SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKADÜNYAGÜNCELEKONOMİYAŞAMSPORÇEVİRİSAĞLIK5 SORUKÜLTÜREMLAKFOTOVİDEO

Çocukluğumun ramazanları

12.08.2010

Yavuz Bahadıroğlu

Yıllar önce, eski notlarımı karıştırırken, elime geçen sarı yapraklı bir matematik defteri, “Çocuğun Ramazanı” isimli kitabımı yazmama vesile olmuştu…

 

 

Tuttuğum ilk orucun tüm heyecanını o deftere kaydetmiştim… Bir şeyler ararken elime geçen sarı yapraklı defterdeki notlardan fışkıran çocuksu heyecan, hızla kitaba dönüşmüştü…
Ve ortaya “Çocuğun Ramazanı” çıkmıştı.
Her ramazanın kendi şartları içinde güzel yaşandığının farkındayım. En iyi ramazanın henüz yaşanmamış ramazan olduğunun da bilincindeyim. Çünkü yaşanmamış ramazan, en iyi biçimde yaşanabilecek ramazandır. Yaşananlar zaten yaşanmış, o defter çoktan kapanmıştır…
Binaenaleyh, “Ah nerede o eski ramazanlar” şeklinde hayıflanmaya ve yaşanmakta olan ramazanı küçümsemeye hiç gerek yoktur…
Yine de çocukluğumun ramazanlarından geriye sınırsız bir coşku kaldığını söyleyebilirim…
Çünkü çocukluk yılları her şeyin farklı algılandığı yıllardır…
Her şey daha yalın, daha duru, daha temiz, daha coşkuludur çocuklukta.
Galiba bu yüzden çocukluğumun ramazanlarından geriye sınırsız bir coşku kaldı.
O coşkuyu hâlâ hissederim.
Hatırlıyorum: Ramazan yaklaşırken, içimiz içimize sığmaz olur, evdeki hummalı faaliyet müthiş bir keyif verirdi…
Önce ev köşe-bucak temizlenir, bir ay süreyle misafir edilecek olan “On bir ayın Sultanı”nı ağırlamaya hazırlanırdı.
Ardından hamurlar karılır, yufkalar açılır, makarnalar kesilirdi…
Sonra da kadın-erkek topluca camie gidilir, imamın önderliğinde “Tövbe-i Nasuh üzre” tövbe edilirdi.
İnsanımız, ramazana hazırlık aşamasında, evini temizlemekle kalmaz, ruhunu da temizler ve arındırırdı.
Bütün bunlar biz çocuklar için doyumsuz bir keyifti. Çok eğlenir, bir dahaki ramazanı dört gözle beklerdik.
Vakıa teravihlerde biraz yaramazlanırdık. Bu yüzden büyüklerimiz tarafından azarlandığımız da olurdu. Ama teravihin çocuksu ruhumuzu okşayan ritmi, arada bir azarlanmaya değerdi (Ne olur, teravihlerde hafiften yaramazlanan çocukları azarlamayın sevgili büyükler).
Ramazan öncesinin o tatlı telaşı ile diğer seremonileri olmasaydı, bilmem oruç ve teravih alışkanlığı kazanabilir, ramazanın tadını çıkarabilir miydik?
Kısacası, ramazan-ı mübareği coşkuyla karşılama geleneği, çocukluğumun en güzel anılarından birini oluşturur.
O gün bugündür, zihnimde ramazan bir coşku olarak kaldı. Her ramazan öncesinde hâlâ o çocuksu coşkuyu ve ramazan sevincini içimde hissederim.
Gerçi benim çocukluk yıllarımda medya (o zamanki deyişle matbuat) ramazana pek aldırmazdı…
Şimdiki gibi ramazan ekleri vermez, ramazan yazıları çıkmazdı…
Hele 950 öncesinde dini hayat tamamen “yok”luğa mahkûm edilmişti. Ramazanda ramazan gelmemiş gibi yapılırdı.
Gerçi o zaman da Diyanet İşleri Başkanlığı vardı...
Diyanet İşleri Başkanı (Diyanet Reisi denirdi) vardı...
Televizyon yoktu, ama radyo ve gazeteler vardı...
Arşiv çalışması yaptığım sırada, 1940’ların bir gazetesinde, ramazan haberi iç sayfalarda tek sütuna âdeta kaybedilmişti. Düpedüz geçiştirilmişti.
Haberin başlığı ise şöyle bir şeydi:
“Yarın Müslümanların oruç ayı başlıyor.”
Sanki bu ülkede Müslümanlar azınlıktaydı ve lütfedilip haber veriliyordu!
Köşe yazılarına göz attığımda, bazılarının ramazanı alaya aldığını görmüş, bir yazarın “Ramazandan can havliyle çıktık” diye başlayan bayram yazısını ibretle okurken, kendimi çok kötü hissetmiştim…
Gazeteler, “ramazan köşesi” hazırlamak, hele hele “ramazan ilavesi” vermek şöyle dursun, ramazandan olumlu birkaç cümle ile dahi bahsetmezlerdi…
Radyo “İnanç Dünyası” kabilinden programlar yapmaz, hatta o muhtevanın zıddına giderdi.
Halkın irade ve ısrarıyla bu da değişti. Nihayet medyaya ve siyasete de ramazan geldi.
Alınan mesafeyi küçümsememek ve ramazanı bütün getirileriyle keyfe dönüştürmek lâzım…
Tekrar mübarek olsun, efendim.






    YORUM YAZ

YORUMLAR

Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
TİMETÜRK SON HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR