Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.24
  • EURO 2.87
  • ALTIN 87,82

Birlikteliğin püf noktaları

Yavuz Bahadıroğlu

Allah isteseydi sadece erkekleri yaratabilirdi… Ya da sadece kadınları…

Hz. İsa gibi, hepimiz tek kişiden dünyaya gelebilirdik…
Ama öyle yapmadı: Bir erkek ve bir kadın yarattı önce…
Erkeğe “Âdem” dedi, kadına “Havva”…
Her erkekte biraz Âdem, her kadında biraz Havva var!
“Doğru insan” (çocuk) yetiştirmenin yolu, bu ikilinin imtizacından (uyum içinde yaşamalarından) geçer…
Birinden birinin görevi aksatması demek, çocuğun eksik yetişmesi demektir.
Anne görevini aksatırsa, çocuk duygusallığı, şefkati, derin sevmeyi, benimsemeyi, sahiplenmeyi; baba aksatırsa görevini, çocuk mantıklı olmayı, kararlı olmayı, sabırlı olmayı, gerektiği zaman kendini ortaya atmayı, hedefine ulaşma konusunda risk almayı öğrenemez.
Şu bir gerçek ki, anne-babalık sürecinde yapılan hatalar ve yanlışlar tümüyle çocuklara da geçer. Bunu en aza indirmenin yolu ise, anne-babanın (kadının ve erkeğin) uyum içinde yaşamalarıdır.
Peki, bu konuda ne yapmak gerekiyor?..

1. Birbirinizi sorgusuz sualsiz sevin (Sevgi yoksa hiçbir şey yok demektir)…
2. Eşinizin yalnız dudaklarıyla söylediklerini değil, gözleri, hatta yüreğiyle söylediklerini de dinleyin. (Seslendirilemeyen derin arzu ve isteklerin de keşfi)…
3. Evlilik bağı gibi kutsal ve güzel bir bağla birbirinize bağlı olsanız da bilin ki, siz farklı insanlarsınız. Bazı konuları farklı değerlendirebilir, farklı düşünebilirsiniz. Farkların oluştuğu yerde zıtlaşma ve inatlaşma yerine karşılıklı anlayışı esas alın. İhtilâflarınızı geriye çekip zamana yayın. Onlar ortak bir buluşma noktasına gelinceye kadar birlik unsurlarınızı öne çıkarın. Zıtlıklarınızı konuşacağınıza, özellikle evliliğin ilk yıllarında paylaştığınız değerleri konuşun.
4. Sevincinizi ve mutluluk kaynaklarınızı önce eşinizle paylaşın. Kendisine çok değer verdiğiniz için bu konuyu öncelikle ona açtığınızı söyleyin. Ancak diyalogunuz sevincinizle sınırlı kalmasın: Mutsuzluklarınızı, hayal kırıklıklarınızı, dertlerinizi, öfkelerinizi de eşinizle paylaşmaktan çekinmeyin. Ama bunu abartmadan, eşinizi suçlamadan, sabrını taşırmadan, bir de şikâyete süreklilik katmadan (her gün şikâyet çekilmez) yapmaya çalışın.
Tabiî dert döktüğünüzde, dert dinlemeye de hazır olun. Çünkü problemler, sıkıntılar tek taraflı değildir; mutlaka eşinizin de bazı problemleri, dertleri vardır, o da dertlerini sizinle paylaşmak isteyecektir.
5. Birbirinizin bekârlıktan kalma bazı alışkanlıklarına (arada bir eski arkadaşlarıyla buluşmak, ya da anneciğinin yemeklerini özlemek gibi) saygı gösterin. Ama sorumluluklarını da hatırlatın.
6. Birbirinizin merakıyla (erkeklerin futbol, kadınların pembe dizi merakı gibi) alay etmeyin, birbirinizin merakını sorgulamayın, hele de asla yargılamayın. Meraklarınızı karşılıklı anlamaya, hatta zaman içinde paylaşmaya, en azından birbirinizin merakına biraz olsun katlanmaya çalışın.
7. Birbirinizden bağımsız olarak yapabileceğiniz bir şeyleriniz olsun (yazmak, tamir etmek, oya yapmak, bahçe ile uğraşmak, bir dernekte, ya da vakıfta aktif görev almak gibi)…
Bağımsız küçük meşguliyetler insanı diri tutar, kendine güveni arttırır, "Ben birey olarak da varım ve çok değerliyim, kendim üretebilir, kendime yetebilirim" düşüncesinde insan moral bulur.
8. Merak etmeyin, her tartışma, her kavga boşanmayla sonuçlanmaz. Bu bakımdan, tartıştığınızda kesinlikle paniklemeyin.
Ortam ne kadar sertleşirse sertleşsin kendinizi öfkenize kaptırmayın. Kavganın her aşamasında mantıklı olun, maksadı aşan ifadeler kullanmayın. Kavga sırasında bile eşinize saygınızı, sevginizi gösterecek jestler yapın.
9. Üçüncü şahıslarla (özellikle eşinizin arkadaş çevresiyle) konuşurken sakın eşinizi şikâyet anlamına gelebilecek cümleler kullanmayın. Bunun yerine eşinizi övün, yüceltin, kusurlarını değil, meziyetlerini anlatın. Nasılsa söyledikleriniz eşinizin kulağına gidecek, bu da sizi daha çok sevmesine ve aynı şekilde üçüncü şahıslara övmesine sebep olacaktır.
10. Evliliğinize ilişkin problemlerinize kimseyi ortak etmeyin. Buna ailelerinizi bile karıştırmayın. Birbirinizi en iyi siz tanıyorsunuz, bu itibarla en iyi çözüm sizdedir. Problemlerinizi baş başa vererek çözün.
11. Başınız sıkıştığı anda ailelerinize koşmak yerine, onların varlığından güç alıp eşinizle birlikte kendi çözümünüzü üretin. Aileler son çare olarak görülmeli. (Her sıkışmada onlara giderseniz, onları git gide size daha çok karışmaya yönlendirmiş olursunuz ki, böylece yeni kurulmuş ailelerin en büyük sıkıntılarından birini ellerinizle hazırlamış olursunuz.)
12. Eşinizin bazı davranışlarından hoşlanmıyorsanız, bunu surat asarak, hırçınlaşarak anlatmaya kalkışmayın. Ondan ne beklediğinizi, nasıl davranmasını istediğinizi açıkça söylerseniz en azından nasıl olması gerektiğini anlar. Ona göre yeni bir tavır belirler. Eşler birbirlerinin bu kabil arzu ve isteklerini müsamaha (hoşgörü de diyebiliriz) ile karşılamalı, yersiz direnişlere, inatlaşmalara girmemelidir.
13. İnat yuvayı yıkan tahrip kalıbıdır; inatlaşma yerine uzlaşmayı seçin.
Bir deneyin bakalım, belki maya tutar!

  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN
Osman Atalay › Hükümet ve Sivil Toplum buluşması
Cemal Toptancı › Yeni Türkiye: Kendini yöneten Türkiye'dir
Adil Gülmez › Müfredat seçme hakkı verilsin
Elvan Alkaya › Topuklu Rezalet
Oğuz Düzgün › Türkiye'nin küresel adalet misyonu
Orhan Hikmet Azizoğlu › Türkiye'nin 81 yıllık demokrasi tecrübesinde 4 Cumhuriyet - 2. Cumhuriyet-
Ali Öner › Hak ve adalet yoksunu dindar nesil ya da İmam Hatip Okulları'nda ne yapılıyor
YAZARLAR