SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIK5 SORUKÜLTÜREMLAKFOTOVİDEO

“Evet” mi, “hayır” mı?

31.07.2010

Yavuz Bahadıroğlu

Bir döndüm ki, cadı kazanına düşmüş gibi oldum. Yine her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes birbirine soruyor: “Evet mi, hayır mı?”
Konu, Anayasa referandumu...
Muhalefet, referandumu bir erken seçimin manivelası haline getirmek istiyor...
Eğer “evet” oyları yüzde ellinin üstünde çıkmazsa, “Halk iktidara güvensizliğini gösterdi, haydin seçime” kampanyası açıp iktidarı seçime zorlayacaklar...
Bu yüzden muhalefetteki partiler her türlü imkânı kullanarak ve armutla elmaları toplayarak referandumda “hayır” çıkmasını sağlamaya çalışıyorlar...
“Bir erken seçimde iktidara mı gelecekler?” diye sorarsanız, sanmıyorum. Ama muhalefet partilerini yönetenler, “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış” psikolojisi içindeler...
Kaç kere yenildiler, hatta zaman zaman barajın bile altında kaldılar; fakat “çıkmadık canda umut var” hesabı, hâlâ seçim istiyorlar...
Belki bu sefer “körün değneği şeytanın gözüne denk gelir” de iktidar olurlar!..
Görünen o ki; Türkiye’nin geleceğine ilişkin makul ve mantıklı hiçbir projesini görmediğimiz MHP şehit cenazelerine, CHP ise yeni genel başkanına güveniyor...
Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi uzun süre taşıyamayacağı iyice ortaya çıkmadan, seçime girmek istiyorlar...
Yani muhalefet kendi açısından haklı: Onlar siyasi ve ekonomik istikrara değil, kendi çıkarlarına bakıyorlar.
Biz sıradan vatandaşlar muhalefetin kurmayları gibi düşünemeyiz: Çünkü cebimizde, her şart altında maaşımızı çekebileceğimiz bankamatik kartlarıyla dolaşmıyoruz...
Her türlü istikrarsızlığın bedelini biz ödüyoruz...
Türkiye’nin yükünü biz taşıyoruz...
28 Şubat’a bağlı olarak kurulan koalisyonların (özellikle de Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin birlikte oluşturdukları DSP-ANAP-MHP koalisyonunun) uyumsuzluğundan ve beceriksizliğinden kaynaklanan işsizliğe bağlı olarak büyüyen yoksulluğu biz yaşıyoruz...
Tüm bedelleri biz ödüyoruz...
Yeni bir istikrarsızlık, siyasi parti liderlerini değil, en çok bizi etkiler, bizi bitirir...
Şunu görmemiz lazım ki, referandumdan “hayır” çıkması, istikrarın bozulması demektir...
İstikrarın bozulması ise kör-topal yürüyen ekonominin altüst olması anlamına geliyor...
Bu durumda altta kalan yine biz oluruz!
Yine bizim canımız çıkar!
Şu halde, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarının bozulmaması lazım...
İkincisi: Ortam zaten yeteri kadar gergin... Türkiye seçim sath-ı mailine girerse, ortam ister istemez daha da gerginleşir ki, Türkiye bunu kaldıramaz...
Yani bu vasatta erken seçim, hiç düşünülmemesi gereken bir durumdur.
Daha açık ifade edeyim: Referandum bir bakıma Türkiye’deki siyasi ve ekonomik istikrarın oylanması anlamına geliyor...
Bu durumda öncelikle kendimize sormamız gereken soru şudur: “İstikrara evet mi, hayır mı?”
“Biz istikrar filan değil, sadece partimizin iktidar olmasını istiyoruz” diyenler, referandumda rahatlıkla “hayır” oyu kullanabilirler. Ama her anlamda istikrardan yana olanların “hayır” deme lüksü yoktur.
Ardından da şu soruları kendimize sormalıyız...
1) Türkiye’de Avrupa standartlarında bir demokrasinin olmasını istiyor muyuz?..
2) Türkiye, halkın seçtiği siyasi iktidarlar tarafından mı yönetilsin?..
3) İttihad-Terakki ahlâkından gelen sivil-asker bürokrasi devlet yönetiminden elini-eteğini çeksin mi?..
4) Ordu asli görevine dönsün, siyasete müdahale anlamına gelen girişimlerden uzak dursun, hâkimiyet gerçek anlamda Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve HSYK yerine milletin olsun mu?..
5) Darbe yapanlarla (yani milletin parasıyla alınan silahları milletin oylarıyla seçilen Meclis’e çevirip siyasetçileri idama, yahut sürgüne mahkûm edenler) çeşitli isimler (Balyoz, Kafes, Sarıkız gibi) altında darbe plânları hazırlayanlardan hesap sorulsun mu?..
6) Askerî Şûra kararları (ki, nice mazlum subay ve astsubay namaz kıldığı, eşi veya bir yakını başörtülü olduğu gerekçesiyle ordudan atılarak mağdur edilmiştir) birkaç generalin inisiyatifinden alınıp mahkeme denetimine verilsin mi?..
7) Avrupa’dan alınıp 1937’de Anayasa’ya dercedilen meşhur lâiklik, Avrupa normlarında uygulansın mı (yani lâiklik adına kimsenin dini-imanı, kılığı-kıyafeti, okulu-eğitimi sorgulanmasın, kimse bu yüzden cezalandırılmasın mı)?..
8) Başörtüsü yasağı gibi akla ziyan yasaklar kalksın, halk kıyafette ve siyasette özgürleşsin mi?..
9) 12 Eylül darbesi ve 28 Şubat müdahalesi başta olmak üzere tüm darbelerin izi artık silinsin, darbe dönemi temelli kapansın mı?..
10) Bu millet Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arnavut’u, Abhazası’yla özgürleşsin mi?..
11) Milletin siyasi tercihi tüm kurumlar tarafından baştâcı edilsin mi?..
Biliyorum: Anayasa’nın asıl giriş bölümü sakat... Çünkü halkın mutlaka yanlış seçim yapacağı varsayılarak oluşturulmuş... Tam tamına bir darbe mantığıyla yazılmış...
Binaenaleyh 82 Anayasası’nın giriş bölümü değişmedikçe, çok şeyin değişmeyeceğini biliyorum...
Fakat tümden değişikliğe de muhalefet karşı çıkmıştı.
Yapıla yapıla şimdilik ancak bu kadarı yapılabildi. Onu da Anayasa Mahkemesi kuşa çevirdi. Ancak gözden kaçırmamamız gereken bir olgu var: Bu bir “iyi niyet” adımıdır. Referandumda yeterince “evet” çıkarsa, buna bağlı olarak oluşacak yeni şartlar eşliğinde sıra tümden değişikliğe gelecek.
Bu aşamada iktidarın niyeti değil, bu kadarcık bir demokratikleşmeyi bile halkına çok gören muhalefetin niyeti sorgulanmalıdır.
Ben tabiî ki Anayasa değişikliğine “evet” diyorum.




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR