İstanbul?da Öteki Avrupa Günü
y_ramazanoglu@yahoo.com
03.12.2008




 

 

22 Kasım 2008. Güzel bir sonbahar günüydü. İstanbul'da bir üniversitenin bahçesinde Avrupa'dan gelmiş direnişçiler dolaşıyordu. Kendilerini dünyanın yönetim kurulu sanan G8 ülkelerinin gravatlı üyelerine, zalim efendilere meydan okuyan insanlar. Neoliberal vahşi kapitalist politikalara savaş açmış sayısız gösteriler yapmışlardı.

 

Dünyadaki küçük bir azınlığın elinde toplanmış devasa sermayenin küresel çıkarlarına göre düzenlenen yeni dünyanın, çokuluslu şirketlerin kurtlar sofrasında hiçbir ahlaki ilke tanımadan paylaştırılmasına  savaş açan, insani değerlere eğilen, hatta acımasızca yok edilen ve kirletilen doğaya sahip çıkmak için bir araya gelen insanlar. Piyasa pazar rekabet işgal, neye ve kime malolursa olsun sahibolma gibi metalik seslere karşı vicdanın yürek sesini yükselten eylemciler.

 

Biraz sürecin başına dönersek 90'lı yılların başında küresel kapitalizme karşı itirazların eylemlerin dünyanın dört bir yanından dalgalar halinde yükselmeye başladığını, çok farklı mücadele geleneklerinden gelen insanların değişik yerlerde önemli direnişler sergilediğini hatırlayabiliriz.

 

Bu sürecin ayrıntılarını Levent Şensever'in kapsamlı kitabından okumak mümkün.  

 

?90'lı ve onu izleyen yıllarda, kapitalist küreselleşmeye karşı bir direnişin dalga dalga yayıldığına tanık olduk. Bu dönemde bir biriyle ilişkisiz gibi görünen bir çok neoliberalizm karşıtı radikal mücadele, derinlerde bir şeylerin kıpırdamakta olduğunu gösteriyordu. 1990'da neoliberalizme karşı kurulan Sao Paulo Forumu, 1994'te Zapatista başkaldırısı, 1995'te Fransa'da kamu emekçilerinin milyonları sokağa döken neoliberal reformlara karşı direnişi, 1997-98'de Endonezya, Filipinler ve Güney Kore'de yaygın direnişler ve başkaldırı, 1998'de MAI karşıtı etkinlikler ve ATTAC'ın kuruluşu, 1999'da Seattle direnişi, 2001'de Dünya Sosyal Forumu'nun örgütlenmesi ve Cenova'da G8'lere karşı direniş? Bundan sonra küresel direniş eylemlerinde adeta bir patlama yaşandı. Küresel kapitalizmin tüm uluslararası kurumları, hareket tarafından mercek altına alındı ve her bir toplantısı aktivistler tarafından basılmaya başlandı?.  (Dünya Sosyal Forumu ? Aşağıdan Küreselleşme Hareketi ve Küresel Direniş, F. Levent Şensever, Metis Yayınları, 2003)

Dünyanın efendileri konumundaki çokuluslu şirketlerinin temsilcilerinden, uluslararası finans kurumları ve devlet yöneticilerinden oluşan elitler her yıl İsviçre'nin sayfiye kenti Davos'ta bir araya gelerek, kapalı kapılar arkasında 6 milyar insanın kaderini belirliyorlardı.  

Aydın ve aktivistler sadece dönemin ruhunu yansıtan başkaldırıyla yetinmeyip ?protestocu? karakteri aşmanın, karşı çıkılan düzenin alternatiflerini de sunmanın ve harekete daha işlevsel bir yön çizmenin  gereğini tartışmaya başlayınca Brezilya'daki  hazırlık toplantılarının ardından ilk Dünya Sosyal Forumu 25-30 Ocak 2001'de, Davos'a paralel olarak Porto Alegre'de düzenlendi.

 

Bu hareketin bütün dünyanın vicdanı olması ve geniş kitlelerin kalbini kazanması ise aynı örgütlenmenin devamı olan Avrupa Sosyal Forumunun organize ettiği eylemlerle oldu. Örneğin 15 Şubat 2003'te Amerika'nın Irak'a saldırısını engellemek için düzenlenen sayısız ülkede milyonlarca insanı sokağa döken uluslararası ?Savaş Karşıtı Eylem Günü?, daha sonra 27 Eylül 2003'te 40 ülkeden yüz binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen, ?Irak'ta ve Filistin'de İşgale Hayır? eylemi. Şensever'in söyleyişiyle dünya yeniden şekillenirken biz de yerimizi almalıydık ve artık tribünlerden tarihin şekillendiği sahneye inmenin zamanı gelmişti.

 

Dünya Sosyal Forumu (DSF) Uluslararası Konseyi, kıtasal ya da bölgesel forumlar örgütlemeyi önermişti. Porto Alegre'ye katılan Avrupa Sosyal Hareketleri tarafından verilen kararla ilk Avrupa Sosyal Forumu(ASF) 7-10 Kasım 2002 tarihlerinde İtalya'nın Floransa kentinde yapıldı. İtalya bu toplantıları engellemek ve ?shengen? anlaşmasına rağmen Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen insanları bile içeri almamak için birçok engeller çıkarmış ve sınır kapılarını kapamaya kalkmıştı. Başka bir dünyanın ihtimali bile rahatsız ediyordu egemenleri. Aktivistler gemilerle denizden gelerek engelleri aşmaya çalışmıştı.

2010'da İstanbul'da yapılacak olan Avrupa Sosyal Forumu'nun hazırlık toplantılarından biri daha geçtiğimiz eylül ayında İsveç'te Malmö 'de yapıldı. Burada da Filistin halkıyla dayanışma önemli bir gündem maddesiydi. Başka bir Orta Doğu mümkün deniliyordu. Irak petrollerinin derhal Irak halkına teslim edilmesi, Avrupa'daki ABD üslerinin ve Türkiye'deki İncirlik üssünün derhal kapatılması, Nato'nun dağılması ve sözleşmelerin feshedilmesi istenmişti oturumlarda.  

 

Fakat bütün bu çabaları sürdüren sivil organizasyonların kıt kaynakları nedeniyle bir de zengin İsveç halkının ve entelektüellerinin alternatif bir dünyaya fazla ilgi duymaması yüzünden forum hizmetlerinin yeterli bir düzeyde olamadığını yazmış Çiğdem Mater Malmö Günlüğünde. (Bianet, 19 Eylül 2008)

 

Bu forumlarda değişik kültürler, diller ve deneyimlere açık bir tartışma ve diyalog zemini kurulmaya eşitlik ve vatandaşlığın adil olarak tanımlanmasına çalışılıyor, farklı tecrübelere değer veriliyor. Daha çok ihmal edilen guruplara (kadınlar, gençler, işçiler, öğrenciler, göçmenler...) gerçek vatandaşlık hakkı tanımak, özellikle toplumsal dışlanmanın öznelerinin (evsizler, işsizler...) ve değişik dillerin ve kültürlerin aktif katılımını sağlamak hedeflenmiş. Önceliklerden biri de Doğu Avrupa'nın katılımı ve Akdeniz'in öbür tarafıyla, özellikle Filistin halkıyla, diyaloğa geçilmesi olarak belirlenmiş. Bu öncelikler  gerçek anlamda bir ASF yaratmanın tek yolu olarak konmuş. ASF'nin genel siyasi çerçevesi savaşa ve neoliberalizme karşı mücadele.

 

Benzer şekilde 14 Haziran 2005' de de Türkiye ayağının kurulduğu basın toplantısıyla açıklanmıştı. Türkiye Sosyal Forumu(TSF) da Türkiye'deki yüzlerce sosyal hareketi bir araya getiren bir zemin oluşturmayı hedeflediğini açıklamıştı.

TSF'nin ev sahipliği yaptığı hazırlık toplantısındaki naif atmosfer çok etkileyiciydi. Belli ki adil bir dünya için kafa patlatan fedakarlık edebilen insanlardı. Mütevazı giysiler içinde bilge bir duruşları vardı.

 

Macar sosyal forum komitesinden gelen bir temsilci yeni bir Avrupa için, sokaklarda, çalıştığımız iş yerlerinde, hayatın içinde örgütlenmeliyiz dedi. İçimizden bir kişi konuşurken hiç kimse dinlemiyorsa dönüp bir bakmalıyız kendimize, pratik ve teorik yapılanmayı yeniden konuşmalıyız fikrindeydi. Ne zaman bir şey konuşsak gerçek meseleyi kaçırdığımız duygusuna kapılıyorum diyordu. Kapitalist bir dünyada sadece neo liberalizmi tartışmanın yetersiz olduğunu sistemin kökten tartışılması gerektiğini vurguladı.

 

Yunanistan' dan gelen bir katılımcı Kuzey Avrupa ve İskandinavya' ya doğru genişlemenin başarısından sözederken, İspanya'dan forum üyesi bir kadın, Avrupa' dan dünyaya bir tartışma kanalı açıldığından bahsetti umutla. Başka bir konuşmacı ise daha farklı yaklaşarak, katılımın yetersizliğinden şikayetler olduğunu, bu konudaki düş kırıklığının başlangıçtaki romantik yaklaşımlar olduğunu, zihinlerde erkenden büyük bir kostüm yaratılmasının heyecanı öldüreceğini hatırlattı.

 

Bir katılımcı tarafından yapılan bütün toplantı ve etkinlikler için insanların kişisel borçlara girdiklerinin söylenmesi, sadece vicdan sahibi insanların özel yardımlarıyla bu işlerin yürüdüğünün açıklanması, borçların ödenmesi için destek olmamız gerektiğinin vurgulanması hareketin nasıl bir yürekle götürüldüğünün kanıtıydı benim için.

 

Atmosfer insanlar arasında hak ve adaletin gerçekleşmesi ülküsüne en üst düzeyde hassasiyet gösterilen bir ortamdı. Türkiye'nin hedeflediği AB üyeliği, baştanberi G8 in aile yemeği fotoğrafında yani yetimlerden kalan ganimetlerin paylaşıldığı masada yer almaktı bir bakıma. Kibirliler ordusuna katılarak arada kalmaktan kurtulma, yoksullara, hakları gasp edilenlere yukardan akıl verme makamı.

 

Müslümanlara yakışan bu kirli ve kanlı çizgiyi takip etmek ve kutsamak değil, Avrupa'nın vicdanına destek vermek olabilirdi oysa. Bilge kral gibi her koşulda adaletin tarafında durmak ve cellatlara aşık olmaktan kaçınmak.

Avrupa Sosyal Forumunun ne kadar ilham verici olduğunu görmezden gelemeyiz. 2010 da İstanbul'da dindar sivil örgütlerin hatta partilerin forumun sosyal politikalarına güçlü bir destek vermeleri tartışmalara ve projelere katılmaları çok anlamlı olacak, umutları çoğaltacaktır.   

 

  

 

 

 

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,2975
Dolar 1,7515
Altın 97,8200
Röportaj
Gazeteler
Facebook

Copyright © 2007 TIMETURK
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz