İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Muhsin Başkan
y_ramazanoglu@yahoo.com
31.03.2009




 

İçimize düşen ateş içimizi hallaç pamuğu gibi atıyor.

 

25 Mart 2009. Kahramanmaraş'ın Berit dağlarındaki karın ateşi içimizde durdurulamayan bir hatırlamayı başlattı.

 

Hatıralar, anekdotlar, sessizlikle geçen yılların ağırlığı, içimize attığımız her şey şiirlere karışarak geliyor.

 

Zihnimizde çarpışmalar yaşanıyor. Sözler anlar anılar yıllardır hüzünle tutuldukları yerden kurtulup evin her yanına dağılmak istiyor artık.

 

12 Eylül neydi tam olarak, nasıl okunmalıydı, o güne gelene kadar geçen süreçte yaşananların toplumsal karşılığını adil olarak ortaya koyabilmiş, analiz etmiş ve gerekli çıkarımlarda bulunabilmiş miydi bu ülke.

 

Dönemi anlatan öyküler sadece soldan bakan gözlerin gördüğü. Çok önemli tabii ki, iyi ki yazıldılar ama ülkücü hareketi görmezden gelme tuhaflığına düşmekten kurtulamadan.  Filmler de öyle.

 

Süreyya Sırrı Önder'in Beynelminel'ini seyrederken, Atıf Yılmaz'ın Eylül Fırtınası'nda, hatta danışmanları arasında Mümtazer Türköne'nin bulunması nedeniyle ilk kez milliyetçi gençlere bir şekilde yer verilmeye çalışılan Hatırla Sevgili dizisini izlerken olayları bütün sıcaklığıyla yaşamış olan bizlerin hissiyatı hesaba katılmamıştı nedense. Hatta Uçurtmayı Vurmasınlar ve benzeri daha birçok güzel film bu eksik, görmezden gelen yaklaşımla malüldür.

 

12 Eylül analizlerinin birçoğunda solcuların insanlık ve fedakarlıkla dolu yaşamları konu edilmiş, ülkücüler hep şiddetin kaynağı olarak gösterilmiş, bu neredeyse solun varlık sebebine dönüştürülmüştü. Milliyetçiler bütün bunları nedense düzeltmeye bile gerek görmeyecek bir ruh hali yaşadılar yıllarca. Ne yaşadığımızı biz biliriz ya bu yeter hali. Bu bir şey söylenmiyor çünkü söylenecek söz yok algısı yarattı kimi çevrelerde.

 

12 Eylül öncesinde aynı evde yetişen çocuklardan bir oğulun zamanın söyleyişiyle ?allahsız komünist?olmasının, kızının ise milliyetçi mukaddesatçı saflarda yer almasının nedenlerine, karşılaşmaların temel tartışmalarına çok fazla dikkat çeken olmadı.   

 

Aslında düzeni değiştirmek isteyen hoşnutsuz gençlerin nasıl da benzer ailelerden geldiğini, itirazların aynı sınıfsal cepheden yükseldiğini fark etmemek imkansızdı. Tersine, birçok konuda pekala ortaklaşabilecek gençler, dün de bugün de farklılıkları derinleştirmeyi, ayrı yerlerde durmanın nedenlerini fazla sorgulamadan çatışmayı çoğaltmayı tercih ediyorlar.   

 

Sivas'ın Şarkışla kazasının Elmalı köyünden üniversite okumak için Ankara'ya gelen genç bir adamın, sadece doğruların yanında kalma çabasını, hak ve adalet duygusuyla kendini her daim yenileyerek ilerleyişini anlamak, bu ülkenin iyileşmesi şifa bulması için yapılması elzem bir çalışma.  

 

Ben onu Ahmet Kaya ve Hrant Dink'le aynı topraktan hamurdan gördüğümü yazacaktım ki Hakan Albayrak'ın yazısını gördüm (Yenişafak, 28 mart). ?Sadece din kardeşlerini değil, bu toprakların gayri Müslim çocuklarını da bağrına bastı; menfur bir cinayete kurban giden Hrant Dink'in ardından, bağrımdaki bütün Mehmetler ağlıyor diye şiir yazdı? demiş yazısında. Bu şiiri yayınlamasını rica ediyorum kendisinden, çok değerli ve sarsıcı bir bilgi çünkü.  

 

Bu ülkede tanımlama, etiketleme şiddeti had safhada. Muhsin başkanı bir kere şiddet çerçevesinde  tanımlayanlar, ?bize eli silah tutan değil kalem tutan insanlar lazım? dediğini duymak istemezler. Hrant için şiir yazdığını bilseler canları sıkılabilir. Çünkü insanlara önyargıların içinden bir yer biçmek, sağlam ezberlerle fikir yürütmek konforlu bir zihin sağlıyor.

 

Onun için dökülen gözyaşlarına bakıyorum da öyle sahici anlamlı ve derinlerden geliyor ki. Hem arkasında ülkenin bütün hikayesi, macerası var, direnen bir milletin ete kemiğe bürünmüş ruhunu taşıyordu, hem de birçok insanın vazgeçmenin, umutsuzluğun, çürümenin, çalıyorlarsa bu doğruysa bile hizmet de ediyorlar söylemine inmiş olmasının karşısında durup,  yanlışa razı olmamayı temsil ediyordu.   

 

Efsaneydi diyenler var. Neden acaba. Takiye, bugün söylediğini yarın inkar etme, reel politik,  piyasa bunu gerektiriyor denilen bir halin adamı değildi de ondan. Acı zulüm bir helikopter kiraladık sizlere gelebilmek için, arkadaşlarımız nafakalarından denkleştirdi parayı derken, bunun paha biçilmez değerini bize bir cümleyle duyurtan, insanları acı zulüm de olsa  ilkelerin adamı olmaya çağıran kaç kişi var ki hayatımızda.   

 

Bazılarının bir yere gelemedi dediği insanlardan o. Bir yere gelmeyi sahibolmak ele geçirmek olarak algılayan, onlar Ferrariye biner de biz binemez miyiz yarışına girebilmiş olmayı, bir yere gelmek olarak düşünen zavallıların algı düzeyini aşan biri. Etrafına toplananlar da nemalanma muhipleri değil o yüzden. Onlardan dava arkadaşları yol arkadaşları diye sözediliyor dikkat edilirse.

 

Vefatından bir hafta önce Karaman'da yaptığı bir konuşmada Allah bize niye iktidara gelmediniz diye sormaz demiş Muhsin başkan. Hakkın yanında durabildiniz mi, dünyevi kayıpları göze alabildiniz mi diye sorar çünkü. Canların pazara çıktığı bir alış verişten bahis açar hesap gününde.

 

Fazla konuşmamış anlatmamış adamların ve kadınların zamanından bu nesil.  

 

12 Eylül darbesinin ülkücüleri kolladığını iddia edenlerin aksine birçok genç insan asıldı. Hapislerde işkence gördü. Muhsin başkan da yedibuçuk yıl yattı. Çok korkunç şeyler yaşadı. Çıktığında hüzünlüydü ama yüzünden gülümsemesi hiç eksik değildi. Büyük bir inançla atlatmıştı her şeyi.

 

Aslında Ülkücü Gençlik Derneğinde yönetim kurulunda birlikte çalıştığım başkanım olduğu zamanlarda, daha yirmibeş yaşındayken bile dirayetli ve aramızda bir nesil varmış gibi olgundu, herkesin derdini sırrını taşıyacak kadar güçlüydü, Türkiye'nin liderlerindendi çok gençken bile.  

 

O zamanlar genç olduğumuzu sadece elden ele dolaşan Mona Roza şiirinden bilirdik. Ölüm haberlerinin dört yanımızı kuşattığı zamanlar.

 

Yaşananlar konuşulmadı ve birkaç kitap dışında yazılmadı da. Hikayeler yerde kaldı diyemiyorum, çünkü mana aleminin halleri olarak suya atıldı. Hapishane medrese-i yusufiye idi, işkenceler de insan-ı kamil olma yolunda yaşanan tecrübeler, asaletle saklanan sırlar.  Öldürülen nişanlılar, kararan hayatlar, Ankara Mamak cezaevinin kapılarında birkaç dakikalık görüşler için gün boyu çekilen çileler, aşağılanmalar. Hepsi kalplere gömüldü.

 

O yüzden 78 kuşağı olmakla seksen kuşağı olmak arasında büyük bir fark vardır. O iki yıl bizi tamamen ayrı iki kuşak yapar. 12 Eylül öncesini yaşamış olanlar ve yaşamamış olanlar.  Katlanarak yüceleceğine, susarak derinleşeceğine inanan insanlar. Muhsin başkan hayatıyla yazdı şiirini. Şiir yazması da şaşılacak bir şey değil.

 

Çok şiirler var o dönemin gençlerinden gün yüzüne çıkmamış. Herkes yazardı için için.  

 

Bir köşe başında öldürülen gencecik bir ülkücü için Naci Bostancı'nın yazdığı sanırım Hasret dergisinde yayınlanan şiiri ezberlemiştim o zamanlar. Solcular tarafından vurulmuş, kaldırıma uzanmış kanlar içinde yatan, eminim ki arkadaşı olan bir Anadolu gencini anlatırken, gömleği cebinde ıslanan resimlerden, seveni bekleyeni arkadaşı oluşundan sözediyor ve ?ıpılık aktı kanı /sanırım vuranın da vurulsa öyle akardı? diyerek akan kanların ortaklaşmasını anlatıyordu. Tam o acı anında ortaya konan bu yüce hissiyatın gücünü unutamam.  

 

Şimdi ağabeyimiz Mehmet Akif'in yattığı Taceddin Dergahına defnedilecekmiş. Asımın neslini özleyen büyük şairin yanına gömülmek tesadüf olabilir mi.  

 

Arkamdan gelen var mı diye bakmadan tek başına yürüyen adam. Partimiz mahallenin çok beğenilen ama kimsenin almak istemediği güzel kızı gibi, neden oy vermediklerini çözemedim demiş bir konuşmasında. Rotayı sürekli doğru bildiklerinden yana kırmak, körlemesine bakanlara göre hep kaybeden olmak, acı zulüm bir helikopter bulabilmek, karlı dağlara vurmak çetin bir işti de ondan almıyordu kimse. Kimi hatalar da vardı elbet, inkar edilemez. Fakat sizin misyonunuz iktidara gelmek değil, bir referans ve sağlama noktası olmaktı sanırım başkanım. İçimizdeki söylenmemiş sözler, ihmal edilmiş ziyaretler, pişmanlıklar, özlemler ve keşkelerle kavruluyoruz açıkçası.   

 

Kocatepe Camiinde olmuştu düğün töreni. Bu sade törende okunan Fetih suresinin son ayetleri şimdi ruhunuzun örtüsü olsun.   

 

 

 

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook