SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIK5 SORUKÜLTÜREMLAKFOTOVİDEO

“Ramazan yürekli” olmak

21.08.2010

Yavuz Bahadıroğlu


Yazmıştım ya, bir kamuoyu yoklamasına göre, nüfusumuzun yüzde seksen beşlik (sürekli olmasa bile ramazanda arada bir oruç tutanlarla birlikte) ekseriyetle ramazanı yaşıyoruz...

Yavuz BAHADIROĞLU
Yaşıyoruz, ama acaba tüm derinliği, mânâsı, ruhi ve bedensel yansımaları, kavrayıcılığı ve kuşatıcılığıyla yaşayabiliyor muyuz? Bu tür bir ramazanı yaşayabilmek, biraz daha “Yürek Müslümanı” olup “Ramazanlaşma”ya bağlı gibime geliyor.
Eskiden “Yürek Müslümanı” idik. Bu yüzden daha fazla merhametliydik. İnsan hem Müslüman olup, hem de inancını yüreğinden yaşarsa, Allah onu tepeden tırnağa merhamete dönüştürür…
İnsan “merhamet”e dönüşünce, ne mi olur?..
1. Kendine merhamet eder: İçki, kumar, uyuşturucu, hatta sigara gibi zararlı alışkanlıklardan kendini de, yakınlarını da uzak tutmaya çalışır… Ebediyetini tehlikeye düşürmemek için “Emr-i bil ma’ruf, nehy-i an’il münker” (Allah’ın emrini tutup yasaklarından sakınma ülküsü) mantığıyla yaşar…
2. Ailesine merhamet eder: Eşine, çocuklarına ve tüm aile efradına sevgiyle yaklaşır…
3. Akrabalarına merhamet eder: İmkânları nispetinde onları korur, gözetir, ihtiyaçlarına koşar…
4. Komşularına merhamet eder: Komşuları açken, muhtaçken, “Rabbena hep bana” anlayışı içinde salt kendine yaşamaz!.. Komşularıyla salt maddi varlığını değil, manevi varlığını da paylaşır: Dertlerini dinler, sırlarını tutar, onları teselli eder, çözüm üretmeye çalışır.
5. Fakirlere merhamet eder: Tüm kazandığını kendine harcamaz… Sadece mecbur olduğu fitreleri, zekâtları değil, “gönlünden kopan”ları da verir…
6. Kâinata merhamet eder: Ne havayı kirletir, ne çevreyi. Kâinatın gelecek nesillerden ödünç alınmış bir emanet olduğunu, ayrıca tüm varlıkların Allah’ı tespih ettiğini bilir, ona göre davranır, asla tahrip etmez.
7. İnsana merhamet eder: Kendi hakkının-hukukunun yanı sıra, başkalarının hakkını-hukukunu da korur…
8. Varlığa merhamet eder: Öncelikle “kul hakkı” gözetir. Yalnızca “farz” ibadetlerle inancını sınırlamaz, sınırsız bir idrak ile sosyal hizmetlerde de bulunur: Kitap dağıtır, öğrenci okutur, parasızlıktan evlenemeyen sevdalıları evlendirir, v.s.
Herkese karşı nazik olur. Trafik kuralları konusunda hassas davranır… Elbisesi, çorabı, dişleri, saçları ve bedeni daha temiz olur, daha düzgün yaşar…
Yerken, içerken, çevresindeki insanları da dikkate alır; onları iğrendirecek hareketler yapmaktan sakınır… İnandığı dinin, insanı “hayatın merkezi” saydığını bilir ve nasıl bir inanca sahip olursa olsun, her insana “insan” olarak saygı duyar…
Başkalarını yargılayacağına kendi olumsuzluklarını yargılar… Başkalarını suçlamak yerine kendi nefsini suçlamayı seçer… Başkalarını yadırgamaz, kendini yadırgar… Başkalarını çekiştirmekten uzak tutar nefsini; cihadı “kendi nefsiyle mücadele” olarak algılar… “Mü’minin mü’mine gülümsemesi sadakadır” hükmü çerçevesinde her bakışını tebessümle süsler.
Anne-babasının değerini bilir, onları yalnızca “Anneler Günü”nde, “Babalar Günü”nde değil, tüm zamanlarda hatırlar…
Şeyh Edebali’nin, “İnsanı yaşat ki, devletin yaşasın” öğüdünde, “Her insan kendi varlığı içinde bir devlettir” anlamını okur, hikmetine ulaşır, sırrını çözer ve her insana “devlet” gibi davranır…
Keşke ramazan yüreklerimize de gelse…
Ramazan yüreklerimize de gelse, sağanak sağanak rahmet yağsa üstümüze…
Ramazan yüreklerimize de gelse, tüm günahlarımız tövbe iksiriyle yıkansa…
Ramazan yüreklerimize de gelse, yüreklerimiz “kardeşlik” duygusuyla birleşse…
Ramazan yüreklerimize de gelse, hem yüzümüz, hem de yüreğimiz gonca gonca çiçek açsa...
Ramazan yüreklerimize de gelse, ramazanlaşsak, insanlaşsak, vicdanlaşsak da, kendi içimizden taşıp bir birimize karşı zaman zaman hissettiğimiz nefretleri aşsak…
Tüm hayatımızı “adam gibi” yaşasak: Yaşasak ve yaşatsak!
O zaman ortamımız Osmanlı insanının bir birleriyle ilişkileri seviyesinde ilişkilenecek…
İnsan ve devlet dengesi mükemmel seviyede kurulacak…
Temel hak ve özgürlükler hem birey, hem devlet çapında işlerlik kazanacak…
O zaman Avrupa Birliği’ne filan ihtiyaç duymadan yaşayıp gideceğiz!

Osmanlı insanının “Yürek Müslümanı” olduğu dönemlerde, Osmanlı Devleti de yürekleşmiş, “Yürek Devleti” olmuştu. “Yürek Devleti” olduğu ölçüde büyümüş, gelişmiş, zenginleşmiş, güçlenmiş, geniş bir hayır müessesesine dönüşüp her inançtan insanı sevgiyle kucaklamıştı…
Şimdi ise yüreğimiz, yakın tarihte ürettiğimiz ve öncelikle başka renklere yönelttiğimiz düşmanlıklara takılıyor… Zaman zaman sevgisizlikten boğuluyoruz!..
Hep böyle olur: Sizden olmadıklarını varsaydıklarınızdan başlattığınız nefret seferiniz, git gide sizden olanların limanına ulaşır…
Nihayet sıra size gelir, size de bulaşır ve yüreğiniz çöle dönüşür.
Ramazan-ı mübarek, ramazanlaşıp “Yürek Müslümanı”na dönüşmek için büyük bir fırsattır.




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR