İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Kudüs Davası Nereye Gidiyor?
Düstur
22.03.2010





Uzun senelerden beri özellikle 67’de işgal edilmesinden bu yana Doğu Kudüs, İsrail ile özellikle zengin ve büyük ülkelerdeki Siyonist hareketler için stratejik ve hatta dinsel bilinçte hassasiyet ve çok önemli bir yer işgal ediyor. Bunu, Mescid-i Aksa’ya paralel bölgede dün açılmış olması gereken Sinagog nedeniyle dile getiriyoruz.

Burada mesele basit bir toprak meselesiyle değil bilakis Yahudilerin bilincinde kutsal bir yer işgal eden bir toprak parçasıyla alakalıdır. Bu durum, barış ya da Filistin’in bir kısmını elde etme fırsatıyla Arapların ihmal teorisinin düştüğü zayıflığın boyutunu gösteriyor. Aynı durum taksim kararını ihmalde de söz konusudur. Zira Yahudiler, her ne kadar başka toprak parçaları ya da barış, güvenlik ve Arap ülkeleriyle ilişkileri normalleştirme gibi siyasi avantajlar verilse de Kudüs’ten yani kadim şehirden feragat edecekleri hiçbir kararı kabul etmemişlerdir.

Ben Gurion’un teorisi “Kudüssüz İsrail’in, heykelsiz Kudüs’ün anlamı yoktur” sözü üzerine kuruluysa projenin babaları ve sembolleri de bir gün bile bu teoriden feragat etmemişlerdir. Kudüs üzerine yapılan pazarlıklar hakkında konuşmak safsatadan öteye geçmez.

Burada 2000 yılı yazı Camp David müzakerelerinin başarısız olmasına sebep olan şeyin ne yüzölçümü, ne toprak ne de egemenlik meselesi olmadığını hatırlatıyoruz. Yaser Arafat onlarla bu konuların hepsi üzerinde anlaşabilirdi. Bu müzakereleri sonuçsuz kılan, Kudüs davasıdır. Zira İsrailliler işgalden sonra şehre dâhil edilen, yani kadim şehre paralel Arap mahalleleri olarak da bilinen bölgeler dışında hiçbir yeri vermeyi kabul etmedi. Kudüs ve özellikle Aksa’nın ve Kubbetü’s Sahra’nın bulunduğu kutsal alan üzerinde pazarlık yapmadılar.

Siyonistler bu toprak parçasında kayda değer hiçbir feragatte bulunmadılar. Aksa’nın üst kısmından bir kısmını talep ettiler, aşağı kısma egemen olmayı istediler. Bu istek, Aksa’nın tamamından ya da sözde heykelin bulunması durumunda bazı kısımlarından kurtulma hakkını koruma ya da bir şey bulma iddiasıyla bu iş için bir çıkış bulma anlamına geliyor.

İş sadece, 67 işgalinden beri saldırmaya devam ettikleri ve ayak bastıkları yer haline gelen Aksa’yla alakalı değil. Bilakis o dönemden beri çok çirkin ve aynı anda çok titiz ve planlı istilalara maruz kalan şehrin tamamıyla alakalıdır. Zira şehir aşamalı olarak Yahudilerin lehine Arap yerlileri kaybetmeye devam ediyor, bu durum o tarihten beri bir an bile durmamıştır. Bu görevin büyüğünü büyük kuruluşlar ve çok sayıda zengin Yahudi üstlenmiştir. Bunlara ek olarak, yerleşimciler şehirde kanser gibi ürerken kendi evinde bir oda bile inşa edemeyen Kudüslüleri hedef alan çirkin göçe zorlama politikaları uygulanmıştır.

Bu satırlar ne işgalcilerin senelerdir takip ettikleri politikaların, ne de evlerle ve nüfusla alakalı rakamların incelemesini üstlenmiştir. Bunlar genellikle internet sitelerinde bilgi sahibi olmak isteyenlere sunuluyor. Biz ise bunlara sadece işaret ediyoruz. Arap ve Filistin resmi konumunu kınamak için değil aksine milletimizin durmaksızın kovaladığı “düş” hakkında konuşmak için. Akl-ı selim insanlar, hiçbir İsrail hükümetinin doğu Kudüs dosyasında gerçek bir taviz verilmediği sürece Filistin tarafıyla bir çözüm anlaşması imzalama cesaretini göstermeyeceğini anlarlar. Ramallah yönetimiyle Olmert hükümeti arasında geçenler bunun kanıtıdır. Yahudilerin Kudüs’teki yerleşim faaliyetlerini bir süreliğine bile olsa dondurmayı reddetmedeki inatçılığı bunu doğruluyor.

Yahudiler bu dosyada makul bir tavizde bulunmuş olsalardı Filistin tarafının sunmak için hazır olduğunu gösterdiği tavizlerden -ki bunlar arasında toprak takası altında Batı Şeria’da yerleşim birimlerini muhafaza etmek, dönüş hakkı ve tam egemenlik konularında verilecek tavizler de yer alıyordu- sonra müzakere haftalarca sürmezdi.

Kudüs dosyası ve Yahudilerin buna karşı takındıkları genel tutum bu düşmanla -velev ki milletimizden bazı kişiler kabul edilemez şeyleri kabul edecek olsun- çözüme varmanın imkânsız olduğunu kanıtlamaktadır. Yani müzakere projesi, işgalcinin başka dilden anlamadığı direniş projesini silerek daha fazla yerleşim ve Yahudileştirme için kılıf olmaktan öteye geçmez.

Yasir El ZEATİRE'nin Dustur Gazetesinde 16.03.2010 tarihinde yayınlanan bu analiz, Gülşen Topçu tarafından tercüme edildi.
Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook