Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.13
  • EURO 2.85
  • ALTIN 88,5

'Pornografik' simülasyon ve siyasî asimilasyon

Yusuf Kaplan

12 Haziran'da yapılacak genel seçimlere, "pornografi"nin yön vereceği anlaşılıyor. Çağımız "medya çağı". Çağımızın medya çağı olması, daha iyi iletişim, bilgilenme ve anlama imkânlarına kavuştuğumuz anlamına gelmiyor; "pornografi"ye maruz kaldığımız anlamına geliyor.

"Çağdaşlık" bir "tuzak"tır gerçek'te. Çağ, tuzağını "ağlarıyla" örer. Ve kendine her bakımdan "bağlar", "bağımlı" kılar insanı: İnsan, bu ağ'ların ve bağ'ların farkına varamadığı zaman, bağımsızlığını yitirir.

İnsanın çağın ördüğü ağ'ların ve bağ'ların farkına varması, çağ'la arasına mesafe koyabilmesiyle mümkün olabilir.

Çağdaş olmakla, çağın bilincinde olmak: iki zıt gerçekliğin ifadesi. Çağa varmak, çağın bilincine ulaşmak, o çağdan uzaklaşmakla mümkündür ancak.

İbn Arabi'yi İbn Arabi yapan, Yunus'u Yunus yapan, Nietzsche'yi Nietzsche yapan, Foucault'yu Foucault yapan şey neydi sanıyorsunuz ki!

O yüzden, çağdaş olduğunu söyleyen insan, aslında çağ bilinci oluşmamış, çağın ağlarına takılmaktan kurtulamayan, ç/ağdan uzaklaşabilme yetileri gelişmemiş bir hiçkimse'dir.

Peki, çağ'la aramıza nasıl mesafe koyacağız? Elbette ki, çağın dışına çıkarak, başka çağlara açılarak... Bütün peygamberlerin, bilge kişilerin, büyük sanatçıların, düşünürlerin yaptıklarını yapmalarını mümkün kılan şey, burada gizliydi işte.

O yüzden, ancak başka çağlara açılabildiğimiz, başka bakış açılarına ulaşabildiğimiz, bulunduğumuz "yer"i -bir süreliğine- terk edebildiğimiz, yani araya mesafe koyabildiğimiz zaman, hem bir şeyi / çağı tam olarak anlama sürecine adım atabiliriz, hem de bulunduğumuz yeri daha bir muhkemleştirme ve gerçeği / çağı gerçek nitelikleriyle kavrama imkânına kavuşabiliriz.

Örnekse, işte: Modern çağı mümkün kılan şey, Avrupalıların hümanizm, rönesans ve reformasyon yolculuklarıyla, hem İslâm medeniyetinin çağlarına, hem de -Grek ve Roma- antikite çağlarına açılabilmiş olmalarıydı.

"Planet" / "gezegen", aynı zamanda, "gezen", "seyahat eden", demekti çünkü. Niçin geziyorlardı ki insanlar dünyayı? Elbette ki, hem kendi dünyalarını, hem de başka dünyaları anlayabilmek için...

Bidayette, önce kendileriyle, sonra da içinde bulundukları yer'le ve dünya'yla aralarına mesafe koyamayan insanların; nihayette, kendileri olabilmeleri de, kendilerini, kendilerinin kendilerine özgü özelliklerini fark edebilmeleri de, farkı fark ve tefrik edebilmeleri de, bulundukları yeri, yaşadıkları dünyayı fark edebilmeleri ve kavrayabilmeleri de çok zordur.

Daha felsefî bir örnek, bir de: İnsan, Tanrı fikrine ve tasavvuruna, ancak kendisinin tanrı olmadığını, insan olduğunu idrak edebildiği zaman ulaşabilir. Bugün Tanrı fikrinin yitirildiği bir dünyanın taarruzlarına maruz kalıyorsak, bunun nedeni, insanın kendisini her şey, Heidegger'in deyişiyle, "her şeyin ölçüsü ve ölçütü" olarak konumlandırma aymazlığına soyunmuş olmasıdır: Yani, haddini bilememesi, haddini ("had", "tarif" demektir) bilemediği için de kendini de, Rabbini de bilememesi, her şeyi birbirine karıştırması, hiçbirşey'leşmesi, hiçbir şeyi hakkıyla anlaya/bilememesidir.

Medya çağı, mesafeyi, üstelik de sözümona en uzak mesafelerden bize ulaşarak (!) ortadan kaldırıyor. Mesafenin ortadan kalkması, atomlara, ayrıntılara, görüntülere mahkûm olmamız, maruz kalmamız sonucunu doğuruyor. İşin içine bir de medyatik görüntülerle üretilen ayartıcı ayrıntılar girince, hem medyacıların ve medyaya bu ayrıntıları servis edenlerin ayranları tahmin edemeyeceğimiz kadar kabarıyor, hem de medya, ağlarına fenâ hâlde bağlıyor bizi ve bir hâdisede bütünü, resmin bütününü görmemizi imkânsızlaştırarak bizi ayrıntıların ayartı'sına, ağ'larına hapsediyor, taarruzuna maruz bırakıyor.

Sonuçta, ortada gerçek de, gerçek'den eser de kalmıyor; gerçek, simülasyona uğruyor ve buharlaşıyor çünkü; bir şey'in gerçek yüzünü öğrenemeyecek kadar insanın aklı da, gözü de körleşiyor; böylelikle insan, gönlünü ayrıntıların ayartıcı ve kişiyi de, gerçeği de yok edici "pornografi"sine kaptırıyor, esir oluyor.

Bir şeyin sadece ayrıntısına kapanmak, algı kapılarımızı, anlama ve kavrama kapılarımızı kapatmakla sonuçlanıyor: Mesafe yok edilince, mesele de yok ediliyor; insanın anlama ve kavrama melekeleri de.

Medya üzerinden "pornografik" iktidar savaşlarının yaşandığı bir yerde, insan, kendine de, siyasete de, dünyaya da yabancılaşıyor.

O yüzden, mesafe koyamayan insan, hem mesafe katedemez hiçbir şeyde; hem de hiçbir meseleyi "yakalayamaz": Mesafesizleşen, meselesizleşir: Velhasıl, "kaçamayan" insan, yakalanır; "duramayan" insan, hedefi vuramaz, durdurulur ve "vurulur" hedefi vuramadan; taze "nefes" alamayan insan, "nefes" de veremez, "ses" de; ve "ölür" her bakımdan...

  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN
C. Abdulkadir Yusufoğlu › Ey Gazzeli çocuk!
Kazım Sağlam › Türkiye kaosa sürüklenirse kim karlı çıkar?
Adil Gülmez › Kimler olamaz
Cemal Toptancı › İSTİKLAL MARŞI VE MİLLİYETÇİK
Ali Öner › Siyonist Neden Öldürür
Oğuz Düzgün › Cumhurbaşkanı belli ama Başbakan kim olacak
Elvan Alkaya › Canlı yayın soykırım
YAZARLAR