Göçelim imanla bayram edelim!

Fatih Çıtlak'ın Takvim gazetesindeki yazısı...

10.07.2015 09:10:32

Kardeşlerim, imanı bir mum olarak düşünürsek, ibadet ve taatler o mumun bir püfte sönmesini engelleyecek, onu muhafaza edecek bir cam fanus gibidir.

Yani, ibadet ve taat olmazsa iman mumu, esintide sönmese rüzgârda illâ ki söner. O sebepledir ki Rabbimiz, Allah'ımız bizlere ibadetleri bahşetmiş, imanımızı muhafaza etmenin yollarını Efendimiz ile (sas) en güzel şekilde göstermiştir. İmanın peşinde olan şeytandan ve nefsimizden o imanı nasıl koruyacağımızı bizlere bildirmiştir.

Efendimiz (sas) bir hadisi şeriflerinde: "Size Allah'u Teâlâ'ya şirk koşmaktan sizi koruyacak bir kelime söyleyeyim mi?" buyurmuş ve "Uyumadan önce Kâfirun sûresini okuyun!" buyurmuştur. Kâfirun sûresi çok kolay hemen ezberlenebilir de. "Kim gece yatmadan önce Kâfirun suresini okursa imanı selâmete erer." buyuruyor, Efendimiz (sas).

İNSAN İMANDAN ÇIKAR MI?

Efendimiz (sas): "İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah'ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç." buyurmaktadır. İnsanların çoğu âhir zamanda bir anda dinden çıkabilecek. Âhir zamanda toplumda fitne yaygın olacak; insan sabah evinden mü'min olarak çıkacak akşam, bir şüphe, bir söz veya bir başka sebeple evine kâfir olarak dönebilecektir. Peki nasıl olacak bu? Kişi gün içinde medyadan, eşinden dostundan, arkadaşından, komşusundan duyduğu sözlerle imanını zedeleyecek, hatta imanını kaybedecek söz ve şüphelerle akşam evine kâfir olarak dönebilecektir.

Kişinin dinini bilmemesi ise bunun en büyük sebebidir. İşte bu sebepten bizler dinimizi yaşamasak da öğrenmek zorundayız ki, yarın bir gün birileri tarafından aldatılmamak, imanımızı kaybetmemek için.

Bakın hadisi şerifde, bu durumdan ancak kalblerini iman ve İslâm'la Allah'ın diri tuttuğu kimseler muhafaza olabilecek buyrulmakta. Demek ki; Müslümanların yaşadığı cemiyette fitne ve fesat döneminde İslâm'ı bilenler azalacak ve İslâm'ı anlatmak da güçleşecek. Allah hepimizi bu durumdan muhafaza etsin!

ŞEYTAN PUSUDA BEKLER

Eskilerin sohbette anlattığı müthiş bir hadise var. Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri risalesinde anlatmış; Karabaşî Veli gib büyük zâtlar da bunu anlatmış.

Kardeşlerim bendeniz bunu işittiğimde inanın ki dünyam değişti ve hâlen meselelerimi bu anlatılanla çözüyorum.
Şebçerağ; gece kandili diye bir şey var. Geceyi aydınlatan bir taş bu.
Kaşıkçı elması gibi düşünün. Bu taş, ortamda mevcut olan az bir ışığı, açısını yakalayabildiğinizde projeksiyon gibi km ile ifade edebileceğiniz bir mesafede nokta atışı gibi aydınlatabiliyor.

Ceviz büyüklüğündeki bu taş, Fatih caminin alemine konsa, Edirnekapı'da bir kadın gergef işleyebilirmiş, mehtaplı bir gecede. Hatta bu şebçerağ taşı, Topkapı Sarayı'nda da mevcuttur. Bu taş, iguana denilen canlı türünün dilinin altında olurmuş. Erkeği bunu bulur veya bir şekilde ağzının içinde vücudunun kimyası bunu üretirmiş. Dilinin altına koyar ve onun sayesinde bir eş bulur ve bir aile edinirmiş.

Beslenmek için ailesiyle beraber geceleyin karaya çıktıklarında, ağzındaki bu taşı dilinden çıkartır yüksekçe bir taşın üzerine koyar, onun aydınlığında etrafındaki otları yiyerek karnını doyururmuş. Hayvan şebçerağ denilen taştan iyice uzaklaşınca avcılar da şebçerağı, üzerini bir kille kapatıp alırmış. Işıksız kalan hayvan da korkuyla denize kaçarmış.

