DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Bakanlar Kurulu Toplantısı

Bakanlar Kurulu Toplantısı

15.06.2015 21:52:27
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Suriyeli sığınmacıların durumuyla ilgili, "Hür dünyanın, Batı ülkelerinin, demokrasiye, insan haklarına inanmış ülkelerin de buradan mutlaka kendilerine görev düştüğünü bilmeleri gerekir" dedi.

Arınç, Çankaya Köşkü'nde Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir basın mensubunun Suriye'den Türkiye'ye geçmek isteyen yeni sığınmacılarla ilgili ne gibi önemler alınacağı yönündeki sorusu üzerine Arınç, şu yanıtı verdi:

"Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'yi tehdit edecek oluşumlara izin vermemek gerektiğini baştan beri söylüyoruz. Maalesef Esed rejiminin silahlarını kendi halkına doğrultmasından sonra 5 yıla aşkın bir zamandır Suriye'de bir trajedi yaşanıyor. Bu trajedi sonucunda da ülkeye dışarıdan giren güçler bir kaos ortamını meydana getirdiler. Bu kaos ortamı içerinde de silahlı çarpışan güçler var, elde ettikleri mevziler var. Bu sebeple insanların can kaybına uğradıklarını Suriye'den farklı ülkelere sığınmak zorunda kaldıklarını, Suriye içerinde de maalesef yer değiştirdiklerini biliyoruz. Bu kaosun sebebinin bombalarla, uçaklarla, helikopterlerle şehirleri bombalayan, tespit edilebildiği kadarıyla 300 binden fazla insan hayatına son veren ülkedeki eli kanlı yönetimin olduğunu biliyoruz."

- "Askeri tedbirler masaya yatırıldı"

Türkiye'nin kendi iç ve dış güvenliği bakımından hem bölgesel hem de kendi sınırları içerinde her türlü tedbiri aldığını bildiren Arınç, "Bu tedbirleri başta ABD olmak üzere koalisyon ülkeleri nezdinde yakinen takip ediyoruz" diye konuştu.

"O güçlerin kendi öncelikleri veya çıkarlarıyla Türkiye'nin öncelikleri ve çıkarları arasında bazen farklıklılar olabiliyor, bazen de örtüşen konular olabiliyor" ifadesini kullanan Arınç, şöyle devam etti:

"Mesela eğit-donat konusunda ABD ile Ürdün ile Katar ile Türkiye'nin bir işbirliği söz konusu. Ancak bu faaliyetin ne denli etkili olabildiği ve Suriye'deki tabloyu değiştirecek güçte olup olmadığı herkesin bilgileri dahilinde. Yine Türkiye'nin Suriye'de hem Türkmenlere karşı hem de diğer yasal muhalif unsurlara karşı bir siyasi desteğinin söz konusu olduğunu da biliyoruz. Ancak son gelişmeler maalesef farklı noktalarda Türkiye için aciliyet göstermeye başladı. Bu konuda özellikle harekat planları içerisinde Suriye'de cereyan eden olaylar üzerine Türkiye'nin sınır güvenliğinin sağlanması konusunda alınacak askeri tedbirler masaya yatırıldı. İç güvenliğimiz açısından alınacak tedbirler baştan sona konuşuldu. Bunların bir kısmı zaten uygulanıyor. Sığınmacıların ne kadarının kabul edileceği, ne kadarına kadar bir gelişme olabileceği de gözden geçirildi. Bildiğiniz gibi AFAD rakamlarıyla şu anda 18 bin civarında sığınmacı Türkiye'ye kabul edilmiş durumda. Bekleyenlerin sayısı azdır ama olası bir göç karşısında bunun ne noktalara çıkabileceği de takdir edildi."

- "AKPM heyeti bugün bölgeye hareket etti"

Arınç, Suriyeli sığınmacıların durumuna uluslararası kamuoyunun dikkatinin çekilmesi için Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'a talimat verdiğini belirterek, bu konudaki çalışmaların bir kısmını da Başbakan Davutoğlu'nun kendisinin yürüttüğünü söyledi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun BM Genel Sekreteri, BM Güvenlik Konseyi Başkanı ve üyeleri ile BM Mülteciler Yüksek Komiseri'ne sınırda yaşanan durumu anlatan kapsamlı bir mektup yazdığını ifade eden Arınç, şu bilgileri verdi:

