DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

2015-10-24 15:20:15

“Gayemiz Müslümanların yeniden İslamlaşması, Hedefimiz İnanmak ve mücadele etmek” diyor Aliya, İslam Deklarasyonu kitabında.

 

Balkanların demografik yapısı Aliya'ya da her Balkan Müslüman'ına olduğu gibi sancılı bir hayat sunmuştur. 1925'te Bosna'daki Samac ilinde gözlerini açtığı yaşam ona demografik yapısı sancılı olan coğrafyasında mücadele ile geçecek bir ömür sunmuştur. Aliya sorgulamalarla geçen fırtınalı çocukluk ve ilk gençliğin ardından kimliğini netleştirmiş ve kendisine bu anlamda bir yaşam felsefesi oluşturmuştur. Ki, o felsefe “yaradılışının boşa olmadığı ve dünyada var olmasının anlamı” üzerinden Yaratanına ve insanlığın hizmetine adayanlardan biri olmasını sağlamıştır. Onun inanç ve karakterinin oluşmasında adını taşımış olduğu dedesinden aldığı kahramanlık genleri kadar Annesinden aldığı İslam terbiyesi de etkili olmuştur.

O annesine âşık bir çocuktur. Anneden sirayet eden güzel ahlak ve manevi derinlik, kominizm propagandasının yaygın olduğu Yugoslavya'da yaşadığı bazı tereddütlerden kendisini kurtarmış İslam'a sımsıkı sarılmasını sağlamıştır. İnancına ve yaşadığı coğrafyaya karşı sorumluğu vardır ve o artık etrafında olup bitenlere kayıtsız kalabilecek birisi değildir.

Henüz lise ikinci sınıftaydı ve ruhunda fırtınalar esiyordu ve o fırtına Aliya'yı Miladi Müslimani'nin kucağına atmıştı. “Miladi Müslimani”, II. Dünya savaşından önce kurulmuş Boşnakların öncülük ettiği fakat farklı ırklardaki Balkan Müslümanların aktif olduğu bir yapıydı. Amaçları Sırp ve Hırvat Faşizminin hedef aldığı Müslüman kimliğini korumak ve yaşatmaktı.

1946'da 21 yaşındayken Tito'yu eleştirmekten dolayı yargılandı ve üç yıl hapse mahkûm oldu. Üç yılın ardından tahliye olur olmaz hapiste geçen zorlu zamanlarını anlamlı kılan, kendisini yalnız bırakmayan gençlik aşkı Halide ile evlendi ve elbet “mücadeleye devam” diyerek “Miladi Müslimani” saflarında yerini aldı.

Balkanların tamamına yayılan “tebliğ” çalışması Müslümanları yeniden inanç ve kimliklerine dair dönüşüm sağlarken öte yandan İslam dünyasının çıkmazlarına hitaben “İslam Deklarasyonu”nu kaleme aldı Aliya.

Yıl 1970 idi ve Yugoslavya katı bir kominizm baskısı altındaydı. Bir manifesto niteliğini taşıyan İslam Deklarasyonu “Müslümanların şuurlaşmaları bilinçli bir şekilde haksızlıklara karşı hakkın öncüleri olmaları” yönünde çağrıda bulunuyordu. Bu çağrıdan rahatsız olan komünist yönetim 1983'te gerçekleştirdiği tutuklamalar İslam Deklarasyonu” kitabını delil göstererek “halkın bölücülüğe teşvik esildiğini” iddia ediyordu. Bu kez 14 yıl mahkûmiyet almıştı Aliya. Bu süreç onun için Balkan Müslümanlarının geleceğini düşünmek ve planlamakla geçti. “Kominizm kapitalizm karşısında uzun süre ayakta kalamaz elbet yakında iflas edecek. Fakat sonrasında Müslümanların kaderini kim belirleyecek” diyor ve zihnini bu düşünce üzerinde yoğunlaştırıyordu. Nitekim dışarıda çalkantılar başlamış Yugoslavya'da çatırtıların sesi yükselmişti. İçerden olanları takip eden Aliya, “Çekirgelerin yediği yıllarım” dediği mahkûmiyeti altı yılın ardından tesadüfî bir afla sonlanmış çıkar çıkmaz soluğu kanaat önderlerinin yanında almıştı.

Balkanların geleceğini Müslümanların İstikbalini başkalarının yazmasına izin vermeyecek ve bunun olmaması için elinden geleni yapacaktır.

Uzun istişareler sonuç vermiş Devlet yönetimine girmeksizin haklardan söz etmenin mümkün olmadığı kanaati hâsıl olmuştu. SDA Müslümanları bir çatı altında toplamak üzere hızlıca kurulmuş ve örgütlenmişti. Çok geçmeden Yugoslavya dağıldı. Referanduma gidildi ve Karadziç meşhur toplantıda “bağımsızlık istediğiniz takdirde size burayı cehenneme çevirmeyeceğimiz mi zannediyorsunuz” diye tehdit savurduğunda Aliya nasıl bir Sırp faşizmi ile karşı karşıya olduğunu anlamıştı.

SDA girdiği seçimlerde parlamentoyu sallamış aldığı yüksek oylar neticesinde Aliya'yı Cumhurbaşkanı olarak ilan etmişti. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç Balkan Müslümanları için bir umut meşalesi yakmıştı ve bundan sonrası onun ışığını takip etmekteydi. Ancak Sırp faşizmi Bu zaferi içine sindiremedi. Balkanlar'daki Müslüman varlığını yok etmek için yüzyıllardır sürdürülen asimilasyon ve katliamlara rağmen İslam'ın güneşinin etrafı aydınlatmasına müsaade etmeyecekti.

Sırplar, Yugoslavya Devletinden kalan Dünyanın en büyük ordusuna ait tüm silah teçhizat ev askeri şehirlerin etrafına konuşlandırdı. Dünyanın gözü önünde Bir millete soykırım uygularken kulaklar sağır gözler adeta kördü. Aliya savaşa girmemek için çok direndi. Tüm girişimleri sonuçsuz kaldı ve nihayet parlamentoyu fesh etmek zorunda kaldı. Ardından Boşnak Ordusunu kurmak üzere komutanlık görevini ilan etti.

O bir davetçi, mutasavvıf, düşünür, bilim adamı, siyasetçi ve nihayet ordu komutanı olmuştu. Bunların hiç birisini seçmemiş şartların zorunlu kılması ile tüm bu vasıfları başarı ile temsil edebilmişti. Keza lider feraseti, yetişmiş şahsiyeti ile kısa sürede Boşnak ordusunu kurarak Sırp generallerin “ Müslümanların iki ay ömrü var” dediği II.Dünya Savaşı'ndan sonraki en kanlı savaşta Boşnaklar Aliya önderliğinde ayakta kalmayı başarmak için var gücü ile mücadele eder. Tam 4,5 yıl süren savaşta büyük başarılar elde eden Bosna ordusu, kaybettiği tüm şehir ve kasabaları yeniden geri alır. Ve tamda bu sırada Birleşmiş milletler gölgeye gelerek Müslümanların zafere yürüyüşünü kırmak üzere entrikalarını, ihanetlerini sergiler. Aliya " Tarihe tanıklığım" adlı kitabında bu durumu" başımdan aşağı ihanet yağıyordu" şeklinde ifade eder. Büyük Sırbistan'ı kurma hayalindeki Sırpların ittifak ettiği güçler Ustaca yönetiminin elini güçlendirir ve Aliya bir dizi ihanet çemberi içerisinde sıkıştırılacak " Dayton" antlaşmasını imzalamaya mecbur bırakılır. Büyük lider yine anılarında, hayatım boyunca çok zor zamanlar geçirdim, taş ocaklarında ölesiye çalıştım, ceset taşıdım, zindanlarda ömür geçirdim ama hiç birinde bu an olduğu kadar çaresiz kalmadım, kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyordum, zira önüme konan anlaşma Müslümanların lehine maddeler içermiyordu ancak bunda ihanet ve soykırım ortasında halkıma " savaşa devam da diyemedim " şeklindeki sözleri ile ifadelendiriyordu.

Aliya Bağımsız Bosna için üzerine giydiği tüm elbiselerin sorumluluğunu yerine getirmek için ömrünü adamıştır. Ve tüm adanmış gibi ardı sıra bir büyük mücadele örneğini bırakarak sessizce hakka yürümüştür. Her insan yeryüzünün inşasında görevlidir ancak bu vazifeyi bi hakkın yerine getirenler Aliya ve onun gibi adanmış şahsiyetlerdir. Keza Aliya misyonunu tamamlayarak çok sevdiği askerlerinin arasındaki yerini aldığı şehitlikten davetini devam ettirmektedir. Ona ve onunla aynı yolda yürüyenlere rahmet olsun.

Aliya İzzetbegoviç, Hasan El Benna, Necmettin Erbakan, Gazi Ahmet, Ahmet Yasin ve benzeri pek çok lidere kendi coğrafyalarında gerçekleştirildikleri inşa mücadelesi ve adanmış ömürlerinden dolayı minnet duyuyor, rahmetle anıyor ve ışıklarından yürüyebilmeyi niyaz ediyoruz.

 

“Bu kadar ışıltı parlayamazdı bu benim güzel avlum ve ben karanlığı ışık bilirdim Aliya sen olmasaydın”...

Dino Merlin

Görüş Bildir Bizimle Paylaş