Hz Hüdâyî şöyle anlatıyor: "İşte o şebçerağ sizdeki imandır; iman nurudur. O ot, dünyadır ve dünyalık zevklerdir. Otun kabasını buldukça, imandan uzaklaşırsınız.
Bu sefer şeytan da pusuda bekler, bi atar kili üstüne yapıştırır, dönüp bakarsınız ki, iman adresinde bir şey kalmamış."
İşte adam imandan nasıl çıkar, dünyayı severek çıkar. Dünyaya taparak çıkar, kendini satarak çıkar... Allah muhafaza!
Ramazan kendimizi Allah'a satmanın adıdır. Ramazan, Allaha kendimizi vermenin, satışın, kârlı alışverişin bir aya taksim edilmiş mânevî çarşısıdır. Seher vakitleri ârifler pazarıdır. Can pazarıdır, canlar uyanır. Sadece insan uyanmaz uykudan, içindeki iman nuru da uyanır, vesselâm.

Ramazan Ayı'nda kazandıklarımızı nasıl koruyacağız?
Dostlar, Ramazan Ayı'ndaki bu coşku ve bereketin sonraki sâir zamanlarda da kalıverse istiyor insanın canı. Peygamber (sas) Efendimiz'e bu hususta sahabiler dahi şikâyette bulunmuş: "Yâ Resûlullah! Biz Sen'in huzuruna geliyoruz; ayağımız yerden kesiliyor, dünyevî bütün telaş sıkıntı hepsinden uzaklaşıyoruz.

Uhrevî ulvî coşkular içerisinde bir an geçiriyoruz fakat Siz'in meclisinizden ayrılınca dünya gâilesi bizi yakalıyor."
İki cihan serveri Efendimiz (sas): "Zaten siz, Benim sohbetimdeki hâl üzere olsanız, hep öyle devam etseniz; size dua eden, size istiğfar eden meleklerle sokaklarda musafaha ede ede selamlaşarak gezer dolaşırdınız." buyuruyor.
Fakat siz bu kadar olmasa bile, hiç olmazsa bunu dengeleyin. Hani bir saatim gafletle geçti ama hiç olmazsa şu saatimi bari dengeleyeyim diye bir gayret içerisinde olun.

Yani imtihan içerisinde olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın. Rehâvete kapılsanız bile onun çözümü o rehâvetten kurtulmaktır.
Peygamber Efendimiz (sas): "Kötü bir iş işlediğinizde hemen arkasından hayırlı bir iş işleyin."buyuruyor.
Ramazan Ayı'nın bizlere vaaz ettiği bir huy daha var, o da şu; kalktığınızda muhasebe-i nefis yapmak. Yatış ve kalkışınızda nefsinizin muhasebesini yapıp, bugünü ne kadar zarar ve ziyanla kaçırdınız, bunun hesabını kitabını yapmaya da bizi teşvik eder, Ramazan Ayı.
Zaten bu hesaplar düzgün olur, Ramazan Ayı'nda bu zevki tadarsanız ve bayram sabahı, bayramın bir affolunma müjdesi olarak bayram olduğunu fakat Ramazandan da ayrılmanın bir hasreti olduğunu düşünerek kalbiniz sızlarsa, âcizane sizi kardeşiniz olarak temin ediyorum; Ramazan Ayı'ndan sonra başlayan zaman dilimleri de sizin için bir Ramazan Ayı gibi olacaktır, bir mağfiret mevsimi olacaktır.
Oradaki, o kazandığınız bu sermaye, o kadar büyüktür ki; kişi onu kolay kolay kaybedemez, zannediyorum. Ömrün uzun olması değil, ömrün bereketli olması önemli.
Cenâb-ı Hakk bizim ömrümüzü maddî ve mânevî rızıklarıyla bereketlendirsin inşallah. Âmin.

Mü'minin Çektiği Her Sıkıntı Onu Bir Günahtan Kurtarır
Efendimiz'in (sas) en çok sevdiği ve O'nun âlem-i cemâle göçmesinden sonra ilk halifemiz olan baş tâcımız, Hz. Ebû Bekir Sıddık ile Efendimiz (sas) arasında şöyle bir konuşma geçiyor; müjdeye bakın, dostlar!
Peygamber Efendimiz (sas), Hz Ebû Bekir Efendimizi üzgün ve mahzun bir şekilde görünce ona: "Sen niye üzgünsün, Yâ Ebû Bekir?" diye sorar.

Hz Ebu Bekir Efendimiz: "Yâ Resûlullah, Siz'den dinlediğimiz âyet-i kerimeleri düşünüyorum.
Bunları düşününce hesap ediyorum, ben galiba cehenneme düşeceğim, cennete giremeyeceğim diyorum.
Aslında mesele cennete girememek de değil, Allah'ın cemâlinden mahrum kalacağım ve Sen'in gibi bir peygambere yetiştiğim hâlde böyle bir azap beni bekliyor diye korkuyorum.

İşte bundan dolayı düşünüp mahsun oluyorum, Yâ Resûlullah!" diyerek cevap verir.
Efendimiz (sas): "Hangi düşünce seni buna sevk etti?" diye sorar. Bu kez, Ebû Bekir Efendimiz mahsun bir şekilde: "Yâ Resûlullah, bakıyorum amelim eksik.

Allah'ın emirlerini hakkıyla yerine getiremediğimi düşünüyorum. Sanırım ben hakkıyla kulluk edemiyorum, Cenâb-ı Hakk'a." der.

Bunun üzerine güzeller güzeli Efendimiz (sas): "Ya Ebû Bekir, yapabildiğin kadarını Allah kabul eder, senin yapmaya gayret ettiğin şekliyle.

Üzülme ya Ebû Bekir! Dünyada verilen sıkıntılarla Allah sizi affeder ve dünyada çektiğiniz sıkıntılar günahlarınıza keffâret olur." diyerek Ebû Bekir Efendimiz'e müjdeyi verir.

Efendimiz (sas)'den bu müjdeyi alan, Sıddıki Ekber: "Nasıl, Yâ Resûlullah?" diye sorar.

Efendimiz (sas): "Yâ Ebû Bekir, herhangi bir şeyi kaybedip de, aradığın oldu mu?" diye sorunca, Ebû Bekir Efendimiz: "Oldu, Yâ Resûlullah." der. Efendimiz (sas): "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, işte o bile senin günahlarına keffâret olabilir, o bile affına sebep olabilir."diye buyurur.
Bir yola çıktığını bilmek önemli ama işin püf noktası şu; hangi yoldasın?
Yoksa çile çekersin, bir sürü gam, keder de görürsün ama bir faydası olmaz. İnsan hangi yola gittiğini bilip yola öyle çıkmalı.
Bu yola çıktığınızda korkmayın dostlar. "Başlamak başarmaktır." Tam da bu İslam'ın niyet ve amel ilişkisine; kararlı bir Müslümanın cennete, cemâle gidişine özet mahiyetinde bir sözdür. "Başlamak, başarmaktır." O yüzden biz başlamayı tehir etmeyelim, anlamayı tehir etmeyelim.
Bir an önce bunu anlayıp, niyet edip bu kararlılık ile yürüyelim.

AYET-İ KERİME
"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler."
Âl-i İmran: 191

HADİS-İ ŞERİF
"Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." Müslim ?
"İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü "Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka ilah yoktur)" sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır."
Buhârî

SORDUM-ÖĞRENDİM

Çok Kaza Namazı Borcum Var, Nasıl Bitirebilirim?

Bitmeyecek işin hakkından yatmak gelir deyip kaza namazına başlamamak olmaz. Hemen hiç vakit kaybetmeden bugün başlayacaksın; başladın Allah muhafaza eylesin, ertesi gün öldün. Allah Teâlâ'nın huzuruna en azından borcunu ödemeye başlamış birisi olarak çıkarsın, vâden yetmemiştir. Allah Teâlâ o kaza namazına başladığın için elbette senin günahlarını siliyor; namazlarının borcunu Cenab-ı Hakk sen kılmışsın gibi sana ihsan ediyor. Neden? Başladın çünkü. "Başlamak bitirmektir.", "Başlamak başarmaktır." sözü belki de kaza namazı için de söylenmiş olabilir. Çünkü Allah, senin bu attığın adımı hiçbir zaman zâyi etmiyor. Unutma, "O Allah'tır, O Kerim'dir."

DUA
"Ey Evvel, Ey Âhir, Ey Zâhir, Ey Bâtın olan Allah'ım! İsmimizin İsminle, sıfatımızın Sıfatınla, arzumuzun Arzunla, tedbirimizin Tedbirinle kaynaşmasını ve birleşmesini istiyorum. Veli kullarına ikram ettiğin lütuflardan bize de ihsan eyle! Bizi koyacağın yere doğrulukla koy ve bizi çıkaracağın yerden dürüstlükle çıkar. Bize yüce katından bizi sevindirecek ve bize destek verecek bir kuvvet ver. Şüphe yok ki, Sen her şeye Kâdirsin." Âmin.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)