DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

2015-07-28 18:23:52

7 haziran seçimleri bittiğinden beri konuşulan bir mesele var: Ak Parti neden gençlerden yeteri kadar oy alamadı? Bu soruya kimse “hayır canım öyle bir şey yok” cevabını veremiyor çünkü bu gerçek herkesin malumu. Gençliğin kalibresi meselesi her dönemin kronik sorularının başında gelir çünkü bir cevap bulunabilmiş değildir. Milli eğitim sistemimizin dahi futbol takımı gibi “4+4+3 mü yoksa 3+5+2 mi olsun” düzeyinde tartışıldığı bir ortamda da zaten gençlik meselesine çözüm bulunması beklenti dahilinde kalmıyor. Neyse biz yine de “belki kaale alınır” ümidiyle yazımıza devam edelim.

Bayramın ikinci günü Ak Parti döneminde devletin üst kademelerinde görev yapmış, önemli görevlerde bulunmuş, halihazırda aktif görevde olmayan ve aslen islamcı camianın tam göbeğinden çıkmış bir tanıdığım; o esnada etrafında oturan ve yaşları 20 ila 30 arasında değişen gençlere şöyle bir dizi soru sordu: “Sizdeki bu hareketsizliğin sebebi nedir? Neden çabuk soğuyorsunuz birtakım çalışmalardan? Niçin bireyselsiniz? 40 yaş üstü kuşaktan biri olarak yeni gençliği anlamak istiyorum, sizi dinlemek istiyorum” bu minvalde açılan muhabbet uzun uzun ve farklı cevaplar ile dallandı budaklandı. Hazır şu sıralar İsmail Kılıçarslan ve Yakup Köse gibi yazarlar gençlik meselemizi tekrar gündeme getirmişken ben de 30 yaşında ve “28 şubat kuşağı ile Ak Parti kuşağı arasında ara kablo görevi gören bir genç” olarak düşüncelerimi yazmak istedim. Çünkü gençliğin ahvali şudur diye verebileceğimiz tek bir cevap yok birden fazla cevap var ve bu yazı ancak bir kısmını dile getirebilir. Ayrıca yaşlıların da ahvali yazılması gereken bir meseledir. Bu konu üzerine tezler, raporlar, kitaplar yazılmalı ve çözümler üretilmelidir. Kısaca bu mesele gerçekten samimiyetle dert edinilmelidir. Mevzuya dönecek olursak:

1- İletişim Problemi: 40 yaş üstü kuşak ile yeni gençlik arasında ciddi bir iletişim problemi var. Yaşlı kuşak Ankara'da bürokrat olup gençler ile iletişimini koparıyor ve Ankara Eliti ile muhatap oluyor. Dolayısı ile sokağa yabancılaşıyor. Yaşlı kuşak bu esnada maddi olarak rahatlama yaşarken gençlerden de kendilerinin eskiden yaşadıklarını yaşamasını bekliyor. Yani bu kuşağa göre aslında kendisi o kadar çile çektikten sonra rahatlığı bulunca sekülerleşmemiştir, çünkü geçmiş ile gelecek arasında bağlantı kurabilmektedir. Ancak genç kesim erken yaşta şımarmıştır ve onlara rahatlık havadan leylekler tarafından getirilmiştir. Hepimizin yaşadığı bir şeydir; etrafınızda sizinle alakadar olan abiniz, hocanız veya akrabanıza “önemli bir adam” olunca kesinlikle ulaşamazsınız. Hiçbir projenizi anlatamazsınız. Telefonla dahi iletişim kuramazsınız. Çünkü hep yoğun ve önemli işleri vardır ve dünya kurtarılmayı beklemektedir. Yaşlı kuşak aktif görevi bıraktıktan sonra yuvaya döndüğünde “aaa bu gençliğe ne olmuş böyle” diye nutuk atmaya bayılır. Ne bekliyordunuz? Döndüğünüzde zamanında kaale bile almadığınız “şımarık” gençleri Nizam-ül Mülk olarak bulmayı mı? Ama siz nasılsa “bunlar okeyde mermer dizmekten başka bir şeyden anlamazlar” deyip işin içinden çıkacaksınız.

2- Akıllı Telefon Problemi: Yaşlı kuşak telefon ile neredeyse çocuğu olduğunda tanışmış idi ve telefonu geri zekalıydı, daha doğrusu telefonu kendisinden akıllı değildi. Şimdiki telefonlar ise insan ile dalga geçecek kadar akıllı. Geçen gün “Siri”ye, nerelerde trafik yok? diye sordum, İstanbul'da mı? diye soruya soruyla karşılık verip beni yakaza haline götürdü. Cevap vermedim kendisinin sorusuna. Eski kuşak hala gençlere “ya şu uygulamayı ana ekrana nasıl taşıyoruz” diye sorarken, genç kuşak “Molla Google” hazretlerinden ilim tedris etmekle meşgul. Yaşlı kuşak telefon olmadığı için kitaplar ile barışık bir kuşaktır, geniş kütüphaneleri vardır. Genç kuşak ise facebook veya twitter'dan zaten her gün kasılan analizleri okumaktadır. Bu yüzden yaşlı kuşak genç kuşağa bilmişlik taslayamaz, çünkü her şeyden haberdar değildir. Yaşlı kuşak bir mevzu açtığında genç kuşak hemen Google'dan meseleyi o anda okuyacak ve “o iş öyle değil hocam” diye itiraz edecek, hocanın karizmasını sıfırlamakla harika bir iş çıkaracaktır. Yaşlı kuşak gençliğin bu refleksini hiç anlamayacaktır, çünkü onlara göre sahih bilgi kitaplardan öğrenilir, sosyal medya veya köşe yazarlarından değil. Yaşlı kuşak sorunlarını kıymet verdiği abileri ile istişare eder öyle karar alırlardı ancak genç kuşak bunu kısayol tuşu ile halletmektedir: “şöyle yapayım diyenler FAV, böyle yapayım diyenler RT”. Akıllı telefon gençlerin büyüklere ulaşmasına da aracı oluyor sağolsun. Yukarıda bahsettiğimiz iletişim problemini yaşayan genç twitter'dan ilgili kişiyle gayet samimi bir dille “kanka muhabbeti” kurabiliyor. Eee koskoca başbakana “Ahmet amca bi kıpırdama selfie çekiyoruz” diyen bir gençlik var ne yaparsın… Bu manada eskiden 10 yılda bir kuşak farkı oluşurken artık her iphone modelinde bir kuşak farkı oluşuyor, mesela ben iphone 5 kuşağıyım…

3- Diplomaperestlik Problemi: Kime ait olduğu bilinmeyen ancak Esra Elönü'nün sözlerinin altına Cahit Zarifoğlu yazıp yayma hastalığına benzer şekilde Mevlana'ya atfedilen bir söz var: “Suskunluğum asaletimdendir/her lafa verilecek cevabım var/ama bir lafa bakarım laf mı diye/bir de adama bakarım adam mı diye…” Her kim söylediyse eğer o kişi bugün yaşasaydı ve işveren bir kimse olsaydı bu sözü tahminen şu şekilde söylerdi: Taleplerim sonradan görmeliğimdendir/her işe uygun başvuranım var/önce bir CV'ye bakarım CV mi diye/bir de diplomaya bakarım diploma mı diye… İstisnalar olmakla birlikte genç kuşak bir kariyerperestliğe itilmiş durumda. Kendisinden istenen özellikleri tamamlamak için ortalama hayatının yarısını harcamak zorunda. Seminerler, konferanslar, diplomalar, sertifikalar, diller, vs. gibi şeyler eklenmeli ve CV en az 4 sayfa olmalıdır, daha aşağısında maliyetini kurtarmaz. Yaşlı kuşaktan olan ve bu özelliklerin hiçbiri olmadan yürümüş olan islamcı bir işveren abinin kapısına gittiğinde abi “iş ahlakı, islamda işçinin hakkı, müslümanca duruş” vb temalı uzun bir nutuk atmaya başlıyor ve mangalda kül bırakmıyor. Kendinizce diyorsunuz ki “ne iyi adam hakka hukuka özen gösteriyor”. Daha sonrasında gelen cümleler tam bir hayal kırıklığı “o sakalların kökten gitmesi lazım”, “kravatsız işe gelmek yok”, “kullanmayacaksak bile dil belgesi olmayan adam çalıştırmıyoruz prensip olarak”, “ücretinin bir kısmını bankadan, diğer kısmını elden alacaksın. Çünkü sigortanı asgariden göstereceğiz”, “Stajyere para mı verilirmiş”, “zaten bizim dışımızda başörtülü olarak çalıştıracak yer de zor bulursun, hem burda mescidimiz de var”, “insan kaynakları CV'ni yeterli bulmadı”…. Uzar gider bu liste. Madalyonun sadece bir yüzünü konuşuyoruz hep: “gençlerin CV'si dolu ama hepsi şişirme ve kofti”. Peki bu durumun müsebbibi kim acaba? İşi çok iyi bilene değil kağıt üzerinde kariyeri olana işi teslim eden büyüklerimiz mi yoksa CV'perest olmaya mahkum kılınmış gençlerimiz mi? “efendim neymiş de dünya globalleşiyormuş, artık müslümanlar da donanımlı olmalıymış”. İyi de itirazımız buna değil ki sizin iş ahlakınıza. “müslümanların kuruluşlarında çalışmak mı? Tövbeler olsun o hatayı bir kez yaparım” cümlesini kurmuş ve küsmüs olan insanları toplasam bir aşiret kurarım. Ha bu arada belirteyim de üzerimde kalmasın; kıymetli abilerim benim de 5 sayfa CV'im var ama içinden tek cümle üzerinden gelirimi kazanıyorum: Araştırma Görevlisi… “efendim Fatih 21 yaşında istanbulu fethetmişmiş, bunlar 21 yaşında daha yeni emzikten kesiliyormuş”. İyi de hangi gence o fırsatı veriyorsunuz? Bugün bir genç dünyayı fethetmeye kalksa “sen o işten ne anlarsın, dünya öyle fethedilmez” diye nutuk atmaya başlayacaksınız ve “Fetih sertifikan var mı?” diye belge isteyeceksiniz. Oysa Resulullah (S.A.V) Usame bin Zeyd'e ordu komutanı olarak şans vermişti. Hem de Teoman'ın dediği gibi daha on yediymiş…

