SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIK5 SORUKÜLTÜREMLAKFOTOVİDEO

Erbakan’ın hayatı Türkiye’nin demokrasi tarihidir

02.03.2011

Yavuz Bahadıroğlu

Erbakan’ın öldüğünü duyduğumda içimde bir şeyler cız etti... Siyasi hayatımız, renkli, duyarlı, hedef sahibi, üstelik hedefleri konusunda kararlı ve tutarlı bir kişiyi daha kaybetmişti.
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye geçirdim içimden.
Bir kere, benim gazetecilik hayatımla onun siyasi hayatı özdeş gibiydi...
O, 1970’te Milli Nizam Partisi’ni kurmaya hazırlanırken, ben gazeteciliğe adım atmaya hazırlanıyordum...
Milli Nizam Partisi, 12 Mart müdahalesini takip eden birkaç gün içinde alelacele kapatıldı (Nisan 1971). Aynı günlerde ben acemi adımlarla gazeteciliğe başladım...
Siyaset için de gazetecilik için de zor günlerdi... Demokrasinin ümüğü yine sıkılmış, askeri vesayet dönemi tekrar başlamıştı. Gelip geçecek ama delip geçecekti.
Onun partisi, benim ise gazetem kapatılmıştı. Üstelik Almanya’dan yazdığım bir yazı buna bahane gösterilmişti. O istediğini yapamıyor, ben düşündüğümü yazamıyordum.
İkimizin de demokrasiye ihtiyacı vardı: Ama Türkiye bir türlü demokrasisini “kalıcı” hale getiremiyordu. Bu yüzden Erbakan’ın kişisel tarihi, aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi tarihidir.
Erbakan, 11 Ekim 1972’de ikinci partisi Milli Selamet Partisi’ni kurduğunda, ben bir senelik gazeteci idim. Partisi 1973 seçimlerinde 51 parlamenterle TBMM’ye girmeyi başardı. Ardından Ecevit’in CHP’siyle koalisyon kurup Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı oldu.
Artık hükümet ortağı idi. Ancak projelerini hayata geçiremedi: CHP ve CHP’li basın gibi büyük engelleri vardı. Doğrusunu isterseniz bu durum benim hiç mi hiç içime sinmemişti. Zaten memlekette ne tüp, ne akaryakıt, ne margarin vardı: Temel ihtiyaç maddeleri piyasadan silinmiş, tam bir “yokluklar ve kuyruklar devri” başlamıştı.
Yokluklara dayanamayan halkın baskısıyla koalisyon 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra bozuldu. Koalisyonun büyük ortağı CHP, Genel Başkanı Ecevit’i çoktan “Kıbrıs fatihi” ilan etmiş, Erbakan’ın buna katkısını reddedip koalisyonu bozmuştu. Kıbrıs Harekâtı’nın rüzgârıyla tek başına iktidar olmayı plânlıyordu.
CHP umduğunu bulamayacak, Erbakan bu kez Demirel’in başkanlığında kurulan ve “Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti” adıyla anılan dörtlü koalisyonda Başbakan Yardımcılığı’nın yanı sıra Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini de üstlenecekti.
Ardından “İkinci Milliyetçi Cephe” hükümeti geldi... Nihayet 12 Eylül 1980 darbesi... Bu süreçte diğer siyasi partilerle birlikte Erbakan’ın partisi de kapatıldı... Erbakan için de benim için de yasaklı dönem tekrar başlamıştı. Ne o pes etti ne ben pes ettim.
Yasaklı döneminde, Erbakan Refah Partisi’ni kurdurdu. Siyasi yasağı kalkar kalkmaz da oybirliği ile Genel Başkanlığa seçildi (11 Ekim 1987).
28 Haziran 1996’da RP-DYP koalisyon hükümetini kurdu ve ilk kez başbakan oldu. 
Ardından eften püften bahanelerle 28 Şubat müdahalesi geldi: 21 Mayıs 1997’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisi’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve parti Ocak 1998’de kapatıldı. 
Erbakan’a beş yıl süre ile siyasi yasak getirildi. Beş yıllık siyasi yasağı Şubat 2003’te sona eren Erbakan, 11 Mayıs 2003’te Saadet Partisi Birinci Olağan Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlığa seçildi. Ancak bu kez de bölünmeler başladı... Erbakan’ın yetiştirdiği kadronun bir bölümü Saadet Partisi’nden ayrılarak Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdu...
Nihayet Erbakan aktif siyaseti bırakıp genel başkanlığı Numan Kurtulmuş’a devretti, ancak bu fazla uzun sürmedi: Tekrar aktif siyasete döndü, partinin genel başkanı oldu.
Yetiştirdiği insanlar tarafından bir şekilde terk edilmek, elbette ona büyük acılar yaşattı, ama yılmadı, yıkılmadı... Bir taraftan hastalıklarıyla uğraştı, bir taraftan siyasetle...
Seksen beş yaşına gelmişti ve artık yürümekte zorlanıyor, asansörle kürsüye çıkıyordu. Ama hâlâ vazgeçmiyordu. Bu tutumu çoğumuza ters gelse de, Erbakan’ın hayat boyu izlediği yola uygundu. Çünkü onun bir amacı vardı: Amacına yürüyordu. Amacı olan insanlar ölümüne yürür. Bu yüzden Erbakan’ın direnişi “kişisel ihtiras” olarak algılanmamalı, yadırganmamalı, saygıyla karşılanmalıdır.
Sonunda herkes ölecek. Önemli olan hayata yalnızca ayak izi bırakmak değil, ayrıca yüreklerde “yürek izi” de bırakmaktır. Erbakan yüreklerde iz bırakmıştır. 
Allah rahmet eylesin.




    YORUM YAZ

YORUMLAR

Hüseyin IŞIK / 29.06.2014 17:01:08
Büyük Tarihçimiz, Merhum hocamızı anlatırken tarihleri karıştırmış olacak ki CHP ile koalisyon zamanında yapılan işleri görememiştir... gene Refahyol döneminin başarılarına gözlerini kapatmış, ama söz AKP'ye yani amerikan menşeli siyasete gelince Hocamızın talebeleri diye akp'ye methu senalar dizmiştir. bu ara Hocasına ilk ihanet edenin bunlar olmadığını tarihte hiç görmemiştir her halde.... Erbakan abd'ci değildi, Erbakan Hristiyan klubünden yana hiç değildi, islam birliği diyordu....
Ali Kalender / 11.04.2013 23:53:21
ALLAH razı olsun kaleminize sağlık birazcıkta olsa hocamı anlattınız
Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR