SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFARestoranlarKampKonaklamaGezilecek YerlerOTOMOTİVDÜNYAGÜNDEMPOLİTİKAEKONOMİÇEVİRİ HABERGEZİSPORFOTOVİDEOEN

Atatürk Kültür Merkezi

29.07.2010

Beşir Ayvazoğlu

Geçen hafta, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın yetkilileriyle birlikte gezdiğimiz Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki restorasyon çalışmalarından söz etmiştim.

 

Saraya geçmeden önce birlikte yediğimiz yemek sırasında Genel Sekreter Yılmaz Kurt ve Mimar Korhan Gümüş'ten son günlerde yeniden gündeme oturan Atatürk Kültür Merkezi'nin traji-komik hikâyesini de dinledik. Bazı dostlarımız bu hikâyeyi köşelerinde uzun uzun anlattılar.

Kültür-Sen adlı sendikanın Atatürk Kültür Merkezi'ne tek çivi bile çaktırmamak için Koruma Kurulu ve Yargı'yı da arkasına alarak verdiği canhıraş mücadele inanılır gibi değildir. Kültürle, sanatla uzaktan yakından alâkası olmayan, bütünüyle siyasi bir mücadele bu. Maksat, mevcut iktidarın müsbetler hanesine yeni bir şey eklenmesin! Taksim'e yeni bir kültür merkezi fikri ortaya atıldığında "Yıkıp yerine cami yapacaklar!" yalanını kullanarak bastıkları yaygarayı unutmadık.

"Ben iktidarda değilsem batsın bu dünya!" tarzında bir muhalefetin yürütüldüğü başka bir ülke var mıdır, bilmiyorum. Hem bir çivi çaktırmıyor, hem de niçin çakmıyorsunuz diye bas bas bağırıyorlar. Geçenlerde yine toplanmış, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar. Bunun üzerine 2010 Ajansı yetkilileri Atatürk Kültür Merkezi önünde bir basın toplantısı düzenleyerek hadisenin arka planını bütün açıklığıyla anlattılar. "AKM'nin kapanmasından şikâyet edenler, buna sebep olanlardır!" diyen Ajans Yönetim Kurulu Başkanı Şekip Avgadiç'in açıklamalarını geçenlerde bu sayfada okudunuz.

Tamam, Atatürk Kültür Merkezi, yıllarca operalar, baleler seyrettiğimiz, konserler dinleyip sergiler gezdiğimiz, önünde dostlarımızla buluştuğumuz, Taksim denildiğinde bir neslin aklına ilk gelen, hatıralarımıza şöyle veya böyle karışmış bir bina... Ben de bütünüyle yıkılmasını doğru bulmam. Bir zamanlar yaşadığımız evlerin yıkılması, koşup oynadığımız sokakların yok olması, sularını içtiğimiz çeşmelerin kuruması, hayatımıza karışmış ağaçların kesilmesi, başkalarını bilmem ama, bana uzviyetimden bir parça koparılmış gibi acı verir. Okuduğumuz okullar, heyecanlı filmler seyrettiğimiz sinema salonları, tiyatrolar, kültür merkezleri vb. için de aynı şey söylenebilir.

Mümkün olduğu kadar muhafaza etmekten yanayım; çünkü bir binayı yıktığınız zaman o bina etrafında oluşmuş bir dünyayı yıkmış oluyorsunuz.

İyi ama, hatıralarımızın bir parçası olması, onu kendi haline bırakıp daha sonraki nesilleri de bize bir zamanlar yeten şartlara mahkûm etmek doğru mu? Atatürk Kültür Merkezi projelendirildiğinde İstanbul'un nüfusu ne kadardı, şimdi ne kadar? O yılların teknolojisi nerede, şimdiki nerede? Binanın bütünüyle yıkılmasını doğru bulmadığımı söyledim; fakat içinin yenilenmesine, yaşayan bir kültür merkezi haline getirilmesine karşı çıkılması "korumacılık" değil, kelimenin asıl manasında "gericilik"tir.

"Gerici"ler, Atatürk Kültür Merkezi'ni yenilemek için gönüllü olan Mimar Murat Tabanlıoğlu'nun projesine bile karşı çıkmışlar. Murat Tabanlıoğlu kim? Bu binanın mimarı Hayati Tabanlıoğlu'nun oğlu... Babasının mirasına ondan daha iyi kim sahip çıkabilir?

Bilenler bilir, Atatürk Kültür Merkezi soğuk yüzlü, kasvetli ve çok resmi bir binadır. Birilerinin zannettiği gibi ahım şahım bir sanat eseri hiç değil! Sizi içine çekmez, tam aksine, sahnelerinde perdeler indikten sonra kendinizi hemen dışarı atmak istersiniz. Üstelik her şeyiyle köhnemiştir; bu konuya ilgi duyan yazarlardan birinin tabiriyle "leş" gibidir. Bir an önce elden geçirilip İstanbul'un kültür hayatına yeniden kazandırılması şarttır.

Not. Sevgili okuyucularımdan iki hafta izin istiyor ve yakında idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ediyorum.

[email protected]

[Derkenar]

Evet, fakat yetmez!

Birkaç hafta önce "evet" kelimesinin etimolojisinden söz etmiştim. Yunus Emre uzmanı dostum Dr. Mustafa Tatçı, "evet"in eski metinlerde "fakat" manasında da kullanıldığını belirterek Yunus'un bir beytini hatırlattı:

Yûnus yidi nişân didi evet üçini gizledi

Anı dahı eydivirem gelüp halvet soranlara

Tatçı, rahmetli Orhan Şaik Gökyay'ın da bu konuda bazı görüşleri bulunduğunu belirterek bir makalesinin ismini zikretmiş. Gökyay'ın söz konusu makalesinde atıfta bulunduğu Dedem Korkudun Kitabı (Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları, İstanbul 1973) adlı eserinde "evet"in "fakat" anlamıyla ilgili uzun bir açıklama var (s. CCXXVII). Tarama Sözlüğü'nde de aynı anlama işaret eden çok sayıda örnek zikredilmiştir.

Aklınızda bulunsun.


 





    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR