Karakter boyutu : 12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Ali Şahin
Hasta adam Pakistan ameliyat masasında
Çarşamba, 26.08.2009 - 12:44

Türkiye, 24-25 Ağustos tarihlerinde çok ilginç bir toplantıya ev sahipliği yaptı. 20 Ülkenin üyesi bulunduğu “Demokratik Pakistan Dostları Grubu” (FODP) Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya gelerek Pakistan hükümetini terörle mücadele konusunda desteklemek ve Pakistan’ın enerji, ekonomi, eğitim gibi sorunlarına çözüm bulmak için toplandı. Toplantısının asıl amaçlarından biri de 24 Eylül’de ABD Başkanı Barack Obama’nın katılımıyla New York’da düzenlenecek Pakistan zirvesinin hazırlıklarını yapmaktı. ABD’nin öncülüğünde gerçekleşen toplantıya ABD’nin Pakistan-Afganistan Özel Temsilcisi Richard Hoolbrooke da katıldı.

Demokratik Pakistan Dostları Grubu” türü bir oluşum, şahsen benim bugüne kadar uluslararası ilişkiler tarihinde rastladığım türden bir oluşum değil. Organizasyonu ilk duyduğumda, nesli tükenmek üzere olan bir türü koruma ve yaşatma derneği gibi bir hareketi çağrıştırdı bende. Mesela; “Kelaynakları Koruma ve Yaşatma Derneği” gibi.

Akla getirdiği bir diğer çağrışım ise Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde batılıların Osmanlı İmparatorluğu’nu nitelemek için kullandıkları “Hasta Adam” tabiriydi. Pakistan, maalesef 2001 yılından bu yana Afganistan’da ki laboratuarlarda bilinçli olarak üretilen ve bir salgın halinde tüm Güney Asya’ya bulaştırılan terör hastalığına duçar olmuş “Hasta” bir ülke.  Ve bu hasta adam tıpkı bundan yıllar önce Osmanlı’nın Sevr’de bir “hasta adam” olarak masaya yatırıldığı gibi Çırağan’ın otantik masalarında ameliyata alınmış durumda. Pakistanlı çocuklar İstanbul’u ya da Çırağan’ı ilerleyen yıllarda belki de bir “Sevr” gibi itici bulacaklar.

Hastalığı Bulaştıran Da, Masaya Yatıran Da Aynı El

Pakistan, ABD’nin Afganistan’a müdahalesinin gerçekleştiği 2001 yılına kadar kendi içinde bir takım küçük çaplı etnik ve mezhep çatışmaları dışında ciddi bir terör tehdidi ile karşı karşıya değildi. Afganistan’ın işgaliyle birlikte terör vebasıyla Afganistan’dan başlayarak başta Pakistan olmak üzere, Hindistan, İran ve Çin’in istikrarsızlaştırıldığını ve Güney Asya’da kaos ikliminin yaratıldığını görüyoruz. Özellikle Pakistan, son 2 yılda gerçekleşen terör saldırıları, sivil can kayıpları ve düzenlenen intihar eylemleri ile Irak ve Afganistan’ı geride bırakmış durumda. Tüm bu gelişmelere bakıldığında Pakistan’a terör vebasının bilinçli şekilde zerk edildiğini ve Pakistan’ın dokularıyla oynanarak batı ve kimi ülkeler için tehdit olmaktan uzak, sinirleri alınmış bir Pakistan yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz. Pakistan’ın bugün karşı karşıya kaldığı ve bütünlüğünü tehdit eden “Pakistan Taliban Hareketi” ABD tarafından Abdullah Mehsud eliyle kurdurulmuştur.

Pakistan Taliban Hareketi CIA Ürünüdür

Abdullah Mehsud 2001 yılında ABD’nin Afganistan’ı işgali sırasında ABD güçleri ile çatışırken yaralı olarak yakalanmış ve 2004 yılına kadar Guantanamo üssünde tutulmuştur. Bu şartlar altında yakalanan Abdullah Mehsud, her ne hikmetse 2004 yılında ABD tarafından serbest bırakılmış, serbest kalan Mehsud Pakistan’a dönerek bugün Pakistan’ın bütünlüğüne kasteden, düzenlediği intihar saldırıları ile masum binlerce sivilin yaşamına malolan, Pakistan ekonomisini çökerten, 3 milyon Pakistanlıyı kendi ülkesinde mülteci haline getiren,  Pakistan’ı uluslararası kamuoyu nezdinde terörist ülke pozisyonuna düşüren Pakistan Taliban Hareketi’ni kurmuştur. Pakistan medreselerinden toplanan yüzlerce masum öğrenci halen Guantanamo’da sorgulanmadan suçsuz bir şekilde tutulurken, çatışma halinde yakalanmış Abdullah Mehsud’un serbest bırakılmasını neyle, nasıl açıklayabiliriz?

Terör vebasının bilinçli ve bir strateji gereği Pakistan ve Güney Asya’ya yayıldığının 2. önemli kanıtı ise Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’nin 19 Mayıs 2009 tarihinde El Kaide Lideri Bin Ladin ile ilgili yaptığı ve Türk Basını’nda da yer alan açıklamasıdır. Zerdari bu tarihte yaptığı açıklamada 11 Eylül saldırılarına müteakip Pakistan istihbarat birimlerinin El Kaide lideri Bin Ladin’i Afganistan’daki Tora Bora dağlarında yakalayarak ABD güçlerine teslim ettiklerini, ancak birkaç gün sonra Bin Ladin’i serbest bırakılmış gördüklerinde buna bir anlam veremediklerini ve şaşırdıklarını söylemişti.

Tüm bu planların hedefi Pakistan’ı hasta adam haline getirerek ameliyat masasına yatırmak ve Pakistan’ın dokularıyla oynayarak, batı uyumlu organ nakilleriyle küresel güçler tarafından kolay yönetilebilir, batının çıkarlarına hizmet edecek tabiri caizse iğdiş edilmiş bir Pakistan yaratmaktır. 

Pakistan’ın Bünyesi Bu Doku ve Organları Kabul Etmez

İstanbul’da yapılan toplantılarla kimi klinik testlerden geçirilen ve ameliyatlara alınan Pakistan, 24 Eylül’de ABD’de gerçekleşecek zirveyle plastik cerrahi  ve estetikten geçirilerek dünya kamuoyuna sunulacaktır. Ancak unutulmaması gereken nokta her bünyenin her doku transferi ya da organ naklini kabul etmeyeceğidir. Pakistan’ın İslam’la şifrelenmiş dna ve hücrelerinin  batı laboratuarlarında hazırlanmış doku ve organları benimsemesini beklemek hayal ürünü bir yaklaşımdır. Bu şekilde ortaya çıksa çıksa Frankeştayn ürünü bir hilkat garibesi çıkar ki, böyle bir durumda yaratacağı sıkıntı sadece Pakistan’la sınırlı kalmaz. Pakistan’ın tabiî ki tedavi görmeye ve kurumlar bazında ıslah edilmeye ihtiyacı vardır. Ancak bu tedavinin şu an olduğu gibi batı laboratuarlarında yapılacak batılı donörlerden alınmış doku transferleriyle değil, kendi dokusuna uygun doku adaptasyonu ile mümkün olacağı görülmelidir. ABD ve batılı güçler hiçbir kan ve doku uyum testi yapmaksızın Pakistan, Afganistan, Irak gibi ülkelere rejim transferleri yapmayı istemektedirler. Oysa ki, Türkiye gibi batı kültürüne en yakın ve etkilenmiş ülkeler bile demokrasiyi halen özümseyebilmiş değilken ve kendi dokusuna uygun bir demokrasi sentezi yaratma çabasındayken bir Pakistan ve Afganistan’dan batı modelli bir demokrasiyi benimsemelerini beklemek hayalden öte bir beklenti değildir. Başbakan Erdoğan’ın bundan 20 yıl önceki demokrasi anlayışı ile bugünkü demokrasi anlayışı arasında fark olmadığını ve aynı paralelde olduğunu söyleyecek kimse var mı?

Grup İçerisinde Türkiye Hangi Rolü Oynuyor?

“Demokratik Pakistan Dostları Grubu” içerisinde Türkiye’nin oynadığı rol açıkçası oldukça merak ettiğim bir konu. Bundan önceki kimi analizlerimizde de Türkiye’nin Pakistan için en doğru model olabileceğini belirtmiştik. Pakistan zaten her alanda rol model olarak kendini Türkiye’ye yakın hissetmektedir. Türkiye’nin bu oluşum içerisindeki rolü Batılı güçlerle Pakistan arasında bir köprü görevi görerek Pakistan’ın dokusuna uygun modeller geliştirmek olmalıdır. Türkiye AK Parti iktidarı ile birlikte kendi dokusuna uygun muhafazakar bir demokrasi anlayışı geliştirmiş ve bu anlayışı büyük ölçüde kamuoyuna ve birçok organına hazmettirmiştir. Pakistan’ın iç dengelerini sarsmayacak ve farklılıkların harmoni içinde bir arada varlıklarını sürdürebilecekleri bir demokrasi kültürü gruba üye ülkeler arasında sadece Türkiye tarafından sunulabilir. Bunun bilincinde olarak Türkiye’nin Pakistan ve Afganistan politikalarında batının taşeronluğunu değil kendi politika ve stratejilerini geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı



yalan söyleyen...
faysal erarslancı
peştun kökenli islami ölçülere göre yaşamlarını sürdüren ve halk tarafından sevilen bir islami bir harekettir. pakistana gözünü diken zalimler için caydırıcı bir güçtür.sen ise amerikanın planladığı bir hareket olduğunu söylüyorsun yalan söyleyen...
19.10.2009 00:09:12
müslümanca bakış bu mu
müslüman
İslamdan bi haber olanlar ancak böyle bir analiz yapabilirler. Toplumu analiz etme yetkisini kensinde bulanlar bir zahmet Allah'ın dininin yapısını öncelikle öğrensinler. Çünkü bu din Allah'ın ise terörüde,zalimide,adilide allah ın kitabuna bakarak tesbit etmeliyiz.
14.09.2009 12:22:58
Ey Müslümanlar!
HUSEYIN SASMAZ
Ey Müslümanlar! Şu Mübârek Ramazan Ayında, Mevcut Yöneticileri Kaldırmaya ve Sizleri Bütünleştirip İzzetinizi İade Edecek Hilâfet'i Yeniden Kurmaya Azmetmeliyiz el-Hamdulillah, Mübârek Ramazan ayı yine Müslümanlara erişti Bu ay, bu en mübârek ayda, Allah'ın emrine icâbeten oruç tutuyoruz ve tüm dünyadaki Müslümanlar olarak bu kulluk eylemini vahdet içinde edâ ediyoruz. Bu ay, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın içinde Kur'ân-il Kerîm'i inzâl ettiği aydır. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ "Ramazan ayı; içerisinde, insanlar için hidâyet ve hidâyet ile furkânın (doğruyu yanlıştan ayırt etmenin) beyyineleri (apaçık delilleri) olarak Kur'an'ın inzâl edildiği aydır. Öyleyse sizden her kim bu aya şâhit olursa onda oruç tutsun." [el-Bakara 185] Allah [Subhânehu ve Te'alâ] tarafından inzâl edilen Kur'ân-il Kerîm, önceki Müslüman nesillerin, milliyetçiliğe, kabileciliğe ve vatancılığa dayalı ilkel bağları yerine, üzerinde bütünleştikleri bir esas teşkil etmiştir. Yerküre üzerindeki tüm Müslümanlar, hayat işlerini Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın inzâl ettikleri ile yöneten Hilâfet Devleti'nin râyesi altında 1300 yılı aşkın bir müddet boyunca izzetli ve şerefli bir yaşam sürmüşlerdir. İslâmî Ümmet, o zaman devletlerarası sahanın lider gücüydü ve nice târihî zaferler başarıyordu. bilhassa Ramazan ayında. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in liderliği altında İslâmî Devlet'in ordusu, Kureyş'in Câhilî güçlerini, Ramazan ayındaki Bedir Savaşı ile hezîmete uğratmıştı. Yine Ramazan'da İslâmî Devlet, Müslümanların otoritesini bütün Arap Yarımadası üzerinde ikâme eden Mekke'nin Fethi'ni gerçekleştirmişti. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] dönemi ardından Râşidî Hilâfet döneminde ve kezâ onlardan sonraki Hilâfet döneminde, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Haçlıların ve Moğolların hezîmete uğratılması dâhil, Müslümanlara nice muazzam zaferler bahşetmişti. Tam aksine, bugünkü durumumuza baktığımızda, kendimizi ne halde görüyoruz? Bugün, çöküntü halinde yaşamaktayız, oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Kur'ân'da bizleri en hayırlı ümmet olarak vasfetmiştir. Bölünmüş ve parçalanmış haldeyiz! Dünyanın en muazzam kaynaklarına sahip olduğumuz, topraklarımız en verimli topraklar olduğu halde çocuklarımız açlıktan ölmektedir. Bugün, evlatlarımızın ve kardeşlerimizin katledildiğine, kızlarımızın ve bacılarımızın namuslarının çiğnendiğine şahit olmaktayız. Sömürgeci Kâfirler, Afganistan'ı, Filistin'i, Çeçenistan'ı, Keşmir'i ve benzerlerini işgâl etmektedirler. Oysa bizler tüm yabancılara karşı kazanılmış zaferlerle dolu bir tarihe sahibiz. Ümmet, zelil ve yeniktir, düşmanın saldırılarına herhangi bir karşılık vermekten ve bu Sömürgecilik saldırısına direnmekten âcizdir. Oysa yaklaşık beş milyon askerden oluşan devasa bir orduya sahiptir. Üstelik Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لاَ يَعْلَمُونَ "İzzet ancak Allah'a aittir, ve Rasûlü'ne ve mü'minlere de (aittir.) Velâkin münâfıklar bunu bilmezler." [el-Munâfikûn 8] Ey Müslümanlar! Zilletimiz ve hezîmetimiz, H. 28 Raceb 1342 [3 Mart 1924] günü Hilâfet yönetimini kaybettiğimiz zaman başlamıştır. Artık en hayırlı ümmet değiliz, çünkü başımızdaki yöneticiler bizleri, hayatın işlerini yönetmek üzere bize en seçkin sistemi sunan Kur'ân ile yönetmemektedir. Toplumlarımızda bugün İslâm, namaz, oruç, zekat ve benzeri ibâdetlerden ibâret bir haldedir. Üstelik Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ "İnsanlar arasında, Allah'ın Sana gösterdiği şekilde yönetesin diye sana Kitâb'ı hak ile indirdik." [en-Nisâ' 105] [el-Bakara 85]
31.08.2009 18:38:55
Ey Müslümanlar!
HUSEYIN SASMAZ
Dahası bu yöneticiler bizleri bölünmüş halde tutmakta ve bu nedenle kaynaklarımızdan istifade etmekten âciz kalmaktayız. Oysa gerçek şu ki kaynaklarımız bir birleştirilebilse, iktisâdî bir dev haline gelebileceğiz. Hilâfet'in Sömürgeciler eliyle ilgâ edilmesinden beri Ümmet, Sömürgecilerin başımıza diktiği ajan yöneticiler tarafından yönetilen 50 küsur devlete parçalanmıştır. Oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Ümmet'i kardeşlikle nitelendirmiştir: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ "Mü'minler ancak kardeştirler." [Hucurât 10] Zelîl olduk ve hezîmete uğradık, çünkü başımızdaki yöneticiler ordularımızı, ataları olan Hâlid ibn-ul Velîd, Muhammed ibn-u Kâsım ve Bahtiyar Halıcı gibi İslâm dâvetini taşıyanlar haline değil, barışı koruma güçleri haline getirdiler. Bu yöneticiler, -ister demokrat, ister diktatör, ister asker destekli olsun, istisnâsız hepsi- Kâfirleri efendi edinmişler ve ordularımızı, düşmanlarımızla ortak tatbikatlara sokmuşlardır. Oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ "Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvetten ve (Cihâd için beslenen) savaş atlarından hazırlayın ki hem Allah'ın düşmanlarını, hem kendi düşmanlarınızı korkutasınız." [el-Enfâl 60] Ey Müslümanlar! Muhakkak ki başınızdaki mevcut yöneticiler, Kur'ân'ı ve Sünnet'i arkalarına atmışlardır. Topraklarınızı ve servetlerinizi parçalamışlardır. Sizi düşmana teslim etmişlerdir. O halde şu Mübârek Ramazan ayında, mevcut yöneticileri kaldırmaya ve sizleri bütünleştirip izzetinizi iade edecek Hilâfet'i yeniden kurmaya azmetmeliyiz. Zîra o, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın en önemli farzıdır. Diğer taraftan eğer biz bu yöneticileri kabullenir yahut onlara karşı sessiz kalırsak, bu hususta Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur: أَعَاذَكَ اللَّهُ مِنْ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ قَالَ وَمَا إِمَارَةُ السُّفَهَاءِ قَالَ أُمَرَاءُ يَكُونُونَ بَعْدِي لاَ يَقْتَدُونَ بِهَدْيِي وَلاَ يَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِي فَمَنْ صَدَّقَهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَأَعَانَهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ لَيْسُوا مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُمْ وَلاَ يَرِدُوا عَلَيَّ حَوْضِي وَمَنْ لَمْ يُصَدِّقْهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَلَمْ يُعِنْهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُمْ وَسَيَرِدُوا عَلَيَّ حَوْضِي "Allah seni sefihlerin yönetiminden korusun." Dedi ki: ‘Sefihlerin yönetimi de nedir?' Dedi ki: "Benden sonra yöneticiler olur. Onlar Hidâyetime uymazlar ve Sünnetimi de tâkip etmezler. Her kim onların yalanlarını doğrular ve zulümlerinde onlara yardım ederse, işte onlar Benden değildir ve Ben de onlardan değilim! Onlar (Cennetteki) Havzıma gelemezler. Her kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve zulümlerine de yardım etmezse, işte onlar Bendendir ve Ben de onlardanım! Havzıma gelecek olanlar işte bunlardır." [İmâm Ahmed rivâyet etti] Ey Müslümanlar! Hilâfet yönetimi, sizleri Allah'ın inzâl ettikleri ile yönetecek tek yönetimdir. Ümmet'i Kur'ân ve Sünnet esâsı üzere birleştirecek Ümmet'i düşman saldırısından koruyacak ve İslâm risâletini âleme Dâvet ve Cihâd yoluyla taşıyacak Bu Mübârek Ramazan ayında Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şeytanları bağlar, Cehennem kapılarını kapatır ve Cennet kapılarını açar. Bu ayda sizler, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya îmanınızdan ötürü siyâma koşarsınız. O halde, sizlere Hilâfet'i yeniden kurmayı da farz kılan bu îmânın gereğine tümüyle icâbet ediniz! Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Sana [İslam'a] muhâkeme olup sonra da Senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar." [en-Nisâ' 65] Eğer bunu da yapmazsak, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bizleri, inzâl ettiği dînin parça parça almanın sonuçları hakkında uyarmıştır: أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; Kıyamet Günü'nde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah, yapmakta olduklarınızdan asla gâfil değildir."
31.08.2009 18:37:50
masa başından dünyaya nizam!!!
Abdullah
masa başından pakistan talibanı ve lideri hakkında palavralar... yok cıa ajanı yok ladin yakalandı sonra bırakıldı... sen bu palavraları yazarken o mücahitler islam için canlarını veriyor. herkes yaptıklarıyla Allah'ın huzuruna çıkacak aslanım... o gün kimin kim olduğu anlaşılır vesselam...
30.08.2009 22:50:06
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Piyasalar
  Alış Satış
Euro 2,111 2,124
Dolar 1,479 1,488
Sterlin 2,457 2.475
RÖPORTAJ
Anket
Mısır'ın bundan sonra Gazze'ye gidecek yardımlar için sadece Kızılhaç'a izin vermesini doğru buluyor musunuz?

Evet
Hayır
Bilmiyorum


Foto Galeri