![]() |
Hatırlayalım demiştim bir önceki yazımda, bir gün varacağız ulu divana. O gün ki herkes için büyük gün, verilecek herkes için son karar. Sorulacak bir bir, zalime, mazluma, kalpsize, halden anlayana. Sorulacak, verdi mi olan olmayana…
Ben şimdiden soruyorum, verdi mi olan olmayana.
Soruyorum, aslında kim iyi, kim kötü.
Soruyorum, aslında kim cesur, kim korkak.
Soruyorum, aslında kim fedakâr, kim bencil.
Soruyorum, aslında kim haklı, kim haksız.
Soruyorum, aslında kimin hayatı meşru, kimin gayrimeşru.
Soruyorum, neden herkes iyi, herkes cesur, herkes fedakâr, herkes haklı, yok mu hiç haksız olan, kötü, korkak ve bencil…
Ya da neden herkes kötü, herkes korkak, herkes bencil, herkes haksız, yok mu hiç haklı olan, iyi, cesur ve fedakâr…
Yoksa ne korkaklık ne cesaret, ne bencillik ne fedakârlık, ne haklılık ne haksızlık söz konusu değil mi artık hiçbirimiz için.
Beynimizi de, kalbimizi de, hatta nefsimizi de kaybettik de, yalnızca içgüdülerimizle hareket eden ruhsuz, şuursuz kalabalıklar mıyız artık.
Neden hiç düşünmüyoruz, birbirimizi bir an önce neden boğazlamak istediğimizi, birbirimizden nasıl bu kadar nefret edebildiğimizi, birbirimize nasıl böyle zulmedebildiğimizi…
Neden hiç düşünmüyoruz, biz niçin yaratıldık, neden bu topraklardayız, neden bu zamanda, neden bu halde…
Kimin milletindeniz, var mı gerçekten bir devletimiz ve sahip miyiz devletimize…
Neden Türk veya Kürt olarak doğduk…
Neden bir gün öleceğiz, ölüm nedir, niçin var, hayat nedir, uçsuz bucaksız evrenin neresindeyiz, neden hiç düşünmüyoruz.
Ya açlıktan kokuyor nefesimiz ya tıka basa yemekten, neden.
Ya çalıyoruz herkesten ya çaldırıyoruz herkese, neden.
Neden birbirimizi anlayamıyoruz artık, neden birbirimiz için aşılmaz duvarlar olduk, neden birbirimizi duymuyoruz artık.
Dilimizi de, gönlümüzü de, hatta ismimizi de kaybettik de, yalnızca içgüdülerimizle hareket eden ruhsuz, şuursuz kalabalıklar mıyız artık.
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez âşık olduğumuzu…
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez bir zalime karşı durduğumuzu…
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez bir yoksulu, bir garibi doyurduğumuzu…
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez bir yetimin başını okşadığımızı…
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez yemyeşil çayırlardan, vadilerden, dağlara, ormanlara doğru özgürlüğe kanatlanmış rüzgârlar eşliğinde bir özgürlük savaşçısı gibi at koşturduğumuzu…
Hatırlayamaz mıyız bir zamanlar en azından bir kez bir dostla vedalaşmanın ardından sessizce uzun uzun ağladığımızı…
Kurudu mu yoksa gözpınarlarımız, unutuldu mu hepten devrimcinin şarkısı:
olan olmayana verecek deriz
halden anlayandır dostumuz her dem
her dem gözyaşıyla kıyam ederiz
aşktandır hırkamız postumuz her dem
alemden aleme aşkla gezeriz
yıkık gönülleri aşkla bezeriz
sürgünde zindanda hep ebuzeriz
aşk kokar başımız üstümüz her dem
zalimin ciğerin söker gideriz
boynumuzu hakka büker gideriz
kanımız aşk için döker gideriz
aşk için bir devrim kastımız her dem
öldükçe öldükçe diriliriz biz
yıldız olur göğe seriliriz biz
her dem aşka kurban veriliriz biz
aşk şerbeti dolu testimiz her dem
(“Ebuzeran” şiirinden 13. Bölüm)
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon