![]() |
Türkiye’deki AKP deneyimine kendi özel şartları içinde olumlu bakıyorum, ancak bu deneyimin bazı İslamcılar tarafından başka ülkelere genelleştirilmesi meselesi tartışılması gereken bir paradoks. Türk deneyimiyle Arap dünyasındaki İslamcı hareketler arasında, Türk deneyiminin eski liderlerinin devlete ve topluma İslami referansın yeniden kazandırılması çağrısı yapan İslami bir cemaatten gelmesi dışında benzerlik noktası bulunmuyor. Ne rejimin yapısı açısından, ne de uzun yıllar boyunca zorlama laikleşmeye maruz kalan toplumun yapısı açısından herhangi bir benzerlik söz konusu değil.
Acaba Türkiye'deki gibi bir siyaset ve seçim sisteminin bulunduğu tek bir Arap ülkesi var mı? Yani kimliği ne olursa olsun bir muhalefet partisinin seçimleri kazanmasına ve gerçek içeriğiyle iktidarı teslim almasına izin verebilen bir Arap ülkesi var mı? Bu sorunun yanıtı kocaman bir ‘hayır’. Dolayısıyla İslamcı hareketlerin AKP’yi örnek almak için verecekleri ödünler onları iktidara taşımayacaktır.
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan kendi ağzıyla İslamcı olmadığını ifade etti ve bunu, ekonomik (Batı yapısıyla kapitalizm), toplumsal (Batılı anlamıyla bireysel özgürlük) ve siyasi (Batı’yla koalisyon, İbrani devletiyle güçlü askeri ve ekonomik ilişki) politikalarıyla da teyit etti. Acaba Arap İslamcılar bu deneyimi tekrarlamak istiyor mu? İşin aslı şu ki, Batı’nın İslamcılardan hoşnut olması için onların en önemli değişmezlerinden ödün vermesi gerekir. İslamcıların değişmezlerin başındaysa, bakış açıları ne olursa olsun şeriatın uygulanması geliyor. Dahası, İslamcıların İbrani devletini, Batı’ya bağımlılığı, Batı’nın çıkarlarını korumayı ve ardından ümmetin birlik ve uygarlık projesini unutmayı kabul etmeleri gerekiyor. Özetle Batının desteğini almak için Batı’ya bölgedeki ve dünyadaki çıkarlarını kendileri üzerinden gerçekleştirebileceğini ispatlamaları gerekiyor.
Bu noktadan hareketle şu soruyu sormak gerekiyor: Bahsi geçen İslamcı hareketler böyle bir konumda mı? Böyle bir konuma gelmeleri sahip oldukları halk desteğinin dağılması anlamına gelir. Halklar kimseye açık çek vermez; bir tarafın yanında yer almalarının nedeni o tarafın belli düşünceleridir. Halk bu İslamcı hareketleri bıraktığında kendisini ifade eden başka birilerini arayacak, kendisini temsil eden birilerini bulamayınca da hayal kırıklığına uğrayacaktır.
Türkiye birdenbire uyanmadı
Bazıları İslamcı hareketlerin bir labirentte olduğunu ve Erdoğan’dan önce hiçbir hedefi gerçekleştiremediğini
ifade ediyor. Bu tespit hatalı, zira İslamcıların tek hedefi iktidar. Erdoğan’ın elde ettiği başarı, kendisinden önce başkalarının İslami çalışma yolunda verdiği kurbanların sonucudur. Bu İslami uyanış kendiliğinden ortaya çıkmadı, bir çalışmanın ve büyük kurbanların ürünüydü.
Bütün bunlar ufkun tamamen kapalı olduğu anlamına gelmez. Zira İslamcı hareketlerin, bir yandan Doğu Avrupa’da yaşandığı gibi barışçıl direniş üzerinden kapsamlı değişim düşüncesiyle iştigal ederken, diğer yandan bölgedeki Amerikan hegemonyasının bitmesine destek olan Filistin, Irak ve Afganistan direnişini destekleme ve dolayısıyla değişim için kullanılabilecek çok kutuplu bir uluslararası ortam yaratma imkânı var. Özetle, insanların eğilimlerini dikkate almayan her değişim programı umutsuzdur. Halkların zulüm ve dış küstahlıkla mücadele edenleri desteklediklerini hatırlatalım. (Ürdün gazetesi Düstur 26 Mart 2010) Radikal
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon