2017-12-09 10:12:29

Çok uzağa gitmeye gerek yok. Altı ay öncesine gidelim ve ABD'nin Ortadoğu'daki partnerleri İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE ile birlikte kurdukları Sihirli Küre Koalisyonu'nu hatırlayalım. Trump'ın bu ülkelerle birlikte oluşturduğu siyasi cephenin ilk hedefi Katar olmuştu.

Tam da 1967 Altı Gün Savaşı'nın 50. yıldönümünde, sihirli küre mutabakatının bir gereği olarak Suud'un önderliğinde BAE, Mısır ve Bahreyn Katar'a ambargo uygulama kararı aldılar. İlk günlerde Katar'ı sıkıntıya soksa da İngiltere'nin karşı hamlesi, Türkiye ve İran'ın da desteği ile zamanla bu kuşatma etkisizleşti. Bölgedeki dizilimleri sarihleştirmek adına, İngiltere'nin bölgedeki sadık müttefikleri Ürdün ve Kuveyt'in de bu ambargoya katılmadıklarını not edelim.

Ortadoğu'da yeni bir tasarım hedefleyen bu ilk hamlede koalisyonun bölge kanadı ön plana çıktı. İsrail sessiz, ABD ise geri planda iyi polisi oynayan bir arabulucu rolündeydi. ABD diğer haraç-güzarlarına yaptığı gibi Katar'a da bir ceza kesti; 12 milyar dolarlık bir silah anlaşması ile bu konu soğumaya bırakıldı.

Koalisyonun 2. hamlesi ise Kuzey Kırak'ta gerçekleşti. Kürtlerin bağımsızlık referandumu konusunda koalisyonun ön planda olan üyesi ise İsrail'di. Kürtlerin bağımsızlık referandumuna açıktan destek veren tek ülke oldu İsrail. İlk hamlede olduğu gibi bunda da İngiltere'nin koordinasyonunda bir karşı cephe vücuda geldi: Türkiye, İran ve Irak'tan müteşekkil bir nevi yeni Bağdat Paktı. Bu cephe bağımsızlık referandumuna karşı çok net bir tavır sergiledi. Kuzey Irak'ta kurulucak müstakil bir Kürt devleti, hem İsrail'in sadık bir müttefiki hem de Sihirli Küre Koalisyonu'nun da yeni bir halkası olur hesabıyla girişilen bu teşebbüs de başarısız oldu.

Bu ilginç koalisyonun bir ara hamlesi de Suudi Arabistan'daki prenslere karşı Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından gerçekleşen operasyonlardı. Operasyonun hedefi olan prensler, daha çok İngiltere ile iyi ilişkiler içerisinde olan ve veliahtın istikbaldeki pozisyonunu tehdit etme potansiyeli taşıyan ekonomik olarak kuvvetli bir ekipti. Bu hamle ile bunlar bir şekilde sindirilmek ve tasfiye edilmek istendi.Bu aynı zamanda İngiltere'ye de bir mesajdı. Nitekim operasyonların ardından, İngiliz Daily Mail gazetesinin “ABD'li paralı askerlerin tutuklu prenslere işkence yaptıkları” ifşaatı geldi.

Sihirli Küre Koalisyonu'nun son hamlesi, Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını ilan etmesiydi. Koalisyonun bölgedeki ortaklarından gelen cılız, yasak savmak kabilinden tepkiler Trump'ın bu adımı daha evvel bu ülkelerle varılan bir anlaşmanın gereği olarak attığı intibası uyandırıyor.

Kudüs ile ilgili son gelişmelerin bölgede ve dünya çapında ne gibi gelişmeler doğuracağını kestirmek kolay değil.

Ama şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki son altı ayda gerçekleşen bu hamleler silsilesi, bölgesel planda hedefine İran ve Türkiye'yi, küresel ölçekte de İngiltere ve Çin'i koyan daha makro bir planın parçası mahiyetinde.

Bu küresel güç mücadelesinin en mağdur tarafı ise İslam coğrafyası, müslüman halklar ve tabii ki Filistin.