4- Nasihat Kültürü Problemi: “Selamun Aleyküm abi müsait olduğun bir gün bir kardeş var da seninle önemli bir meseleyi istişare etmek, nasihatlerini almak istiyor. Numaranı veriyorum”-“tamam sen benim numaramı değil de mailimi ver, bana yazsın ben bir ara cevaplarım”. Yaşlı kuşak islamcı abiler hep gençlerin tabureler üzerinde devlet kurup devlet yıkmasından şikayetçiler. Ancak yeri geldiğinde de “biz gençliğimizde çınaraltında sabahlara kadar ne muhabbetler ederdik be” şeklinde insanı nostalji manyağı yapmaya bayılırlar. Sorun aslında taburelerde vakit geçirmek değil, boş vakit geçirmek. İslamcı abiler bu taburelerde otururken İslam dünyasından haberler, ümmet coğrafyası gibi kitaptan öğrenilemeyecek meseleler başta olmak üzere birçok mevzu konuşulur ve böylece gençler bir öğrenme eylemi içerisinde olurlardı. Gencin özel bir meselesi var ise “abi iki dakika özel görüşebilir miyiz” diye müsaade alır, hemen istişaresini yapar ve başka bir konudan muhabbete devam edilirdi. Bu bir kültürdür, İslamcı neslin kültürü budur. Bu kültürden çok şey kapmış abiler şimdilerde önemli konferans ve televizyon programlarında oldukları için, terkettikleri bu kültürü gömmekle meşguller. Vaktini ziyan etmek isteyen zaten evde de ziyan eder ona yapacak bir şey yok. Ancak ben ortamda saygı duyulan, görmüş geçirmiş İslamcı bir abinin olduğu hiçbir muhabbetten boş kalktığımı hatırlamıyorum. Bu abilerin ortamı terketmesi ile nasihat kültürü de kaybedilmiş oldu. İşin garibi bu abiler, yardım faaliyeti kapsamında dünyanın bir ucuna gidip ordaki insanların dertlerine çözüm üretmekten geri durmayan fedakar abiler. Yanıbaşınızdaki gençlerle de bir ara ilgilenirseniz seviniriz. Hayır hayır zamanım yok edebiyatına başlamayın şimdi, birbirimizi kandırmayalım…

Anlatacağımız o kadar çok şeyimiz var ki dostlar, yaşlılar, gençler, erkekler, kızlar, evliler, bekarlar vs vs birçok meselemiz var. Zaten ne yapsak yaranamıyoruz, şimdi de işin yoksa yaşlı kuşağın bu yazıya yapacağı “hayır canım ne alakası var”larla uğraş. Daha fazla uzatıp da başınızı ağrıtmayayım. İnşaallah Allah ömür verir de daha başka yazılarda da diğer meselelere gireriz. Vakit de epey geç olmuş, son bir çay içeyim de eve gideyim bari hanımdan zılgıtı yemeyelim gece gece…

Görüş Bildir Bizimle Paylaş