SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMGEZİSPORRAMAZANÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜRFOTOVİDEO

Osman Atalay

Mülteci ve göçmen limanı: Anadolu


15.3.2016

MÖ 3600 yılından bu yana kayıtlı tarihte 14 bin 500'ün üzerinde büyük savaşlar  cereyan etmiş ve bu savaşlarda 4 milyarın üzerinde insan hayatını kaybediyor. Bu, şu anki dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisine eşittir.

1945'ten bu yana yaşanan savaşlardaki can kaybının yüzde 90'ını siviller oluşturmuş. 1. Dünya Savaşı'nda bu oran yüzde 10, II. Dünya Savaşı'nda ise yüzde 50 olmuştur.

Dünyada yaşanan savaşlar; yoksulluk, açlık, doğal afetler ve siyasi baskılardan dolayı pek çok insanın hayatı her geçen gün daha da zorlaşırken milyonlarca insan geleceklerini başka ülkelerde aramak için yüzyıllardır göç yollarına düşüyor. İnsanlar daha iyi ve güvenli bir gelecek için sığınacak liman arıyor.

GÜNÜMÜZDE 250 MİLYON İNSAN, YAŞADIĞI TOPRAKLARI TERK ETTİ

Günümüzde ise yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan insanların sayısı 250 milyonu bulmaktadır. Suriye savaşıyla dünya gündemini ve özellikle Türkiye gündemini bir kez daha mültecilerin yaşadığı trajedi işgal etmektedir.

Suriyelilerin ve diğer ülke vatandaşlarının Avrupa'ya göçü yeni bir insan hakları tartışmasını beraberinde getirdi. Avrupa, 1951'de kendi tanımladığı değerlerle bugün sınanmakta ve çok büyük çelişki yaşamaktadır.

Size 1951 yılında hazırlanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi'nden bahsetmek istiyorum. Bu sözleşme maddelerinde şunlar yazıyor: “1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu nedeniyle dönmek istemeyen her şahısa uygulanır (BMMYK,1998: 68).”

Şimdi bu sözleşmeye göre bir kişinin mülteci statüsüne girebilmesi için öncelikle kendi ülkesini terk etmiş olması veya ülkesinin sınırları dışında bulunması ve yabancı olması gerekmektedir.

Cenevre Sözleşmesi, II. Dünya Savaşı'nın Avrupa'da meydana getirdiği mülteci sorununu çözmeye yönelik bir sözleşme. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği de bu sözleşmenin gereklerini yerine getirebilmek için geçici olarak kurulmuştur. Siyasi gelişmeler ve çeşitli gereklilikler dolayısıyla bu sözleşme her beş senede bir yenilenmiştir.

Avrupa dün ekonomik sorunlarını çözmek için baş üstünde tuttuğu göçmen ve mültecilere bugün sakıncalı muamelesi yaparken Anadolu coğrafyası her zaman mülteci ve göçmenlerin limanı olmuş.

Osmanlı'nın Avrupa coğrafyasındaki etkinliğiyle birlikte, önce Musevilerin daha sonra da Protestanların Osmanlı'ya sığınmaya başladıklarına şahit oluyoruz.

1848 liberal ve milliyetçi rüzgarların estiği  yıllarda, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisindeki İtalyanlar, Macarlar ve Lehler bağımsızlık elde etmek için ayaklanırken, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya'nın da yardımıyla bu ayaklanmayı bastırmış ve bunun sonucunda önemli sayıda Macar ve Leh, Osmanlı'ya sığınmıştır.

Osmanlı hükümeti bu sığınma krizi neticesinde bölgeye, konumu bugünkü Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'ne denk sayılabilecek Amedi Divan-ı Hümayun Fuat Paşa'yı göndermiş. Fuat Paşa'ya verilen görevde, sınır boylarındaki sığınmacılar arasında askerî lider konumunda olan kimselerin geriye teslim edilmemesinin altı özellikle çizilmiş.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında batıdan ve doğudan toplu ve bireysel birçok sebeplerden ötürü sığınmalar yaşanmış. İspanya'dan kaçan Museviler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan kaçan Macar mülteciler, 1859-1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım'dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatar mülteciler, kitlesel mülteci akınları olarak sayılabilir.

1920 yılında özellikle Bolşevik İhtilali'nden sonra kaçan 65 bin kadar Rus ile değişik bölgelerden kaçan Rum ve Ermeniler ile birlikte İstanbul'a sığınan toplam nüfus 100 bin kadar tahmin edilmektedir.

Cumhuriyetin kurulması ile 1923 Lozan Antlaşması'na bağlı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında “nüfus mübadelesi” kabul edilmiş ve 384 bin kişi Türkiye'ye yerleşmiştir. Benzer anlaşma Bulgaristan ile “gönüllü değişim” olarak yinelenmiştir. Bu dönemde özellikle Balkanlar ve Kafkaslar'dan Türkiye'ye gelen nüfus hareketiyle; Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkesler, Abhazlar, Avarlar, Çeçenler ve Türkmen soydaşlarımıza her zaman güvenilir bir liman olmuşuz.

Bugün Çanakkale Şehitliği'ne gittiğimiz zaman Afrika, Ortadoğu, Asya ve Balkanlar'dan şehitleri görürüz. 79 milyonluk Türkiye'nin hangi iline giderseniz muhakkak bir kasabasında, bir köyünde muhacir ve göçmenin izine rastlarsınız… Hangimiz göçmen değiliz ki…

Mülteci ve göçmen limanı Anadolu, dün nasıl Müslüman veya gayrimüslim olsun kapısına gelene herkese kucak açmış ise, bugün de Suriyeli kardeşlerine inancı, medeniyeti ve vicdanı gereği kapısını açıyor. 



    YORUM YAZ

YORUMLAR

zeki tuncer / 15.3.2016 16:19:30
osman bey bizi bilgilendirdiğiniz için sağolun teşekkür ederiz
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR