Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, İstanbul milletvekilleriyle buluştu: (1)

'Suriye meselesi Türkiye için asla bir macera veya sınırlarını genişletme çabası değildir. Maalesef gerek siyasette gerek medyada gerekse diğer çeşitli platformlarda ülkemizin Suriye'de yürüttüğü mücadelenin anlamını hala kavramayanların bulunduğunu üzüntüyle görüyoruz'- 'Suriye sahasında verdiğimiz mücadelede, bölgede etkinlik gösteren güçlerle diplomasiyi ve diyaloğu sürdürmeye özel ehemmiye

29.02.2020 13:01:13
Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye meselesinin Türkiye için asla bir macera veya sınırlarını genişletme çabası olmadığını belirterek, "Maalesef gerek siyasette gerek medyada gerekse diğer çeşitli platformlarda ülkemizin Suriye'de yürüttüğü mücadelenin anlamını hala kavramayanların bulunduğunu üzüntüyle görüyoruz." dedi.

Partisinin İstanbul milletvekilleriyle Dolmabahçe Ofisi'nde bir araya gelen Erdoğan, Türkiye'nin bugünü ve geleceği bakımından hayati öneme sahip özellikli bir mücadelenin yürütüldüğü dönemde yapılacak istişarelerin önemli olduğuna inandığını söyledi.

Suriye meselesinin Türkiye için asla bir macera veya sınırlarını genişletme çabası olmadığını vurgulayan Erdoğan, "Maalesef gerek siyasette gerek medyada gerekse diğer çeşitli platformlarda ülkemizin Suriye'de yürüttüğü mücadelenin anlamını hala kavramayanların bulunduğunu üzüntüyle görüyoruz. Halbuki karşımızdaki manzara gayet açık ve nettir." diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin yaklaşık 40 yıl boyunca bölücü terör örgütü kullanılarak ağır siyasi, ekonomik ve insani maliyetlerle enerjisi tüketilen bir ülke olduğunu dile getirerek, ülkeyi bu kısır döngüden kurtarmak için pek çok yol denediklerini kaydetti.

Terör örgütünü sahada varlık gösteremeyecek hale getirecek tedbirler aldıklarını, terör örgütünün istismar ederek vatandaşların kafasını bulandırdığı sorun alanlarını çözmek için tarihi adımlar attıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Demokratikleşme hamlelerinden büyük altyapı yatırımlarına kadar geniş bir yelpazede uzanan bu adımların olumlu neticesini de hamdolsun aldık. Geçmişi 1,5 asrı bulan pek çok hak, özgürlük, insani talep, geri kalmışlık sorunlarını birer birer çözerek Türkiye'yi 81 vilayeti ve 780 bin kilometrekare vatan toprağıyla bölünmez bir bütün haline getirdik. Aynı şekilde ekonomide ve temel hizmet altyapısında sağladığımız genel iyileşmeyle tüm vatandaşlarımızın hayat seviyelerini yükselttik. Bundan 9 yıl önce, 2011'de ilan ettiğimiz 2023 hedeflerimiz, ulaşmak istediğimiz seviyeyi gösteren çok önemli bir çıtaydı. Türkiye demokraside ve ekonomide şahlanışa geçmişken bir anda Gezi olaylarıyla başlayıp ardı arkası kesilmeden devam eden iç ve dış sıkıntılarla karşılaşmaya başladık. Milletimiz bu süreçte her zaman hayranlıkla ifade ettiğimiz derin irfanıyla oynanan oyunu gördü ve bizim yanımızda yer aldı. Allah'ın yardımı ve milletimizin desteğiyle önümüze çıkartılan engelleri birer birer aşarak yolumuza devam ettik. Elbette bedeller ödedik, hedeflerimize ulaşmada gecikmeler yaşadık ama ülkemizin yere kapaklanmasına, yeniden eski günlere dönmesine asla fırsat vermedik."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye'yi içeriden çökertme girişimlerinin zirvesi olduğunu dile getirerek, buradan da netice çıkmayınca bu defa ülkenin güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatılmaya kalkındığını anlattı.

Gezi Parkı odaklı eylemlere değinen Erdoğan, "Çatımızın üzerine çıkmaya yeltendiler. Duvarlara merhume annemle ilgili haşa edepsizce, hayasızca sloganlar yazdılar. 500 metre ötede Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi'ni 3 gün, 3 gece işgal ettiler ve orada bira şişelerini, bira kutularını hep o dönemde topladık. Bütün bunları yaşadık. Bunlar burada yaşandığı halde, kendilerine güya bu ülkede vatansever havasına girenler, güya bu ülkeyi sevdiklerini ilan edenler ne yazık ki bu süreç içerisinde 'Sadece aydınlık gençler.' diye ana muhalefetin başı, bu gençleri ilan etmeye çalıştı. Bunlar aydınlık falan değil. Bunlar tamamıyla aldatılmış gençler. Bu da ifademin en iyi yanıdır. Olayın boyutu çok büyük." diye konuştu.

- "Verilen sözlerin çoğu tutulmadı"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla da ayrıca güneydeki kuşatmanın 3 noktadan kırıldığını vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Suriye sahasında verdiğimiz mücadelede bölgede etkinlik gösteren güçlerle diplomasiyi ve diyaloğu sürdürmeye özel ehemmiyet verdik. Ne kadar bize verilen sözlerin çoğu tutulmamış olsa da bu yolu açık tutmak için özel gayret gösterdik. İdlib meselesi ise ülkemizi farklı bir şekilde köşeye sıkıştırmak ve diğer kazanımlarımızı elimizden almak için özellikle kurgulanan, kışkırtılan bir konu olarak önümüze geldi. Bölgede yaşayan ve diğer yerlerden kaçarak gelen yaklaşık 4 milyon insan, rejimin kanlı saldırıları sebebiyle sınırlarımıza doğru şu anda harekete geçmiştir. Bunların 1,5 milyonu şu anda sınırımızdadır. Biz bütün bunlara yönelik bir güvenli bölge oluşturalım ve bu güvenli bölgede bunları iskan edelim, diye çalışmalar yürütüyoruz. Ne yapıyoruz? İşte bir taraftan Atme Kampı'nda büyük bir yığılma var ama öbür taraftan biz şimdi dedik ki, daha konforlu bir iskan bölgesi ilan edelim. Bunun için de briket barınaklar, 25 metrekare, 30 metrekare yapmak suretiyle onları orada iskan edelim, dedik."

- "25 milyon avroyu direkt bize göndermesini söyledim"

Almanya Başbakanı Angela Merkel'e "Böyle bir durum var. Sizin daha önce bana verilmiş büyük rakamlarla sözleriniz vardı. Şuraya gelin siz de destek verin, bir an önce burayı yapalım." dediğini belirten Erdoğan, şunları anlattı:

"Söyleye söyleye en fazla 25 milyon avro vereyim, dedi. Biz onu da kabul dedik. Sonra Kızılhaç'a vereceğini söyledi. 'Kızılhaç'tan da Kızılay'a aktarılır.' dedi. Bu rakam takip ediyoruz, dediler ki 'Bu rakam BM Mülteciler Başkomiserliğine gitmek durumundadır.' Mülteciler Başkomiserliğine gidecek, oradan da Kızılhaç ve Kızılay'a o şekilde ancak gelebilir gibi bir yaklaşım ortaya koydular. Böyle bir şey olmadı. Aradım tekrar şansölyeyi. 'Para hazır.' dedi. 'Hazır olan paranız buraya gelmiyor.' dedim. Eğer bunu verecekseniz verin, vermeyecekseniz, dün söylediğimi söylüyorum, kendilerine dedim ki 'O zaman bu mültecileri biz size gönderelim, biz 25 değil, size 100 milyon avro gönderelim.' 'Ben onu da istemem.' dedi. 'Onu istemiyorsanız, niye BM'ye gönderiyorsunuz bu parayı. Bunu direkt bize gönder. Ben sizin pratik olmanızı istiyorum.' dedim. 'Şu anda biz ölüm kalım mücadelesi veriyoruz, bu insanlar, 3-5 yaşındaki o yavrular, çamur, batak içerisinde ne halde olduklarını televizyonlarda izlemiyor musunuz?' dedim. 'İzliyorum.' O zaman dedim, bir an önce bunu göndermeniz lazım. 'Siz bana daha önce göçmenlerle ilgili yılda 1-2 milyar avro harcıyorum. Gerekli desteği de veririm.' demiştiniz. Peki nerede, yok. Yani güvenmek mümkün değil. Hep söylüyorum ya biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye mahkumuz."

(Sürecek)

YORUMLAR (0)