CHP Sözcüsü Faik Öztrak gündemi değerlendirdi:

'Ekonomide kaybolan güven ve hovardaca tüketilen döviz rezervleri sonucunda, ülkemiz bir 'devalüasyon sarmalına' girmiştir. Yaşanan devalüasyon hem şirketlerin hem de devletin bilançolarını altüst etmektedir'- 'Orta Vadeli Program'da çöken her hedef, milletin üzerine çöküyor, milletimiz fukaralaşıyor, satın alma gücü eriyor. Bu nedenle daha mürekkebi kurumadan kadük olan bu program ve bütçe,

30.10.2020 19:11:33
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, "Ekonomide kaybolan güven ve hovardaca tüketilen döviz rezervleri sonucunda, ülkemiz bir 'devalüasyon sarmalına' girmiştir. Yaşanan devalüasyon hem şirketlerin hem de devletin bilançolarını altüst etmektedir." dedi.

Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden eski başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın vefatından duydukları üzüntüyü dile getirerek kendisine Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı diledi.

Başbakanlığı döneminde Mesut Yılmaz ile bürokrat olarak aynı masa etrafında çalışma imkanı bulduğunu söyleyen Öztrak, "Hızla karar verebilen, krizler karşısında dik durabilen bir siyasetçiydi. Mekanı cennet olsun." diye konuştu.

Öztrak, dün Cumhuriyet'in ilanının 97'nci yıl dönümünün her şeye rağmen büyük coşkuyla kutlandığına işaret ederek, "Cumhuriyet, tebaa değil, yurttaş olmanın adıdır, kula kulluk etmemektir. Cumhuriyet, insan onuruna en çok yakışan rejimin adıdır. Cumhuriyet, özgürlüktür. Cumhuriyet, dayanışmadır. Cumhuriyet, 'Bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.' Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Cumhuriyet, milli iradedir. Cumhuriyet, bir çobanı merasından alıp cumhurbaşkanı olma fırsatını veren idarenin adıdır." ifadesini kullandı.

Atatürk'ün, "Milli irade, yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, milletin arzularının ve emellerinin bileşkesinden oluşur." sözünün Cumhuriyet'in temelini oluşturduğunu belirten Öztrak, Kurtuluş Savaşı'nın en zorlu günlerinde dahi Milli Mücadele'nin meşruiyetini millet iradesinden aldığını vurguladı.

Öztrak, Meclisin kurtuluş mücadelesi verirken bile hükümeti ciddi şekilde denetlediğine dikkati çekerek, "Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önderimiz Atatürk dahil hiç kimse kendini hukukun üstünde görmemiştir, görememiştir. Bu ülkenin kurucuları, yokluklar içinde, salgın hastalıklarla kırılan topraklarda milletin iradesini esas alarak 'uçurumun kenarındaki yıkılmış bir ülkeyi', uluslararası toplumun saygın bir üyesi haline getirmişlerdir. Milletimiz böyle onurlu bir geçmişin, böyle onurlu bir mirasın sahibidir." değerlendirmesinde bulundu.

- "Cumhurbaşkanlığı, milleti bölen bir makama dönüşmüştür"

Milletin, 98 yıl önce son verdiği "tek kişinin iradesiyle ülkeyi yönetme anlayışı"nın bugün yeniden canlandırılmak istendiğini iddia eden Öztrak, şöyle konuştu:

"Cumhuriyetimizin tüm kurumları saldırı altındadır. Devletin çatısı olan Anayasa'mız tağyir, tebdil ve ilga edilmektedir. Bugün sarayın vesayeti altındaki yargıçlar, yasama organı üyesi bir milletvekili hakkında, anayasal dokunulmazlığını bir kenara itip karar verebilmekte, 'Milli iradeye dönük bu hak gasbını kaldır.' diyen Anayasa Mahkemesi kararını tanımamaktadırlar. Milletin birliğini temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bir parti genel başkanı oturmuştur. Cumhurbaşkanlığı, milleti bölen bir makama dönüşmüştür. Tek adam vesayet rejiminde, ülkemizde derin bir 'devlet krizi' yaşanmaktadır. Partili cumhurbaşkanı, devletin memurlarını, partisinin memurlarına çevirmiştir. Valiler, kaymakamlar, iktidar partisinin il ve ilçe başkanı gibi davranmaktadır. Parti söylemleri valilerin tören konuşmalarına yansımaktadır."

Öztrak, muhalefet milletvekillerinin, Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yok sayılmaya çalışıldığını öne sürerek, "Anıtkabir'de, Atamızın kabrinde, defalarca uyarmamıza rağmen, dün de bazı kendini bilmez densizler kabir adabına uymayarak bir partinin genel başkanı lehine tezahürat yapmışlardır. Bu seçme densizleri oraya dolduran densiz kimdir? Anıtkabir'de bu terbiyesizliklerin sıradanlaştırılması asla kabul edilemez." dedi.

Milletin, liyakatsiz yönetimin elinde "kuru ekmeğe muhtaç" hale geldiğini öne süren Öztrak, şöyle devam etti:

"Bunu, sarayın küçük ortağı ve bekçisi de söylemektedir. Hatta söylemekle kalmamaktadır, teşkilatına talimat vererek 'askıda ekmek' kampanyası başlatmıştır. Aslında bu kampanyanın 2001'de bir esnafın Başbakanlığın avlusuna attığı yazar kasadan farkı yoktur. Ancak sarayın kibirlisi, 'Bugün Türkiye'de evine ekmek götüremeyen diye bir şey yok.' diyerek bir yandan ortağına ayar vermeye kalkmaktadır, bir yandan da milletten ne kadar kopuk olduğunu ortaya koymaktadır. Sarayın küçük ortağının buna cevabı ne olur bizi ilgilendirmiyor ama boş tencere gibi evine ekmek götüremeyenler de hükümetleri götürür."

Öztrak, milletin durumunun iktidar tarafından görülmediğini söyleyerek, "Millet sayenizde 'askıda ekmek' kovalıyor. Millet size canıyla ihtarname çekiyor görmüyorsunuz, 'Evime ekmek götüremiyorum.' diye bağırıyor, duymuyorsunuz. Yetmiyor, 'Bu biraz abartılı oluyor.' diye tersliyorsunuz. Milleti unuttunuz, varsa yoksa yandaşlar, varsa yoksa saray sosyetesi." ifadesini kullandı.

- 2021 yılı bütçesi

Faik Öztrak, 2021 yılı bütçesine ilişkin olarak da şunları kaydetti:

"Bir bütçe getirdiniz. İçinde ne esnaf, ne emekçi, ne iş insanı, ne çiftçi, ne de besici var. Sadece faiz lobisi ve saray sosyetesi var. 'Gelecek yıl bütçeden çiftçi, besici, sütçüye verilecek destekleri artırmayacağız.' demişsiniz. 'Bu yıl verdiğimiz 22 milyar lira düzeyinde tutacağız.' diyorsunuz. Bu nedir? Damat bakan 8,5 liraya dayanan dolara bakmayınca, anlaşılan gübre, mazot, yem, tohum fiyatlarının da dolara bakmadığını düşünüyorsunuz. Son bir yılda, etlik piliç yemi fiyatı yüzde 58, yumurta üretiminde kullanılan yemin fiyatı yüzde 56, et ve süt üretiminde kullanılan yemlerin fiyatı yüzde 48 arttı. DAP gübresinin tonu geçen yıl 2 bin 400 liraydı, bu yıl 3 bin liraya yükseldi. Bu yılın nisan ayında 4 lira 91 kuruş olan mazot şimdi 6 lira 22 kuruş. 180 litrelik traktör deposunu doldurmak için çiftçi 3 ay öncesine göre 340 lira daha fazla ödemek zorunda. Ama devlet, 'Önümüzdeki yıl üreticiye vereceğim tarımsal destek yerinde sayacak.' diyor. Bu da yetmiyor, gübre ve mazot desteğini de bu yıl verdiğinin altına düşüyor. Seçimden önce çiftçiye 'Deponun yarısı sizden, yarısı bizden.' diye bağıran bu iktidarın yetkilileri değil miydi? Bu nasıl bir hesap, nasıl bir zulüm? Bütün dünya pandemi ortamında çiftçisine, üreticisine sahip çıkıyor, destek veriyor, bunlar çiftçiyi, tarımı, besiciyi saraylarının kapısında unutuyorlar."

Öztrak, gıda güvenliğinin ithalatçıya veya başka ülkelerin çiftçilerine havale edilemeyeceğini belirterek, Tarım Kanunu'nun 21. maddesine göre her yıl milli gelirin en az yüzde 1'i kadar tarımsal desteğin verilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Buna göre 2021'de verilmesi gereken desteğin 56,4 milyar lira olduğuna işaret eden Öztrak, "Vereceğiz dedikleri 22 milyar lira yani bunun yarısı bile değil. Son 15 yılda çiftçiye, kanunen ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen destekler toplam 211 milyar liraya ulaştı. Çiftçiye borcunuz 211 milyar liraya ulaşmış, hala 'Bu yıl çiftçiye borç takmaya devam edeceğiz.' diyorsunuz. Ne diyelim keser döner, sap döner, bu hesap da ilk sandıkta döner." dedi.

- Orta Vadeli Program

Orta Vadeli Program'daki hedeflerin şimdiden "hayal" olduğunu savunan Öztrak, "Dolara bakmayan damat, daha bir ay önce doların, bu yıl 6 lira 91 kuruş, gelecek yıl 7 lira 68 kuruş, 2022'de 7 lira 88 kuruş, 2023'te de 8 lira 2 kuruş olacağını açıklamıştı. Peki, dolar bugün ne kadar? 8 lira 34 kuruşu geçti. 2023 tahminini bir ayda solladı. Bu korkunç bir devalüasyon." diye konuştu.

Öztrak, 2013'te bir trilyon dolara yaklaşan milli gelirin, bu yıl kurdaki bu gidişle 700 milyar doların altına düşeceğini öne sürerek, "Sarayın kibirlisi çıkıyor, 'IMF'nin, OECD'nin ölçeklerine bakıyorsun, en iyi konumda olan ülke biziz.' diyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Kendisinin bahsettiği IMF'nin ölçeğine göre, gelecek yıl Türkiye, dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginden düşecek. Bu ligden düşen tek ülke biziz. Nüfusu bizim üçte birimizden az olan Tayvan, önümüzdeki yıl bizim yerimize geçecek. Bu durumda, biz nasıl en iyi konumdaki ülke oluyoruz?" değerlendirmesinde bulundu.

Cari açık tahmininin 2020 yılı için 24,4 milyar dolar olduğunu ama cari açığın ilk 8 ayda 26,5 milyar dolara ulaştığını dile getiren Öztrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orta Vadeli Program'da enflasyonun bu yıl yüzde 10,5 olacağı açıklanmıştı. Üzerinden bir ay geçmeden bu hafta Merkez Bankası, enflasyonun yıl sonunda yüzde 12'nin üzerine çıkacağını açıkladı. Bu devlet kurumları arasında nasıl bir koordinasyon? 'Tahminler tutmazsa ne olur' diyemeyiz. Çünkü bu programdaki tahminler, rakamlar bütçeye dayanak teşkil ediyor. Bütçeden ödenecek emekli maaşları, yardımlar, destekler hep bu tahminler esas alınarak belirleniyor. Aslında enflasyon rakamlarındaki bu karmaşayla, emeklilere kumpas kuruluyor, emekliler enflasyona ezdiriliyor. Orta Vadeli Program'da çöken her hedef, milletin üzerine çöküyor, milletimiz fukaralaşıyor, satın alma gücü eriyor. Bu nedenle daha mürekkebi kurumadan kadük olan bu program ve bütçe, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin ve bürokratların ortak çalışmasıyla yeniden yapılmalıdır. Meclisimiz, milletin huzuruna tek adamın vesayetinden kurtulmuş, istişareyle hazırlanmış, sağlam, gerçekçi bir bütçeyi getirebilmelidir. Ekonomide kaybolan güven ve hovardaca tüketilen döviz rezervleri sonucunda, ülkemiz bir 'devalüasyon sarmalına' girmiştir. Yaşanan devalüasyon hem şirketlerin hem de devletin bilançolarını altüst etmektedir."