"Dışişleri Bakanımız, İslam Konferansı Teşkilatı'nın Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılmak için Bakanlar Kurulu'ndan erken ayrıldı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Brasseur ile dün gece bir araya geldi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi heyeti bugün bölgeye hareket etti. Parlamenter Meclisi Genel Kurulu'nda da gündem maddesi olması için talebimiz var. Uygun karşılandığını biliyoruz. AB Yüksek Temsilcisi Mogherini'ye kapsamlı bir mektup yazıldı, G7 ülkesi dışişleri bakanlarına da yine kapsamlı mektup yazılarak Türkiye'nin durumu, Suriye'deki durum açıkça anlatıldı. İlgilenmeleri, hareket geçmeleri, onlara da sorumluluk düştüğü açık bir şekilde ifade edilmiş oldu. Dışişleri Bakanımız, NATO dışişleri bakanlarına da kapsamlı mektubunu yazdı. Sayın Başbakanımız bugün AB Konseyi Başkanı ile AB Komisyonu Başkanı'na da mektup gönderiyor. AB Bakanı Volkan Bozkır'a da verilen talimat çerçevesinde AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri ile AB Mültecilerden Sorumlu Komiseri'ne de aynı şekilde mektuplar yazıldı. Dışişleri Bakanlığı dinamik bir çalışma içerine girdi."

Arınç, son durum karşında İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere diğer bakanlıkların özel kalması gereken çalışmalarıyla ilgili ayrıntı veremeyeceğini söyledi.

- "Yardım isteyene kapılar kapanmaz"

Bir gazetecinin Türkiye'nin mülteci kabul etme kapasitesini sorması üzerine Arınç, "Mülteci kabul edilmesi çok arzu ettiğimiz, çok istekli olduğumuz bir konu değil. Meseleye insani açıdan bakıyoruz. Suriye'den ilk sığınmacılar geldiğinde belli rakamlar konmuştu ama bu rakamların yanlışlığı sonradan ortaya çıktı. Çünkü öylesine bir zulüm oldu ki çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar başta olmakla üzere hayatlarını kurtarmak için sınıra geldiler. Türk milletinin karakterinde aman dileyene, yardım isteyene, hayati tehlikede olduğunu söyleyene kapılar kapanmaz" yanıtını verdi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Bazı ülkelerin bu durum karşısında kör, sağır ve dilsiz olabileceğini ama Türkiye'nin böyle bir şey yapamayacağını ifade ederek, şunları söyledi:

"Bugün 1 milyon 600 bin civarında Suriyeli sığınmacı var. Türkiye yine insani amaçlarla 5 yıldan beri bu insanların hayati ihtiyaçlarını karşılıyor. Bildiğiniz gibi Kobani'den Türkiye'de sığınma isteyen Kürtlere karşı da kapılarımızı açtık. Bu kişilerin yarıya yakını daha sonra Kobani'ye döndü. Gönlümüz ister ki orada sükunet avdet etsin. Orada hayati tehlike kalmamışsa Türkiye'ye sığınan bu insanların tamamı kendi topraklarına, şehirlerine gitmelidir, gidebilirler. Saldırılar karşısında bunların bir kısmı da ABD uçaklarının bombaladığı köylerden kaçan gelenlerdir. Yani DAEŞ'e karşı koalisyon güçlerinin hava saldırılarından maalesef bazı Sünni Arap köyler de zarar görmüştür. İnsanlar hayati endişeyle koşuyorlar ve geliyorlar. Bir sınır koymak, bir rakam koymak elbette mümkün değil bu tehlike devam ettiği sürece. Türkiye çok arzu etmemekle birlikte eğer çok hayati bir durumda kalınırsa bugün olduğu gibi 16-17 bin kişiyi birkaç gün içinde kabul etti ama bu sürüdürülebilir bir şey değil. Türkiye bu durum karşısında mağdurlara, mazlumlara kucak açan tek ülke oluyor. Bunun maddi yönü bir tarafa bütün bu insanların Türkiye'ye gelmesiyle de toplumda birtakım değişimlerin olumsuz anlamda da görülmesi gerekiyor. Dünyanın dikkatini çekmek için bu dış politika atağında bulunmamızın bir sebebi var. Bu sürdürülebilir bir şey değildir. Hür dünyanın, Batı ülkelerinin, demokrasiye, insan haklarına inanmış ülkelerin de buradan mutlaka kendilerine görev düştüğünü bilmeleri gerekir."

(Sürecek)

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

yusuf

Türkiye`de kendine sosyalistim, koministim diyen hemen hemen hepsinin pkk dan bir farkı yoktur. Ne kadar kartlaşsalarda şiddet yoluyla devrimi kutsamaktan vazgeçmezler. Geldikleri hazin nokta ise Abd ve Nato destegiyle Kobani de sosyalist devrim yaptıkalarını iddia edecek kadar zavallılaşmalarıdır.

Görüş Bildir Bizimle Paylaş