İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Mecidiyeköy?deki Aynacı Kız
y_ramazanoglu@yahoo.com
16.02.2009




 

Oturduğum kafeterya yalnız erkekler kulübü gibi. Herkes kendi aleminde. Gazetesini okuyan, etrafına bakınan, keyifle çayını içen, kederlenen insanlar. Bazılarının amaçsızca evden çıkıp kendini buralara attığı belli. Simit ya da tost yiyerek kahvaltı eden yüz bulamamış erkekler.  

 

Ortalarda bir yerdeyim.

 

Edirne Çağlayan Şişli yazan bir kavşağın tam karşısında. Saat sabahın onu. Futbol sahası Ali Sami Yen karabasan gibi ufkumda. Üst geçidin tam altı sayılır burası. Bilin bakalım oturduğum yerin adı ne. Tam Şişli'ye çıkan yolun başı. Başımın üstünden devasa üst yol geçiyor. Üzerinde tonlarca araç. Böyle bir felaket var mıydı eski çağlarda. Tonlarca demirin altında yürüme işkencesi. Bir ebemkuşağının altından geçmenin olağanüstü duygularına geçit verir mi bu geçitler.   

 

Gürültü ki bir an kulak verince demirin zangırtısı duyuluyor yüreklere işleyerek. Teknolojiye kötü söyledim. Demir ve betona kara bir şiir yazdım içimden. Motor diye bir kelime var bu dünyada. Bu ne çirkin kelime, hangi ihtiyaca binaen kim uydurdu diye bir mısra yazdım. Motorlanmak fiilini ortaya attım ben de, fazla demir gürültüsüne maruz kalma acılarını kastederek.  

 

Saat onu yirmi geçiyor. Ne yapıyorum ben. Buluşma saatinden çok önce gelmişim.

 

Bir anne kız masa bakıyor. Çektim içimin sızısıyla onları da yanıma. Geldiler kuzu kuzu. Arayan bulur. Baktılar bana şöyle. İyi yerdeler iyi nazarlarımın kuşatmasında, direnen bir kadının yanıbaşında, henüz motorlanmamış ve sakin, gökkuşağı modunda ve ümitli.  

 

Ortaokul çocukları geçti. Oğlanın biri kızın birinin saçını eliyle savurur gibi uçurdu. Kız biraz kızdı ama o kadar değil. O da tekrar uçurdu. Kız yine kızdı ama yine o kadar değil. Oğlan bir daha uçurdu.

 

Burada gezme olmaz. Gidip bir gezeyim Mecidiye'nin köyünü. Yok olmaz böyle bir şey.  Herkesin acelesi işi buluşması ya da buralardan transit geçesi var sadece.  

 

Anne kız kuşburnu ısmarladılar. Simit böyle zamanlar için. Kalmamış mı, neden ki, daha sabahın erken saati, ama tost varmış. Tost birkaç kuruş daha pahalı diye iki tarafın fikir çarpışması. Bakışlar çakmaklı. Yalan mı simit olmaması.  Burası vakit kaybedilecek, beyhude tartışmalarla güne kötü başlanacak yer değildir, hayır söyle, hayır gelsin, sakin ol, kazan. Kızı doktora götürecek Okmeydanı'ndaki hastaneye birazdan. Ya da kursa yazdıracak, ya da servisle takıştığı için okula böyle perişanlıkla bizzat kendisi götürüyor. Sıkıntılı bir durum  var belli ki. Tartışma anne, utandırma beni.

 

Işıklı reklam panosu. L'oreal, Mango, Spirit, Jeans, ?benzerleri?tekrar tekrar geçiyor. Türkçe ürün satmaz. Yerli malı kullanma programları da çekildi hayattan. Sümerbank ayakkabısı, Dodanlı kumaşları desem bakar insanlar.

 

Yalnız bir kadın geldi. Oturdu öteki çaprazıma. Hemen sigarasını yaktı. Gözleri sulu. Göz içi sıvısı taşmamış ama dolu. Sigara dumanıyla kuruttu. Evet sigaranın silici etkisi var. Sigara yasaklanmalı mı şimdi yoksa desteklenmeli mi. Gereksiz zamanda biriken gözyaşı zerrelerini anında kurutmada çok işe yarıyor. Yaprağın üzerindeki bir şebnemin üzerine kül atmak gibi.  

 

Önümden şen şakrak beş başörtülü kadın geçti. Orta yaş, bir süs. Pul lame pırıltı. Bir yere gidilecek anlaşılan. Mecidiyeköy'e gelin oradan şu numaralı otobüs kalkıyor. Geldiler ama burada bir numara yok. Bir heyecan yaptılar. İddialar, tecrübeler ve rivayetler muhtelif. Panik. Uğultu parfüm ayakkabı gözlük. Gözlüğünden belli olur bir kadın. Kenarının pırlantasından. Adı Meryem olan hepsini sürükledi bir yöne doğru.

 

Aklım Galatasaray Yapı Kredide. Pınar Yolaçan Meryem/Maria adlı bir sergi açmıştı. Afrikalı kadınlara iğreti bir kültür gibi duran sakatattan elbiseler yapıp giydirerek fotoğraflarını çekmiş ve Avrupa'nın ötekileştirmesini çarpıcı biçimde açığa çıkarmıştı. Elbiselerin içindeki Meryemlerin yüzleri ürkütücüydü. Zihnim oynar başlıklı bir aynanın yansıttıklarıyla beraber dönüp dolaşıyor gidip geliyor.

 

Yalnız erkekler kulübü dağılıyor mu yoksa. Çocuklu bir kadın geldi. Kimse kimseyle ilgilenmiyor. Dönüp bakmıyor. Avrupa sanki. Bir ben bakıyorum yavaştan. Oysa ne çok severim, kimse kimseyle ilgilenmesin de rahat etsin insanlar. Pervasızca gözünü dikip bakanlar azalıp yokolsun. Göz izi yapıp günümüzü örselemesinler.

 

Kimse kimseye bakmazlar ülkesi olarak ün salmış Amerika'da Newyork'dan Washington'a giderken adamın teki gözünü kırpmadan bana bakmaya başlayınca korkudan kızkardeşimle kondüktörü çağırışımızı unutamam.

 

Delikanlılar geldi. Kızlar da var. Gülüşme ve gürültü. Olacak o kadar.

 

Genç adam bekliyor kafenin tam önünde. Şişli'ye sapan arabaların akışını onun paltosunun arkasından görebiliyorum hala. Beklenen geldi. Gözler parladı. Kız güzel gerçekten. Ama siyah işlemeli pardesü mü. Kırmızı siyah desenli eşarp. Altta işlemeli kot pantolon. İçinden hafif desenli siyah çorap. Siyah rugan çizme ve çanta. İnanılmaz. İçinden gelmiş. Ne demeli. Kaynamış gelmiş. Yaşama sevinci. Gıpta ettim.  

 

Hiç bitmeyen korna sesleri. Ayakkabıların yere vuruşu. Kaldırımın sesleri emişi. Biriktirmeden kin tutmadan baş eğen kaldırımlar. Rüzgarı gören başak gibi.

 

Ayakların ellerin hareketi. Telaşın vınlaması. Frenlenmiş otobüs tıslamaları. Hızla geçen lüks nesneler. Hazzın çarpıntıları. Sıkılan dişlerin iç kıyıcı gıcırtısı. Dişlerini sıkan adamların bir de ilave homurtusu. Kızlara yönelen iç sesler. Gözlerin ateşi. Gergin kadınlar. Ortalık sesten geçilmiyor. İnsan içleri kaynıyor. Badireler atlatılıyor. Herkes başı önünde ya da gözleri ilerde öyle yürüyüp geçerken an be an bir şey geçiyor üzerlerinden. İçler sendeliyor belli etmeden. Kayan duran ve işveren bir kadının sesi. İş arayan aylak adam. Hakettiğini bulamayanlar, müstahaklarını bulanlar. Sürekli arsızca hayatlananlar yüzünden hayattan kopanlar.

 

Garson kız çok şeker. Bir his geliyor üzerime. Sanki hareketlerinde biraz hırçınlık var, bardak toplayışında, masa silişinde, başka bir şey var mıydı derken. Üzerine abanmış üniversite sınavlarının, kaç yıldır soruların çalıştığı yerden çıkmamış olmasının basıncı mı. Bu güzel iş şapkasının altında ağır bir acıya mı yuvarlandı. Yakalanamaz bir derde mi giriftar hızla gidişleri gelişleri arasında. Yazmak istiyorum hakkında bir şeyler ama izlenimler yazılacakken buharlaştı,  kaydı düşünceler, yarattığı atmosfer kaba gürültüler içinde hızla boyut değiştirip gözden kayboldu. Çıktı kız hayatımdan.

 

Arkadaşım gelemeyeceğini bildirdi mesajla. Aksilik olmuş, programı değişmiş.   

 

Çıkıp yürüdüm ben de. Çin dükkanı. Kadın çekik gözlü. Selam. Adınız. Önemi yok diye atılıyor lafın üstüne Türk patronu. Çinli deriz biz. Evet dedi o da Çinliyim sadece. Çinli evet, buyurun. Pekin'den geldi, ne bakmıştınız.Üstümüze gelme adam. hakkaniyetli ol biraz. 

 

Aynalara gittim direk. Aklım kızda. Türkler hakkında ne düşünüyorsun diye sormak isterim bodoslama. Bir ülkeye gidince ilk intiba iyi biriyle olsun. Amin. Nazara, mutsuzluğa karşı şansı döndüren aynalar. Efsunlayıp his veriyormuş. Bakınca uğurun geliyor, seni donatıyor kaplıyor zahir. Talihi de yırtıp şöyle bir döndürüyor. Çerçevesi çin işi ejderha nakışlı. Ejderhaları çok severim. Aynayı hemen kıza tuttum. Adama da tuttum. Erisin aralarındaki yumru. İçim yumru gibi. Birkaç tane mineli yüzük alıp çıktım. Rastladığıma veririm artık.

 

Başım döndü. İki bina yürüdüm.

 

Kazaklar aşağıda yazan bir ok işareti. Çaresiz inilecek. Beni bu merak öldürür. Ücra. Kuytu. İki kız. onbeşe olmaz mı dediler. Olmazmış. Neden ki. Şu dümdüz etek, şu ruhsuz kazak daha fazla etmez ki. Ver diyorum kalbimden. Kızlar kıyasıya pazarlık ediyor. Erkek tezgahtarla aynı yaştalar.

 

Delikanlı karmakarışık olmuş tezgaha bakıp öfke kıvılcımları saçıyor farkına varmadan. Verme diyorum haline bakıp, her şey inmiş aşağıya, bu kadar eziyete az pahaya katlanılamaz  hakikaten. 

 

Tekrar günışığı.

Tekrar üzerimizdeki üst geçit.

Yine akılları baştan alan çılgın bir akış.

Vitrinlerde yitip gitmiş annesinin dikkatini çekmek için ağlayarak battaniyesini çamurlu caddeye yuvarlayan bebek.

 

Bebeği teselli eden punk saçlı bir delikanlı.

 

Dükkanın birinden meşhur bir şarkıcının sesi taşıyor caddelere?

 

?Ne yapayım ben böyleyim?.

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook