SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFARestoranlarKampKonaklamaGezilecek YerlerOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİ HABERGEZİSPORFOTOVİDEOEN

Mehmed Âkif'in evleri

29.12.2011

Beşir Ayvazoğlu



Önceki gün telefonum çaldı, açtım; genç bir gazeteci hanım filanca şarkıcı hanımefendinin Mehmed Âkif'in Beylerbeyi'ndeki evini satın aldığını söyledikten sonra, şairin bu evde günlerini nasıl geçirdiğini ve hangi eserlerini yazmış olabileceğini sordu.

Aksilik bu ya, henüz gazetelere bakacak vakit bulamamıştım. Âkif'in oturduğu evler hakkında bir şeyler söyledim söylemesine; ama gazeteci hanım ne anladı, anlattıklarımı nasıl yazdı, bilmiyorum. En iyisi bu konuda bildiklerimi kendi köşemde yazmak, diye düşündüm ve tabii google'a Âkif'in ismini söz konusu şarkıcının ismiyle birlikte yazınca bütün haberler döküldü önüme. Meğerse hanımefendi, Kanlıca'daki yalısı deşifre olduğu için bir buçuk milyon liracık ödeyerek Beylerbeyi'nde Boğaz'a nâzır eski bir köşk satın almış, tadilat yaptırıyormuş. Bu ev "Milli Şair Mehmet Âkif Ersoy'un bir dönem yaşadığı konak"mış.

Böylece yeni evi de deşifre edilen hanımefendinin bu haberler hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum; yeni evinde bir zamanlar İstiklâl Marşı şairinin oturmuş olması umurunda mı, onu da bilmiyorum.

Gelelim Âkif'in oturduğu evlere: Bilindiği gibi, merhumun doğduğu, çocukluğunu ve ilk gençliğini yaşadığı ev, Fatih'te, Sarıgüzel Mahallesi'ndeydi. 1880'lerde çıkan bir yangında yanan, fakat bir baba dostu tarafından yeniden yaptırılan bu küçük ev, Âkif evlenip ilk çocuğu olduktan sonra aileye dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine başka bir eve taşınan Âkif'in hayatı hep kira evlerinde geçmiş, İstanbul'da oturmadığı semt kalmamıştır. Midhat Cemal, onun sevdiği dostlarına daha yakın olmak için de sık sık ev değiştirdiğini söyler. Annesi Emine Şerife Hanım, Sarıgüzel'deki evde oturmaya devam ettiği için sur içinde oturan Âkif'in yerleşmek için aslında Anadolu yakasını tercih ettiği söylenebilir. Çünkü Hüseyin Kâzım Kadri, Ferid Kam ve Fatin Gökmen ve Şerif Muhiddin Targan gibi can dostları Üsküdar, Beylerbeyi ve Çengelköyü'nde oturuyorlardı. Heybeliada'yı da hâmisi ve dostu Abbas Halim Paşa orada oturduğu için sever, İstanbul'da otururken yaz aylarını Heybeli ve Beylerbeyi'nde geçirirdi.

1908'de çıkan büyük Fatih yangınından sonra Beylerbeyi'ne taşınan Âkif, 1912 yılına kadar Araba Meydanı'nda, Dr. Hasan Kâmil Bey'in evinde kiracı olarak oturmuştu. Bu ev halen ayaktadır. Ancak gazetelerde çıkan fotoğrafa bakılırsa, şarkıcı hanımın aldığı ev, bu ev olamaz.

Birinci Dünya Harbi şartlarında, kiradan kurtulmak için tekrar Sarıgüzel'deki eve yerleşen Âkif, kızını Ömer Rıza ile evlendirdiği sırada bu evde oturuyordu. Zaten zor sığdıkları eve bir de damat gelince iyice sıkılan Âkif, 1918 yazına doğru geniş bir ev kiralayarak Heybeliada'ya taşındı. Sarıgüzel'deki ev o sıralarda çıkan büyük Fatih yangınında ikinci defa yanınca kışı da Heybeli'de geçirmek zorunda kalan aile, susuzluk ve her gün şehre inmenin zorluğu yüzünden bir dostlarının delâletiyle Çengelköyü'ne "nakl-i hâne" etti.

Beylerbeyi ve Çengelköyü'nün muhtelif yerlerinde ve muhtelif evlerde oturan Âkif, Münevver Ayaşlı'nın bir yazısından anlaşıldığına göre, 1919 yılında Havuzbaşı'nda, büyük, beyaz bir köşke yerleşmişti. Ayaşlılar da o tarihte Âkif'lere yakın bir köşkte oturuyorlardı. Milli Mücadele'ye katılması yolundaki daveti bu evde aldı.

Birinci Meclis feshedildikten sonra İstanbul'a dönen Âkif, yine Havuzbaşı'nı tercih etmişti. Damadı Ömer Rıza Doğrul, kendisinin o tarihte hâlâ Çengelköyü'nde oturduğunu, fakat evi küçük ve basık olduğu için kısa bir süre sonra Âkif'e Havuzbaşı'nda Boğaz'a hâkim bir ev tutulduğunu söylüyor. Şarkıcı hanımefendinin satın aldığı ev, muhtemelen, o yıllarda bahçesindeki büyük fıstık ağacı bulunduğu için çevrede "Fıstıklı Köşk" diye anılan bu evdir.

Manzarasını çok sevdiği Fıstıklı Köşk'te bir çeşit inzivaya çekilen Âkif, fıstık ağacı altında oturup saatlerce düşünür, ziyaretine gelen dostlarını da bu ağacın altında kabul ederdi. Mısır'a gitmeden önce bilmediğimiz bir sebeple Üsküdar Selimiye'de bir eve taşındı. Bunu Fuad Şemsi Bey'e Kahire'den yazdığı 8 Mart 1925 tarihli mektuptan öğreniyoruz. Mektupta tarif edilen adrese göre, bu ev, Selimiye'de Şevket adında bir paşanın eczahaneye bitişik eviydi.

Ankara'dan döndükten sonra, kışları Abbas Halim Paşa'nın davetlisi olarak Mısır'da geçiren ve 1925 yılı Ekim'inde gittikten sonra yaklaşık on bir yıl ülkesine dönmeyen Âkif, annesini Mısır'dayken kaybetti (1926). Emine Şerife Hanım, Üsküdar Selimiye'deki evde vefat etmiş olmalıdır. Nurettin Artam, yukarıda sözünü ettiğim mektubunda, Âkif'in annesini Küplüce Mezarlığı'nda, yani Beylerbeyi'nde toprağa verdiklerini söyledikten sonra şöyle devam eder:

"Ferid Bey bu ölüm hadisesine kadar ihmalcilik etmiş, yakın arkadaşı Âkif'e hiç mektup yazmamıştı. Fakat bu cenazenin arkasından bir başsağlığı dilemek lâzım gelmiş, yazdığı mektuba Mısır'dan gelen cevapta nüktedan Âkif şöyle demişti: 'Yahu sizden ses sada çıkması için bizim evden cenaze çıkması mı lâzımdır?"

Mısır'daki evlere gelince... O ayrı bir bahis.

Bütün okuyucularıma hayırlı bir yeni yıl diliyorum.




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR