SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMGEZİSPORRAMAZANÇEVİRİSAĞLIKKÜLTÜRFOTOVİDEO

Yusuf Kaplan

İnanıyorsanız üstünsünüz ama inandıklarınızı hiçe sayıyorsanız sürünürsünüz...


29.7.2019

Mü'min, ben-merkezli yaşamaz bu dünyada; Hakikat-merkezli yaşar. Allah'a iman eden mü'min kişi bilir ki, Hakk'tan gelen Hakikat varsa, hayatın bir anlamı vardır. Hakikat diye bir derdim varsa, bir mü'min olarak benim yaşadığımdan, nefes alıp verdiğimden, başkalarına da hakikatin sesini hakikatin nefesine dönüştürme cehdimden söz edilebilir.

MÜSLÜMAN, DÜNYAYA DEĞİL KENDİNE HÂKİM OLMA KAYGISI GÜTTÜĞÜ İÇİN ÜSTÜNDÜR

Müslüman neden üstündür?

Müslüman'ın derdi, hakikattir; hakikatin insanlığa ulaştırılması…

Batılının derdi, hâkimiyettir; dünyaya hâkim olunması...

Buradaki fark, kimin, niçin üstün olduğunu göstermeye yeter: Batılıların derdi, güce sahip olmak ve dünyaya hükmetmektir.

Mü'min'in derdi, kendine / nefsine hâkim olmak, hayata hakikatin hükmetmesini sağlama cehdi göstermektir.

Özetle: Batılının derdi dünyaya hâkim olmaktır.

Müslümanın derdi ise kendine, nefsine hâkim olmak.

Müslüman, dünyaya değil kendine hâkim olma kaygısı güttüğü için üstündür.

MÜSLÜMAN, “BEN ÜSTÜNÜM” DİYEMEZ!

Hiç bir mü'min, bir başka insana veya Müslümana “ben senden üstünüm” demez, diyemez; böyle bir şeyi söylediği hatta düşündüğü ân, kendisiyle çelişkiye düşmüş olur; alçalır.

Çünkü bir mü'min, ben'ini, kendi'ni eksene alarak sürdürmez hayatı.

Her mü'min bilir ki, mü'min olmanın kendisine yüklediği mükellefiyet, öncelikle kendine çeki düzen vermektir.

İnsanı, sahip olduğu güce göre tanımlamak, insanı aşağılamak ve aracın kölesi yapacak bütün kapıları sonuna kadar açmak, insanı bitirecek, hayatı çölleştirecek taşları döşemektir...

İNSAN, NİÇİN ARACIN KÖLESİNE DÖNÜŞTÜ?

Batılılar, aracı öncelediler... Her tür aracı. Güç üreten araçları.

Bilgi'yi güç olarak konumladılar.

Amaçları bilgilenmek, olan'ı, olacak olan'ı, dünyayı, insanı daha iyi anlamak değildi esas itibariyle. Bilgiye sahip olarak güce sahip olmaktı. Amaç, araçlara sahip olmak olarak belirlenmişti.

İnsan, yoktu; ontolojik olarak. Araç vardı. Araç varsa insan da vardı. Oysa bu tam bir sapmaydı.

Aracı insanın önüne geçirmek, insanı aracın kölesine dönüştürmek, demekti.

Batılılar sistemi keşfettiler, insanı veya adaleti değil.

Önce sistem, sonra insan ilkesi hâkim oldu Batı'da: Önce araç, sonra amaç.

Aracı amacın önüne geçirdikleri için, araçların amaçları yok etmesini, insanlığı anlamsızlık denizinin ortasına sürüklemesini, -aslında insan araçların kölesine dönüştüğü için- insanın özgürlüğünü yitirmesini önleyemediler.

Sistemin çöktüğünü düşünün... Refah düzeyinin çatırdadığını, ekonomik düzenin sarsıntı geçirdiğini...

Elektrikler gittiğinde, bütün New York'un mağazalarının nasıl yağmalandığını görmeniz o yüzden şaşırtıcı değil.

Böyle bir dünyada, ne insan kalır ortada, ne de adalet.

MÜSLÜMAN'IN “ÜSTÜNLÜĞÜ” FİKRİ, İNSANI AŞAĞILANMAKTAN KURTARMANIN TEMİNATI

Burada söylediğim şey, ben Müslümanım, dolayısıyla üstünüm, değil.

Bu, Yahudilerin ırkçılıklarının bir başka versiyonu olurdu.

Böyle bir şey kabul edilemez'dir. İlkelliktir. Irkçılıktır. İnsanlığı aşağılamaktır.

Müslüman'ın üstünlüğü fikri, insanı aşağılanmaktan kurtarmanın teminatıdır.

Buradaki üstünlük, Müslüman olmanın, Allah'a kul olmakla, yalnızca Allah'ın önünde boyun eğdiği bilincine sahip olmasının verdiği üstünlüktür. Takva, ihlas, samimiyet, dolayısıyla her insanın eşref-i mahlûkât olduğu gerçeğini bilerek yaşaması, Müslüman olan kişiyi bu ölçütlerden yoksun olan kişiden üstün kılar.

Müslüman, yalnızca Allah'ın önünde boyun eğen bir insan olduğu için Allah'tan başka her şeyin kulu ve kölesine dönüşen insanlardan üstün olduğunun bilincinde olan kişidir.

Müslüman, aracın, gücün kölesi olmadığı, her insanı eşref-i mahlûkât olarak gördüğü ve diğer insanları aşağılamadığı için üstündür.

Bu nedenle, Müslüman, insanlığın yüzakıdır, tükenmez umudu.

İNANCINIZI YİTİRİRSENİZ, KÖLELEŞİRSİNİZ!

Müslümanlar, kuru kuruya “biz üstünüz” dedikleri için, özellikle modern zamanlarda, Batı'da yaşanan entelektüel, siyasî ve iktisadî devrimleri ıskaladılar ve bir daha da toparlanamadılar. Üstüne üstlük, kendilerine duydukları güveni (Şerif Mardin'in deyimiyle “statülerini”) yitirerek Batı'ya karşı felçleştirici bir aşağılık kompleksine kapıldılar...

Oysa Müslüman'ın üstünlüğü fikri, başkalarını, başka dünyaları hiçe saymayı değil, ciddiye almayı gerektiren dinamik ve diriltici bir fikirdir. Müslümanın üstünlüğü fikri, şekilden / sözden ibaret değildir.

Müslümanlar, üstünlüğü inançta, ahlâkta, davranışta değil de güçte, maddede aradıkları sürece inançlarını, kendilerine olan güvenlerini, dolayısıyla güçlerini yitirdiler; tamiri mümkün olmayan en büyük hastalığın, üstünlüğü maddeye, güce, dünyaya sahip olmakta gören Batılılara karşı aşağılık kompleksiyle yaklaşma hastalığının pençesinde kıvranmaya başladılar, düştüler...

İnandıktan sonra düşen, inandıklarını hiçe sayan bir toplumun alçalışı ne kadar fenâ, ne kadar ürpertici ve alçaltıcıdır öyle!

Müslüman'ın üstün olduğu fikri, aslında Müslüman insanteki'yle alakalı değil, bütün insanlıkla ve insanlığın insanca bir dünya kurabilmesiyle alakalıdır.

Şöyle ki: Kendisi dışındakileri “barbar”, öteki, canavar olarak görenler değil, eşref-i mahlûkât olarak görenler insanca bir dünya kurabilirler: Dünyayı dâr / yurt edinenler, dünyayı dar ederler insana.

Tarih, buna tanıklık eder: Müslümanlar, Endülüs'e yerleştiler; herkese hayat hakkı tanıyan bir medeniyet inşa ettiler. Oysa Batılılar Endülüs'ü ele geçirdiklerinde Müslümanları Endülüs'ten sürdüler, Engizisyon mahkemelerinde barbarca işkencelere tabi tutarak katlettiler, hem de kitleler hâlinde!

Hz. Ömer de, Salahaddin Eyyûbî de, Osmanlı da Kudüs'e hükmettiklerinde bu yüzden sadece barış armağan ettiler yüzyıllar boyunca Kudüs'e. Kudüs, ne zaman ki Müslümanların elinden çıktı, insanlığından çıktı, cehenneme dönüştü!

Müslümanların “üstün oldukları” fikrine sahip olmaları, bu fikir gereğince hareket etmeleri, dünyanın yeniden huzura, barışa ve sükûna kavuşabilmesinin yegâne şartıdır.

Sezai Karakoç'un deyişiyle “inanıyorsanız, umudunuzu yitirmezsiniz. Umudunuzu yitirirseniz, kaybedersiniz...”

Âyette belirtildiği üzere, “İnanıyorsanız üstünsünüz”. İnancınızı yitirirseniz, sürüm sürüm sürünür, başkalarının kölesine dönüşürsünüz...

Vesselâm.



    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
SON YORUMLANANLAR