![]() |
Rasim Özdenören yazı hayatında elli yılı geride bıraktı. Fakat o her zaman şimdiki zamanın yazarı. Kimi insanları öyküleriyle kimilerini ise düşünceyi derinleştiren denemeleriyle etkilemeye devam ediyor.
Burç Fm genel yayın yönetmeni Bünyamin Şen edebiyatımızın son elli yılının müstesna tanığı Özdenören'le Mavera Yolculuğu başlığı altında 2006'da başlattığı nehir söyleşilere devam ediyor. Yazarın yazma serüveninin ellinci yılı münasebetiyle başlamış çok değerli bir çalışma. Rasim beyin öykülerine ve bütün eserlerine çok iyi vakıf, düşüncelerini iyi kavramış kişilerden biri olarak Asım Gültekin de bu radyo konuşmalarının bir kısmını gerçekleştirmişti. Şimdi haftalık program Şen ile devam etmekte. Sohbetler titizlikle arşivleniyor ve gerçekten yakın dönem edebiyatımız ve kültür hayatımız için, varoluşumuza dair süreçleri anlamada büyük bir hazine niteliğinde. Çünkü Özdenören muhteşem bir hafızaya sahip ve bir öykücü olarak bütün ayrıntıları biriktiren bir zihni var.
Radyo programı için geldiği zamanlarda İstanbul'un müstesna tepelerinden birinde doğayla iç içe güzel bir atmosferde onuruna düzenlenen küçük sohbetlere katılmak nasip oluyor. Dergi ve kitap günlerinin ayrıntılarını anlattığında kavrıyoruz ki bu ince dallanıp budaklanan dikkat, öykülerin nasıl çıktığına dair de bir işaret.
Sohbetlerinde hayata ve edebiyata birlikte başladığı arkadaşlarını, paylaştıkları hissiyatı anlatırken, muhakkak mekanları, zamanın ruhunu, eşyanın döneme özgü tabiatını da detaylarıyla anlatır Özdenören. Maraş günleri, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, ikiz kardeşi Alaadddin bey anlatılırken içilen çaylar, kullanılan daktilolar, heyecanla çıkılan merdivenler asla unutulmaz. Emeği macerayı heyecanı Maraş lisesi'nin 1955'lerdeki bütün detaylarını dinlerken, çıkardıkları lise dergisinin neredeyse kokusunu duyarken zamanın nasıl geçtiğini anlamak imkansız. Hamle üstüne hamle yapılan, yenilgilerle pes edilmeyen, daha iyi yenilmek için ayağa kalkılan, vazgeçmenin defterden silindiği günler. Edebiyat Dergisi etrafında kenetlenen yakın arkadaşların azmi sonra, gıpta ettiğimiz bir geçmiş.
1976'da Mavera dergisiyle başlamış yazarın macerası. Kendisi şiir yazmamış ama şiirlerin nasıl çıktığını, nasıl mermerden çileyle yontulduğunu, kimin çocuksu kimin doğuştan kemale ermiş olduğunu kolayca anlamış. Çevresinde olup bitenleri anlatırken biz de yazma ve okuma fırtınalarına elimizle değecek kadar o günlerle yakınlaşıyorduk. Erdem Beyazıt'a ayrı bir yer biçtiği belliydi, o bir beyoğlu, bir prens diyordu bir sohbette, biraz da yakınlarda kaybetmemizin üzüntüsüyle.
Son günlerde yanımda taşıdığım kitaplardan biri oldu İmkansız Öyküler. Rasim Özdenören'in son kitabı. En son Toz adlı kitabında toplanan aşk öykülerini okumuştum. Aşkın yazılması mümkündü hiç değilse denenmesi gerekirdi. Hatta mecburduk. Böyle hissettim.
Sonra İmkansız Öykülerdeki küçük vurucu metinler geldi. Onlar için ne demem gerektiğini bilemiyorum. Öyle kalıyor insan. Kat kat açılıyor perdeler.
Kitap Kel Satıcı ile açılıyor, çolak berberle dostluğu ve yaşamın gezindiği sınırlar. Aslında bir kez daha anlıyorum ki bir yazarı bir türün içine sıkıştırma gayretleri beyhude. Büyülü gerçekçilik sınırları içinde mi, yoksa tamamen sürrealist fantastik sularda yüzen bir yazar mı o. Kuru ve soğuk bir anlatımla yalnızca hayatın resmini çekip muhayyileyi işin içine katamayan bir anlatım okura bir şey verebilir mi. Bu öykülerin tetiklemesiyle bu konularda verimli bir tartışma olabilir.
Bir yandan Kör Kemancı öyküsündeki gibi ?senin annen babanın üvey kızı mıydı yoksa?diye sorulup sorulamayacağını konuşan gerçekçilik, öte yanda hayatın sert ve soğuk yüzüne tam zıt bir hassasiyetle söyleyiş.
Kedicik ise deneme ile öykü arasında, gazete yazısı olarak yayınlandığında kesip sakladığım bir metin.
?Sabahleyin kalkıp bir daha bakacağım bu balkondan aşağıya. Orada belki görüp göreceğim şey, bir kuru yaprağın toprak üstündeki bir başka kuru yaprağın üstüne düşmesinden hasıl olan bir inlemeydi ve ben o inlemeyi yeni doğmuş bir kedicik yavrusunun annesine olan yalvarış dolu çığlığına benzetiyordum? dediği yer. Yaprağın başka bir yaprak üzerine düşerken çıkardığı sese kadar incelmiş bir duyarlılık.
Çocukluğun inanılmaz masumiyetinin kısa metrajlı bir film tadında satırlara dökülüşü olan Uçağın Arkasından Koştum öyküsünden sonra ise nerelere uzanıyor insanın kalbi.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon