Osmanlı'da mahalle güvenliği

Osmanlı mahallesinin en önemli unsurlar hamal, bekçi ve tulumbacılardı...

2020-06-22 17:25:42

Bekçiler imamlara ve mahallenin yiğitbaşına bağlı olarak çalışır mahalledeki gelişmelerden onları haberdar ederdi. Mahalleye birisi geldiğinde evli mi ,bekar mı, olduğu araştırılır. Eğer bekar birisi ise ev kiralamasına izin verilmez şehrin hanlarından birisine gönderilirdi. Gelen kişinin özelliklerini öğrenir onun aile hayatı ile bilgileri önce imama sonra yiğitbaşına aktarırdı.

Mahallede kişilerin harem hayatına bir saldırı olduğunda önce bekçiye haber verilir, bekçi de mahalle gençlerinin ve su satanların yardımıyla suçluyu anında cezalandırıldı. Mahalle muhtarının önünde gerçekleşen cezada suçlunun ayakları bir sopaya geçirilir, havaya kaldırılır ve bekçinin elindeki değnekle suçlunun ayaklarına vururdu. Eğer suçlunun kabahati büyükse şahitlerle birlikte doğru kadıya götürülürdü.

Yangınları haber vermek yine bekçinin göreviydi. Yangınları duyurmak için mahalle bekçilerinin dışında birisi Beyazıt kulesinde diğeri Kandilli tepesinde olmak üzere iki bekçi daha bulunurdu. Eğer yangın İstanbul surları dâhilinde ise beş, Anadolu tarafında ise üç, Beyoğlu bölgesinde ise yedi pare top atışı yapılırdı. Bekçinin “yangın var” sesi işitilince diğer bekçilerde bulundukları yerlerde bu sese karşılık verirler yangının kısa sürede duyulmasını sağlarlardı.

Yangın deyince hemen akla İstanbul'un Lale Devri döneminden kalma tulumbacıları akla gelirdi. İstanbul'un yangınları meşhurdu. Fetihten sonra üç büyük deprem yaşayan şehir, kendisini kısa sürede onarırken çıkan yangınlardan bir türlü kendine gelememiştir. İstanbul tarihinde sayısız yangın olmasına rağmen bütün İstanbul'un yenilenmesini sağlayan yedi büyük yangın gerçekleşmiştir. Bu yangınlar mahalleri yok etmiş, yeni mahalle hayatlarının kurulabilmesi için yıllar geçmiştir.

Evlerin güvenliği ön planda

Yangınlar en fazla akşam saatlerinde mutfak kazalarından veya kışın yanan sobalardan çıkardı. Evlerinde gece aydınlatmak için çıra, lamba ve kandil yakanlarda yangına davetiye çıkarırlardı. İstanbul'da hiçbir yapı bu yangınlardan etkilenmemiş değildir. Birçok cami, kilise, çeşme hatta mezarlık bu yangınlardan harabeye dönmüştür.

Yangını söndürmekle görevli tulumbacılar yeniçerilerden seçilirdi. Yeniçeri Ocağı kaldırılınca mahalle sakinlerinden seçilmeye başlandı. İki yüzer kişilik dört oba şeklinde örgütlen tulumbacılar İstanbul'un dört büyük mahallesine yayılmışlardı.

Bekçinin yangın haberi vermesiyle tulumbacılar reisi havalisini mahallenin kahvehanesinde toplar, yangına nasıl müdahale edecekleri hakkında bilgi veridi. Genelde tulumbacıların alet ve edevatları mahalle kahvelerinde bulunduğundan toplanma yeri olarak bu mekânlar seçilirdi. Kısa süre süren toplantıdan sonra reis at üzerinde diğerleri yayan bir şekilde yangın çıkan muhite hareket ederlerdi. Tulumbacılar, yazın ve kışın genellikle ince kıyafetler giyerlerdi. Beyaz kumaştan dize kadar olan bu kumaşlar tulumbacının kolay hareket edebilmesi açısından çok sade ve yalındılar.

Tulumbacılar iş başında

Dört tulumbacı tulumbayı iki kolundan kaldırır ve bir kol hareketiyle omuzlarına yerleştirirlerdi. Diğer aksesuarlarda dağıtıldıktan sonra resin elindeki kamçının hızlıca yere çarpması ile yangına müdahale başlardı. Katlanmış deri hotumu ellerinde tutan tulumbacılar, ya ilahiler söyleyerek ya da dualar okuyarak yangını söndürmeye çalışırlardı. Tulumbacılar arasında rekabet söz konusuydu. Eğer başka mahallenin tulumbacıları yangını söndürmede daha maharet gösterirlerse kendilerini utanç içinde görürler verilen bahşişi almazlardı.

Şehrin diğer sakini olan hamallar tulumbacıların en önemli yardımcılarıydı. Yangın sırasında eşyaların dışarıya taşınmasından onlar sorumluydular. Hamallar, saygıyı hak eden bir kesim olarak görülür, kısa mesafeli taşımalarda belirli bir ücret karşılığında taşımacılık yaparlardı.

Bağlı olduklar bir lonca ve kethudaları vardı. Taşıma ücretleri lonca üzerinden belirlenir bu ücretin altında ya da üstünde taşıma yapamazlardı. Bazı semtlerde küçük bir valizin bile hamallar tarafından taşındığı görülürdü.

Kanuni döneminde hamalların ücretlerini artırmak için kethudaya başvurdukları, ekonomik sıkıntılardan dolayı bu istekleri reddedilince yollarını uzattıkları görülmüş, uzun yollardan gittikleri için daha fazla ücret talep etmeleri üzerine padişahın emri ile bu yola başvuran hamalların işleri elleri alınmıştır.

Genelde dört ve 10 kişilik gruplar halinde bir hamalbaşının yönetimi altında işlerine bakan hamallar bir semtin malları hakkında bilgilere sahiptiler. Hırsızlık olduğunda ilkin onlara baş vurulur, onların yardımı ile hırsızlar yakalanırdı.

Hamallar kısa boylu ve tıknaz

Hamallar genellikle kısa boylu, tıknaz, sağlam yapılı, göğsü be bağrı yanık geniş sırtı en ağır yükleri taşımaya yönelik kimselerden oluşurdu. Yükü sırtlandıktan sonra indirene kadar terlerini silmezlerdi. Harekete geçtiklerinde öndekiler sağ, arkadakiler sol ayaklarıyla ilk adımlarını atarlardı. Genelde yük taşırken “zararı yok, destur” diye seslenirlerdi.

Hamalların belirli bir kıyafetleri yoktu her hamal yöresinin kıyafetini giyerdi. 18 yüzyıldan sonra hamalların yazın mavi bezden potur, ve sırtı şeritlerle süslenmiş abadan yapılma cepken giymeleri bağlı oldukları lonca tarafından mecbur tutulmuştur. Her hamalın mutlaka yanında taşıdığı bir tarağı, cep aynası ve ipi bulunurdu. Hamalların bıyıkları genellikle kaytan olur bekar hanlarında en önemli eğlencelerinden biri bıyıklarını düzeltmek olurdu.

Hamallar genellikle Anadolu'nun değişik köylerinden şehre gelmiş gençlerden oluşurdu. Ailelerine para biriktirdikleri için günlük yiyecekleri bir ekmek, soğan ve peynirden oluşurdu. Akşamları hamal kahvelerine giderek toplanır, birbirlerine başlarından geçenleri anlatırlardı.

Genelde hamallar bulundukları yerde üç yıldan fazla kalmazlardı. Üç yıl sonra biriktirdikleri paralarla köylerine gider kışı geçirdikten sonra tekrar eski vazifelerine geri dönerlerdi.

Kaynak: Dunyabulteni.net

YORUMLAR (0)