarihli bir kanunla "Türk milletine intikal eden" Dolmabahçe Sarayı, Cumhuriyet'in ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı İstanbul ofisi olarak kullanıldı.

Peki, Mustafa Kemal Atatürk'ün ikametgâh olarak da kullandığı bu sarayın 71 numaralı odasında 10 Kasım 1938 günü vefat ettiğini hatırlatmaya gerek var mı?




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR