İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Bugünkü Libya
ybahadiroglu@vakit.com.tr
26.02.2011




Osmanlı Devleti ile İtalya arasında Trablusgarp Savaşı (1911-1912) sürerken, İngiltere’nin kışkırtması sonucu Balkanlar alevlendi...
Karadağ isyan etti...
Böylece Birinci Balkan Savaşı başladı.
Osmanlı Devleti çaresiz İtalya ile barışa razı oldu.
15 Ekim 1912’de İsviçre’nin Ouchy (Uşi) kentinde imzalanan anlaşma ile Trablusgarp elimizden gitti.
Anlaşmaya göre, Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi’deki kuvvetlerini çekecek ve buraları İtalya’ya bırakacaktı...
Karşılık olarak Trablusgarp’taki Müslümanların her türlü hakkı korunacak, İtalya Krallığı, On İki Ada’yı Osmanlı Devleti’ne geri verecekti.
Ne var ki, İtalya, taahhüdünde durmadı. Bir süre sonra da Adaları ilhak ettiğini açıkladı.
Osmanlı itiraz ediyor, dünyayı bu haksızlık karşısında harekete geçirmek için çabalıyor, fakat hiçbir sonuç alamıyordu.
Avrupa’nın güçlü önderleri lâf-u güzafla vaziyeti idare ediyorlar, hatta bu haksızlığın bedelini Osmanlı Devleti’ne ödetmeye çalışıyorlardı.
Neden sonra, II. Dünya Savaşı sırasında On İki Ada, Almanya tarafından işgal edildi. Yenileceğini anladığı sırada ise On İki Ada’yı, belki bir taktik, belki de “armağan” olarak Türkiye’ye teklif etti, ancak İsmet Paşa Türkiye’si “Ne kimseden bir karış toprak isterim, ne de kimseye bir karış toprak veririm” diyerek teklifi geri çevirdi.
Özetle Osmanlı Devleti, Trablusgarp Savaşı sonunda, Kuzey Afrika’daki son kalesini kaptırmakla kalmadı, On İki Ada’yı da kaybetti.
İtalya ülkenin (Trablusgarp=Libya) tamamını sömürgeye dönüştürüp acımasızca sömürmeye başladı...
Halkı sözün tam anlamıyla köleleştirdi.
Halkı baskı ve zulüm ile sindirmişti. Nefes aldırmıyor, iki kişi bir araya gelemiyordu.
Sonuçta halkın sabrı taştı. İtalyan sömürgeciliğine karşı Ömer Muhtar’ın önderliğinde bayrak açıldı.
Bu hareket önemli başarılar kazandı, ancak direnişin lideri Ömer Muhtar yakalanıp idam edilince sekteye uğradı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Fransa ve İngiltere’ye bırakıldı.
İtalya’dan ne arttıysa İngiltere ile Fransa bölüştüler...
Nihayet konu Birleşmiş Milletler’e aksetti.
Uzun görüşme ve tartışmalardan sonra, BM, 1949’da Libya’nın bağımsızlaştırılması kararını verdi (Libya, Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsızlığa kavuşan ilk ülkedir).
Bu görüşmelerde Libya’yı, 1920’lerden beri İtalyanlarla mücadele eden, bu yüzden Mısır’da sürgünde yaşamak zorunda kalan Şeyh İdris temsil etti.
1951’de Libya’nın bağımsızlığı onaylandı ve Şeyh İdris Kral ilân edildi.
Libya 1969 yılına böyle geldi...
1969’da ordunun genç subaylarından Albay Kaddafi bir grup subayla birlikte gerçekleştirdiği askeri darbe ile Kral İdris’i devirip iktidarı ele geçirdi.
Böylece monarşi sona erdi ve Libya Halk Sosyalist Cemahiriyesi kuruldu.
Kaddafi, “Üçüncü Evrensel Teori” dediği, Sosyalizm ve İslâm karışımı akla ziyan bir diktatörlük kurdu.
O kadar acımasızdır ki, kendi halkını bombalamaktan perva etmemektedir.
Tam bir dengesizlik numunesi...
Adı “Seyf-ül İslâm” (İslâmın kılıcı) olan oğlu da kendisine çekmiş olmalı ki, “Libya’yı Türkiye ve İtalya’ya terk etmeyeceğiz” şeklinde yâveliyor.
Fethettiği bölgeleri “inşa” ve “ihya” eden Osmanlı ile sömürüp “imha” eden İtalya’yı aynı kefeye koymak bile hastalıklı zihni hakkında bir fikir verebilir.
Daha önce de yazdığım gibi, İslâm âlemi yeni bir bahar bekliyor.
Ve tarih Osmanlı’nın mirasçısı olan Türkiye’ye İslâm âlemini derleyip toparlamak gibi tarihi bir misyon yüklüyor.
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook