Bağlanma korkusu

Birçoğumuz yaşlı bir çift gördüğünde hayranlığını gizleyemez. Hayatları birbirlerine verdikleri sözle başlayan, nikah masasında “hastalıkta, sağlıkta” sözlerinin özeti gibi. Yarım asrı deviren uzun süreli evliliklere hepimiz hayranlık ve gıpta ile baksak da bazıları için uzun süreli ilişki yaşamak mümkün olmuyor.

14.10.2020 13:23:34

Kübra

Issız Adam filmini izlediyseniz,yarım kalan bir aşk hikayesini hatırlarsınız.Filmde  aslında iki tarafında birbirlerini sevmediği için değil, korkuları nedeniyle hikayelerinin nasıl bittiği anlatılıyordu. Herkesin hayatında yarım kalmış ilişkileri, aşkları vardır ve temelinde sevgisizlik değil korkular ve kaygılar yatar. Maalesef ki dile getirilemeyen, söylenememiş kaygı ve korkular ilişkiyi bir süre sonra tüketir. İnsan doğası gereği geçmişi hep hatırlar, hep geri gider akıl. Bu nedenle geçmişteki sevgili unutulmaz, hep hatırlanır. Her mutsuzlukta, hüsranla biten her ilişkide, her kalp sızısında geçmiş hatırlanır.

Bağlanma Korkusu Nedir?

Bağlanma korkusunu; bağlanmanın aslında bir savunmasızlık olduğunu düşünmek ve bir anlamda ilişkiyi bir ayağı dışarda yaşamak ya da ilişkiye hiç girişmemeye çalışmak olarak tanımlayabiliriz. Kişinin bilinç dışındaki korku ve kaygıları sebebiyle ilişkiye ve karşısındakine ait olmamayı tercih etmesi, bağlanma korkusudur diyebiliriz.

Bu korku ve kaygının temelinde ise; kaybetme korkusu, bir acı çekeceği korkusu, karşı tarafı memnun edemeyeceği veya karşı tarafa layık olmadığına dair bir korku yaşaması. Karşı tarafa teslim olursa tamamıyla özgürlüğünün elinden gideceği ve çok fazla kısıtlanacağına dair bir takım korkular yaşamasıdır. Yani bir şeyin varlığı onu ne kadar mutlu ediyorsa yokluğunun da onu bitireceğini düşünerek, önceden savunma oluşturmak, önlem almak gibi bir durumdur, bağlanma korkusu.

Bağlanma Korkusu Yaşayan Kişi Nasıl Anlaşılır?

Genellikle bu kişiler karşı tarafın kendilerini olduğu gibi kabul etmesini isterler. Daha ilişkinin en başında ben buyum, bende ne görüyorsan olduğu gibi kabul edeceksen başlayalım, yoksa hiç başlamayalım gibi konuşmalar görürsünüz. Yani tamamıyla anlaşılmayı beklerler.

Kendilerini sürekli ilişki yaşadıkları kişi tarafından baskı altında hissederler. Karşı taraf herhangi bir baskı uygulamasa dahi.                 Yani sanki karşı tarafın sürekli bir ilgi ihtiyacı var da, ilgi beklentisi var da, o karşılayamıyormuş gibi hisseder. Halbukimininmal düzeyde yaşanan bir ilişkide bile ilgi duygusu normal olarak gelişir. Ancak bağlanma korkusu yaşayan kişi için ilgi göstermek o kadar külfetlidir ki, karşısındaki kişinin bu konudaki en ufak söylemi, ona baskıymış gibi gelecektir.

Bağlanma korkusu yaşayan kişiler, genellikle duygularını belli etme konusunda da problem yaşarlar. Çünkü onlar için duygularını belli etmek demek, teslim olmak anlamı taşır. Bu nedenle duygularını saklarlar, hatta bazı durumlarda duygularını kendilerinden de saklarlar. Yani aslında kendileri de duygularını çok düşünmez, tartmazlar ve duygularından kaçarlar.

Bağlanma korkusu yaşayan kişiler, terkedilme, yalnız kalma ve acı çekmeyle ilgili çok büyük bir kaygıya sahip oldukları için uzun süreli ilişkilerden kaçar, genellikle kısa süreli ilişkileri tercih ederler. Karşısında uzun süreli bir ilişki beklentisi olan birisi onun için kokutucu olabilir ya da kendinin bağlanabileceği biriyle karşılaşması halinde de korkup kendini ilişkiden geri çekebilir.

Bazıları da karşı tarafın kendisine bağlanmasını engellemeye çalışır. Bunu bir savunma mekanizması olarak yaparlar. Karşı taraf bir aidiyet hissetmesin diye uğraşırlar. Karşı tarafın duygularını, düşüncelerini, beklentilerini, ihtiyaçlarını hiç önemsemezler, kendilerini hiçbir şekilde açmazlar, kendi zaaf ve zayıflıklarını kapatmaya çalışırlar. Aslında burada tüm amaç karşı tarafa ilişkiye bağlı olunmadığını hissettirmektir. Dolayısıyla karşı taraf herhangi bir şeye bozuldu mu, kırıldı mı, üzüldü mü onun için hiç önemli değildir. Böyle bir durumda da karşı taraf bir müddet sonra kendisini değersiz, yetersiz hissetmeye başlar  ve ilişki bir şekilde çıkmaza girer. Dolayısıyla da karşı tarafın bu ilişkiyi terk etmesi çok büyük bir ihtimaldir. Terk ettiği zaman da kişi aslında korktuğu şeyi yaşamış olur. Ben terk edildim, ben bunu biliyordum, zaten terk edilecektim der ve bu durum kendi kendini doğrulayan bir kısır döngüye dönüşür.

Bağlanma korkusu yaşayan kişiler ilişkinin başında çok iyi rol yapabilirler. Karşı tarafa çok aşıkmış ve çok seviyormuş gibi rol yaparak, karşı tarafın gönlünü fethetmeye çalışırlar ve karşı tarafı kendisine bağlamaya çalışırlar. Karşı taraf kendisine bağlandığı noktada da hemen kendini geri çeker ki zaten bağladım beni terk edemeyecek, terk eden ben olayım şeklinde düşünürler. Aslında bütün amacı terk edilmemek ve acı çekmemektir. Ancak eninde sonunda acı çekerler.

Dışardan kibirli, yalnız, ukala gibi görünseler de aslında bu kişiler incinmiş çocuklukların yetişkin halleridir. Bir şekilde bağlanma korkularına yenik düşüp o aidiyeti oluşturduktan sonra da bağımlı kişilik özellikleri de gösterebilirler. Yani kendileri bağımlı hale gelebilirler. Zaten korktukları ve kaçtıkları bu bağlanma korkusudur.

Bağlanma korkusunun nedenleri ?

Bağlanma korkusu ilk çocukluk döneminde bile gelişebilir. Çocuğun anneye ihtiyacı olduğu dönemde anneden ayrı kaldıysa, annesi fazla mesafeli, soğuk ya da kendiyle meşgul bir kadınsa, çocuğu dinleyecek ve onun ihtiyaçlarına cevap verecek bir empatiye sahip değilse, bu çocuklar genellikle yetişkinliğinde bir bağlanma korkusu yaşayabiliyorlar. Yani çocuğun herhangi bir nedenle ( annenin gidişi, terk edişi, sağlık nedeniyle çocuğun ihtiyacı olan dönemde yanında olamayışı, ölümü v.s.) anneden uzak kalması ileriki hayatında bağlanma korkusu gelişmesine neden olabilir.

Kişinin geçmişte yaşadığı travmatik bir terk edilme hikayesi de olabilir. İlişki yaşadığı kişiden hiç beklemediği şekilde bırakılması, terk edilmesi, aldatılması olabilir ve bunu atlatamamış olabilir ve sonraki ilişkilerine bu yansıyor olabilir.

Bağlanma Korkusu Tedavisi Var mı?

Öncelikle kişinin bu konuda farkındalığının olması gerekir. Yani yaşadığı ilişkilerde başarısız olması yada uzun süreli birliktelik yaşayamamasını anlamlandırması gerekir. Bu noktada profesyonel yardım alınmalı. Gerekli durumlarda ilaç desteği ile birlikte mutlaka psikoterapilerle de tedavi süreci planlanmalıdır.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)