Öztrak, sadece son iki aydaki devalüasyon nedeniyle şirketlerin yabancı para cinsinden borcunun 159 milyar lira arttığını belirterek bunu ödeyemeyen şirketlerin zam yapmak, işçi çıkarmak veya kapılarına kilit vurmak zorunda kalacağını savundu.

Yerli paraya güven kalmadığını iddia eden Öztrak, "Böyle olunca da Hazine
sadece dışarıdan değil, içeriden de dövizle ve altınla borçlanmaya başladı. Hazine'nin dövize endeksli iç borç stoku 42 milyar dolar, dış borç stoku ise eylül ayı sonunda 111 milyar dolar. Her ikisinin toplamı 153 milyar dolar ediyor. Son bir ayda gerçekleşen devalüasyon, bütçeye 98 milyar dolar yük getirdi. Bu nereden ödenecek? Hangi yatırımlar, kimlere yapılan yardımlar, kimlere ödenecek maaşlar kesilecek?" ifadesini kullandı.

Öztrak, bu yılın ilk 9 ayında, "bir kuruş harcanmadan yapıldığı iddia edilen" kamu-özel sektör iş birliği projelerine verilen Hazine garantilerine bütçeden ödenen paranın 11 milyar lirayı geçtiğini dile getirerek, "Osmangazi Köprüsü'ne günlük 40 bin araç geçiş garantisi verilmişti. Araç başı garanti edilen ücret de 35 dolar + KDV idi. Şu an Karayolları Genel Müdürlüğü sitesinde, bu köprüden otomobil geçiş ücreti 117 lira olarak görünüyor. Ama bugünkü kurla, garantili köprü geçiş ücretinin 316 lira olması gerekiyor. Her geçen araba başına Hazine'nin milletin kesesinden ödediği para 199 lira. Bu fark, bir de geçmeyen arabalar var. Bunlar için de her araba başına milletin cebinden 316 lira çıkıyor." diye konuştu.

- "Teröre karşı Fransız halkının da tüm insanlığın da yanındayız"

Fransa'nın Nice kentindeki terör eylemini lanetlediklerini söyleyen Öztrak, şunları kaydetti:

"Acımasız teröristlere ve teröre karşı Fransız halkının da tüm insanlığın da yanındayız. Terörün dini, ırkı, kimliği, mezhebi olmaz. Terör bir insanlık suçudur. Son dönemde dünyanın her yerindeki popülist siyasetçilerin, din, kültür ve kimlik çatışmalarını körükleyerek oy devşirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Batı'da böyle politikacılar var ama Doğu'da da böyle politikacılar var. Bunlar üzerinde dans ettikleri bu düşmanlıkları, ülkelerindeki yoksulların, işsizlerin, düzenden umudunu kesen kitlelerin, öfkesini ve nefretini yöneltebilecekleri bir hedef olarak kullanıyorlar. Kısa vadede oy devşirmeye yarayan bu nefret dili, kutuplaştıran popülist politikalar uzun vadede tüm insanlığa zarar veriyor. Bizde de saray, milletin aş, iş, ekmek derdine çözüm bulamadıkça, milli olması gereken dış politikayı, parti kongrelerine kadar indiriyor. Milletin gerçek gündemini konuşmuyor."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Fransız mallarına yönelik boykot çağrısının ardından Fransa Ticaret Bakanlığının, Fransa'da Türk mallarına yönelik boykot olmadığını açıkladığını aktaran Öztrak şöyle devam etti:

"Yani Erdoğan'ın bu sözlerinin aslı yokmuş. Peki, olmayan bir boykot çağrısını, kim varmış gibi göstererek Erdoğan'ı yine yanılttı? Yoksa Erdoğan, Suudi Arabistan ile Fransa'yı mı karıştırdı? Çünkü Fransızların boykot çağrısı ne kadar asılsızsa, Suudi Arabistan'ın boykotu bir o kadar gerçek. Ama nedense Suudi Arabistan'a Erdoğan'ın gıkı çıkmıyor. Erdoğan'ın etrafındaki şakşakçılar da 'Ne Fransa'da ne de dünyanın herhangi bir yerinde, Müslümanlara yapılan zulme kayıtsız kalmayız.' diyerek ateşi harlıyorlar. İyi de bunların Çin'in Uygur Türklerine yaptığı zulme karşı neden sesleri çıkmıyor? Yoksa Uygur Türkleri bu beyler için yeterince Müslüman değil mi? Tamam, sarayın kibirlisi için varsa yoksa ihvan. Peki, sarayın bekçisinin Uygur Türkleri için neden sesi çıkmıyor? Birleşmiş Milletler üyesi 39 ülke, Çin'e Uygur Türklerine yaptığı zulmü durdurması için çağrıda bulunuyor. Bu çağrıda Türkiye'nin imzası yok. Neden?"

- Sorular

Fransa'da "radikal İslam fikirlerini yaymak" gerekçesiyle kapatılan sivil toplum kuruluşu BarakaCity'nin kurucusu İdriss Sihamedi'nin Twitter üzerinden Türkiye'ye sığınma talebinde bulunduğu ve Göç İdaresince "başvuru yapın, değerlendirelim" şeklinde yanıt verildiğinin ifade edilmesi üzerine Öztrak, "Bundan böyle Türkiye'ye gelecek olanların, sığınma talebi olanların durumları çok ciddi şekilde incelenmelidir. Bu ülkenin güvenliğini tehlikeye sokacak herhangi bir adım atılmamalıdır. Göç İdaresi böyle bir incelemeyi yapmış mıdır?" diye sordu.

"50 bin dolarlık çanta" tartışmasıyla ilgili bir köşe yazısında çantanın imitasyon olduğunun yazıldığı belirtilerek görüşleri sorulan Öztrak, şu cevabı verdi:

"İmistasyon çanta ne demek? Taklit çanta demek. Taklit çanta, sahte çanta demek. Uluslararası bir markanın sahtesi demek. Bu iddialar, bu sözler gerçekten düşünülerek mi söyleniyor. Çünkü saraydan bir danışmanın söylediği söyleniyor. Yani aklım kesmiyor. Bu, skandal. Bu çanta meselesine dayanarak sayın Tayyip Erdoğan, eşiyle uğraştığımızı söylüyor. Ne Genel Başkanımızın ne de bu parti sözcülerinin sayın Erdoğan'ın ailesiyle ya da hanımefendinin şahıslarıyla bir sorunu yok. Eğer devleti yönetiyorsanız, o zaman ailenizle birlikte kamuoyunun önündesiniz, ailenizle birlikte örnek olmak zorundasınız. Ailenizle birlikte örnek olurken insanların 'Artan yemekleri alırım.' diye bağıra bağıra sokakları dolaştığı, çöplerden yemek topladığı bir ülkede 50 bin dolarlık çantayı kullanmamalısınız. Bizim derdimiz bu. Sadece çanta değil, saraylar da mı çakma, uçaklar da mı çakma?"

Basın toplantısı sırasında İzmir'de meydana gelen depremle ilgili Öztrak, tüm İzmirlilere ve depremin hissedildiği çevre illere geçmiş olsun dileğinde bulundu.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)