İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Miro'nun konuşan kayaları
y_ramazanoglu@yahoo.com
24.11.2008




  

İstanbul'dan çok önemli sergiler büyük sanat olayları geçip gidiyor. Arkalarından el sallamakla yetiniyoruz çoğu kez. Şu anda Salvador Dali'yi yakalamak mümkün. Fakat son günlere bırakmak kaçırma riskini artırır. Pera Müzesi'ndeki Joan Miro'ya son gün gidebilmiştim.

 

Resimler ve heykeller çok ilgi çekiciydi. Fakat beni en çok etkileyen baskıların yapılışı sırasında ressamın çalışma tekniklerini anlatan belgesel bölümü oldu. Kendini yaptığı işe bütünüyle verebilen, bütün varlığıyla boyalara ve kağıda yönelen bir adam vardı karşımızda. Sadece eserlerin yapım aşamasıyla ilgilenen, duvara asılı bir tablo görmek çok canımı sıkar diyen bir adam.

 

Çinkolar üzerine yeni hazırlanmış mürekkepleri yayıyor, parmaklarıyla boyuyordu. Yaptığı şekiller anlamsızca ilerliyormuş gibi görünürken birden çizgiler arasından insanlığın dramı  beliriyordu. Bunu iki kez izledim.

 

Atölyede özgürce dolaşan, boya kutularının kağıtların tahtadan fırçaların arasında itinayla gezinen kedisi de tuhaf bir iletişim biçiminin, hayata sakınımsız bakmanın simgesi gibiydi.

 

Çizgileri incecik fırçayla minik boya kümesinin içinden çekişi, hareketi verişi bana kamışla yapılan Hat sanatını hatırlattı. Sıçratmalar da yapıyordu bu da bizim benzersiz Ebru sanatından kopup gelen bir parça. Bu sanatlardan haberdar olduğunu sanıyorum. Görmüş olmalı. Hatta muhakkak görmüştür. İstanbul'u biliyor çünkü. İstanbul'da görmese rüyasında gösterilmiş, yakaza halinde belletilmiştir ona.  

 

Bazen parmağı çinkoya çok yaklaşarak bekliyordu. Nereye koyacak parmağını, dünyanın hangi haline parmak basacak, neyin üzerinde duracak, nasıl şekillendirecek yaşananları. Zihnin algılarının izlenimlerinin, içinde birikenlerin parmakta toplanma anı. Çok ilginçti bir sanatçının seçiciliğini, şimdi neyi parlatacağını, boyalarla nereye varacağını izlemek. Bir şair arkadaşının dediği gibi nesneleri derin uykularından uyandırıyordu gerçekten.    

 

Miro'nun yüzü de çok etkiledi beni. İddiasız mutmain bir yüz. Tezkiye olmuş. Demek sanat da bunu yapabilir, kısmen ama. Çünkü Yaratıcı'ya teslim olmadan tam mutmain bir yüz elde edilemez. Yine de arınmış doğal bir hal almış. Hayret ve anlama çabası içinde. Bir şey anlatmaktan çok anlama çabası görülüyor, duvarda asılı resim onun için bu yüzden anlamlı değil demek. Sadece resmin yapılma süreciyle devinimle ilgili. Sabitlenince arkasını dönüyor demek.  

 

Yüz Yaşındaki Kadın Savaşçı, Litograf, 1975. Epeyce kaldım önünde. Kadın ayakta doğrudan bize bakıyor, her şeyi görmüş ama geçirmemiş. Hala yaşananların dinamizmi var ve içinden dışarı doğru taşan bir enerji birkaç fırça darbesiyle verilmiş. Hayır o yüz yaşında değil. Çünkü savaşçının yaşı olmaz. Savaş bitmez ve savaş bir haldir ki başı ve sonu yoktur.

 

Boyalar kutular bezler, ellerini üzerine yaslayıp daha yukardan çizme imkanı veren ince uzun tahtası. Zaman zaman beyaz önlük. Odada solfej yapar gibi dolaşıyor. Yumuşak hareketlerle yaşadığı hayatı, çizme yapma etme krizini yönetiyor. Nesneleri neresinden yakalayacağını düşünüyor. Bir heykel yontacak. Yardımcısı onun ruhunu kapmış gibi gelecek her türlü etkiye kendini açık tutarak bekliyor, oval ve içi sert bir nesneyi delici aletle yaralayarak bir yara açarak gözleri ressamın bakışlarını takip ederek ilerliyor. Başıyla onaylıyor Miro. Tam böyle diye.  

 

Kızgın Biberli Deli Kadın, 1975. Kadının başının üzerinde tül gibi bir şey var. Örümcek ağı da olabilir. Öfke sanırım bir tül gibi sarmış başın etrafını. Kızgınlığın bir hale olarak kuşatması ve bu haleyle birlikte yaşama çabası, olanla başetme belası.

 

1969 tarihli yapıtlar sonra. Yeşil Mor Okuma, Kırmızı Kareli Okuma, Turuncu Manyetizmacı, Çivit Mavisi Fırtına, Kırmızı Konsomatris, Ufukta Dengelenme, Büyücü Kadın, Kadın ve Kuş.

 

Güneşten Sızan Kadın, eşyaların arasında tek gözü kapalı yarım masumiyet ve etrafını saran gürültü. Onun kim olduğunu örtüyor. Bu sızmayı bastıran bir şey var ama yine de ısrarla varoluşunu ortaya koyan bir irade yükselmiş. İçten dışa karmaşık masumiyet parçacıkları.

 

Tutsak adlı resim, bana Ali Şeriati'den İnsanın Dört Zindanı'nı çağrıştırdı. İnsanın kendi içinde yarattığı ürettiği içsel ve bünyeden gelen bir tutsaklık bu. Baş huni şeklinde bir tel kafes içinde. Kafes öyle çok sıkı bir telörgü değil. Yüz tam ortadan ikiye bölünmüş ama yine de simetri yok. Tutsaklığın tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışmış Miro.

 

İzleyeni tamamen dış dünyadan koparan ve iyice içine çeken bir resim. Yatay çizgilerden birinin gözlerden ötekinin de ağzın tam üzerinden geçişi müthiş. İnsanın kendini görmez kılışı ve susturması. Kim bizi görmekten alıkoyuyor acaba ve ağzımızı kapatan ne. Burada sıfıra gitti zihnim ve konuşsak ve ilk kez konuşmaya başlasak ne konuşmalı ki diye düşündüm doğrusu. Görecek ve konuşacak ne var. Hangi görmek ve konuşmak.

 

Retrospektif bölümde de yapıtlarda dikkat çeken kalpli ve gözlü olmaları. Yaşadığımız kuşatılmayı fark ettirirken acıtıyor ama kanatmıyor doğrusu. Şefkatli biri Miro.

 

Gargantua, 1977 : Yaşamın çeşitli katmanları sonra hepsini belli belirsiz kuşatan kollar, kurtuluşun imkansız olmayışı, aslında kim kurtulmak istiyor ki sorusu, öte yandan göze dönüşmüş anlar, sonra bütün gözleri gören üzerlerine kapanan en büyük göz. Muktedir olana ait olan son göz son söz son eylem böyle sarıyor hayatı. Devriliyor hayat.

 

Topaç Kadın, 1974. Topacın çevrimi içinden saçlar renkler sıvılar saçılıyor. Başdöndürücü bir anlam zenginliği. Kadının mahiyetiyle baş edemeyince onu topaca çevirmiş sanki.

 

1979'da çizdiği büyük kaya resimleri de olağanüstü. Kayaların iç sesleri, derinlerdeki muziplik, dıştaki sessiz görünümün tersine içlerde naif uzun konuşmalar.

 

İstanbul'da Defile adlı litografi çalışmasını ise herkesin görmesini isterim. 1969'da nasıl görmüşse bir bakışta, öyle duruyor sanki bu şehirde temel çelişki. Arka zeminde elbise dikmek için çıkarılmış bir pafta kalıbı var. Dikiş payı kesik küçük çizgilerle gösterilmiş. Fermuar ve pens yerleri işaretlenmiş iki kol çizilmiş.  

 

Kesik ve devamlı çizgiler usulüne göre tıpkı gerçek bir elbise kalıbında olduğu gibi kullanılmış. Sağ ve sol kol pafta çizimleri. Önde bu kalıba uymamış, çizgileri izlememiş ve taşmış insanlar. Pafta kalıbı kimsenin umurunda değil, kimse takmamış çizili kolları.   

 

Miro başlı başına bir alem. Ünlü bir romancının romanını resimlemiş, bir arkadaşı onun resimlerinin şiirini yazmış, başka biri ise bu şiirleri besteleyip şarkı yapmış. Bütün sanatlarla iç içe biri. Bir arkadaşı da evrenin hiçbir parçası elinden kurtulamadı diyor nesnelere ve insan içlerine duyduğu sonsuz ilgi yüzünden.

 

İyi ki İstanbul da geçmiş mürekkebinden.  

 

 

 

 

 

 

 

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook