SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMGEZİSPORRAMAZANÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜRFOTOVİDEO

Orient Ekspres..

21.10.2009

A. Muradoğlu

“Anadolu Kartalı” askeri tatbikatının İsrail'in de içinde yer aldığı uluslararası bölümünün iptal edilmesi aslında ilk defa karşılaştığımız bir olay değil sevgili okurlar.

Benzer durumlar ortaya çıktığında benzer tepkiler hep verilmiştir.

İsrail'in hiçbir ayrım gözetmeksizin “Gazze şehri”ni vurması ve aralarında yüzlerce çocuğun da bulunduğu binden fazla insanı katletmesi insanlığa karşı bir suç olarak kaydedilmiştir.

Üstelik Gazze hala üstü açık bir hapishane olarak yaşamaya devam ediyor.

Bu durumda Türkiye'nin İsrail'i tatbikattan çıkarması sadece bir dış politika kısıtlaması olarak görülemez.

Bu aynı zamanda barış ve adaletten yana ağırlığını koyan bir yaklaşımın gereğidir.

Zalimler tecrit edilmeli, mazlumlar korunmalıdır.

Aksi takdirde eşkiyanın dünyaya hükümran olduğunu kabul etmek gerekecektir.

***

Elli yıl önce yakın bölgemiz bir tarafında Amerika'nın, diğer tarafında Sovyet Rusya'nın yer aldığı iki büyük gücün nüfuz alanı içindeydi.

“Soğuk Savaş” politikası bölgedeki rejimlerin kaderiyle yakından ilgiliydi.

Monarşik ve Batı yanlısı rejimlerin askeri darbelerle yıkılmasının ardından Suriye, Irak, Mısır, Güney Yemen gibi Arap milliyetçisi devletler ile bölgedeki ABD hegemonyası çelişiyordu.

Bu denklem içerisinde İsrail, Batı'nın bölgedeki en ileri karakolu olarak her türlü himaye ve yardımı alıyordu.

Batılı güçler Filistin sorununu İsrail'in istediği biçimde ele almasına ses çıkarmadılar.

Ama soğuk savaş bitti, arkasından dünya sistemi büyük ve derin bir krizle sarsıldı.

Bir değişim kaçınılmaz hale geldi.

Türkiye de kendisine yeni bir rota çiziyor.

Bu rota ülkede huzur ve istikrar, bölgede huzur ve istikrardır.

Türkiye komşularıyla el ele vererek yeni bir pozisyon yaratıyor.

Başta Rusya olmak üzere dün soğuk savaşın karşı kutbunda yer alan ülkelerle iyi ilişkiler içindeyiz.

Dünyanın her yerinde denklemler değişiyor.

Ama değişim bir tek İsrail'e uğramamış görünüyor.

Gazze katliamı, İsrail'in bu değişimi anlamadığının bariz bir göstergesi.

***

Yazının başına dönmek istiyorum.

Türkiye soğuk savaş döneminde Batı'yla ittifak içerisinde olsa bile, bölgede işler nazikleşmeye başladığı anlarda doğru tavırlar sergiledi.

Türkiye 1967 Arap-İsrail savaşı'nda Arap ülkeleri lehinde bir politika yürütmüştür.

NATO tesislerinin Arap ülkelerine karşı kullanılmayacaklarına dair güvenceler vermiştir.

Öte yandan 1968'de İsrail birliklerinin bir misilleme amacıyla Ürdün'e girmelerini İsrail nezdinde protesto etmiştir.

Nurlu ufuklar'da seyreden Başbakan Süleyman Demirel'in yine fötr şapkası vardı ama Cumhurbaşkanı olmasına da 25 yıl, “28 Şubat” sürecine geçmesi için ise 30 yılı kalmıştı.

Hakkını yemeyelim, o vakitler “ İşte 9. senfoni, iste çağdaş Türkiye” gibi laflar falan da etmiyordu.

Mevzuya dönersek, İngiltere ve ABD ile dost olan Ürdün'de bir siyasi buhran sözkonusuydu.

1968 Ekim'inde NATO, Türkiye'nin Diyarbakır ve Suriye sınırı civarında bir askeri tatbikat kararı almıştı.

Tatbikatın adı bile belliydi: “Orient Express.”

Tatbikatın gerçekleşmesi NATO'nun ortaklarından biri olsa bile Türkiye'yi hem bölge halkları, hem de rejimleri nezdinde zor duruma sokabilirdi.

Hükümet ve diğer kurumlar (MGK gibi) düşündü taşındı, ölçtü biçti ve bir karara vardı.

NATO Başkomutanlığı'nın bütün ısrarlarına rağmen tatbikata yeşil ışık yakılmadı.

Daha başka örnekler de var, yeri geldiğinde anlatırız..

Eksen kaymasından falan anlamam ama dış politikamızda bir refleks kayması sözkonusu değildir.

Türkiye hassas durumlarda hep aynı tepkileri verir.

Bunu bilmeyen cahiller ise İsrail'e kanat açarlar.

Tarih filozofları ne anlatır?

Yakın bir zamanda tanıştığımız Prof. Dr. Şahin Uçar'ın bir dizi halinde “tarih felsefesi konsferansları” vereceğini öğrenmek açıkçası beni sevindirdi.

Tarih felsefesiyle ilgilenenlere duyururum, Şahin Bey ilk konferansını 23 Ekim Cuma günü saat 18.00 de, Taksim'deki Atatürk Kitaplığı'nda verecek.

Allah'tan bir mani olmazsa, tarih felsefesine meraklı bir okur olarak ben de orada olacağım.

Öğrendiğime göre Şahin Hoca, tarih felsefesi açısından geçmiş zamanı, bugünkü dünyayı ve geleceği tasavvur etmek/ kurgulamak meyanında beşeriyetin aslî meselelerini de sorgulayacakmış.

Bu arada tarihle ilgilenen yeni okurlara bazı bilgiler vermek istiyorum.

Tarih felsefesi denildiğinde aklıma gelen filozoflar İbn-i Haldun, Kant, Hegel Marx ve Arnold Toynbee..

Tarih felsefesi en basit anlamıyla Hegel'in ifade ettiği gibi tarihi felsefe açısından ele almaktır. Yani, tarihin düşünsel yoldan incelenmesinden başka bir şey değildir.

Mesela Prof. H. Butterfield şöyle der:

“Tarihi olayların doğasında tarihin akışını hiçbir insanın düşünmediği yönlere saptıran bir şey vardır..”

Tarih filozofları da bu şey'i keşfetmeye çalıştılar.

Tarih yazıcılığı vesikalara, olaylara, anlatılara dayanırken tarih felsefesi bu verileri içermekle birlikte tümüyle zihinsel bir yaratı ve bir tasarım çabasıdır.

Hegel, sanat, hukuk, din gibi “özel tarih” yazıcılığı türünün 'felsefi dünya tarihi'ne kapı araladığını belirtir.

İngiliz tarihçi Edward Hallet Carr'a göre de, tarih adına layık olan tarih, tarihin kendi içinde bir yön duygusu bulan ve bunu kabul eden kimselerce yazılabilir.

Tarih felsefesinin görevi ise, tarihin yasalarını keşfetmektir.

Felfesi mirasından cömertçe yararlanmış olsa da Karl Marx, hocası Hegel'in mistik tarih anlayışını “tarihsel maddecilik”le bozuntuya uğratmaya çabalamıştır.

Ne kadar başarılı olduğu tartışılır ama Marx'ın şu sözlerine kimsenin bir itirazı da olamaz:

 

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


 





    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR