İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
İnsanlık vicdanının imtihan edildiği bir coğrafya
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Muharrem'de İstanbul kadınları
09.12.2010




 Muharrem, bizde hem yeni bir senenin başlangıcı olarak idrak edilir, hem de Kerbela’nın yas hatıralarını çağıran bir zaman dilimidir.  
Anneannem yaşasaydı, Yasin Cüz’ünü çantasına koyup, “Acem” ahbaplarını ziyarete giderdi, onlarla mevlit dinler, ağıtlarına, ilahilerine sessizce gözyaşı ile iştirak ederdi kuşkusuz. Altunizade’deki, Moda’daki, Fındıkzade’deki o eski “Acem” ahbaplar şimdi neredeler... Anneannemin ismi Zeynep’ti, kendisine sadece ismiyle hitap etmek bile “Acem” ahbaplarını ağlatmaya yetermiş, Muharrem günlerinde; “Zeynep caân...” deyip, düşer gözyaşı dökerlermiş, öyle söylerdi bizim Zeynep Hanım...

Bense bunun sebebini çok sonraları anlayacaktım. Kerbela Faciası ve Ehli Beyt’e yönelik o feci soykırım, Hz.Peygamber’in torunu ve aile efradının, iktidar heveslisi ve gözü dönmüş kişilerce katledilmesi nasıl da atlatılamayacak bir travmaya, yaraya dönüşmüştür vicdanlarımızda... Katliamdan geriye kalan Hz. Zeynep ise, hayatı boyunca yaşanan bu zulmü dile getirmiş, büyük bir hukuk mücadelesi vererek, bireysel acısının, toplumsal bir bilince dönüşmesini adeta vasiyet olarak kayda geçirmiştir...

Benim neslimin gündeminde Hz.Zeynep, hâlâ yaşamakta olan bir rol modeldir. Seksenlerin ikinci yarısından itibaren, başta İstanbul olmak üzere, dindar genç kadınların ve üniversitelilerin nazarında iki güçlü kadın portresi vardır: Hz. Fatıma ve Hz. Zeynep... Bu iki İslam kadınını, bilinç ve aksiyon olarak bizlere yeniden tanıtan isimler, Asiye Dilipak, Cihan Aktaş, Emine Şenlikoğlu, Bakiye Marangoz, Sabiha Ünlü, Süreyya Yüksel hemen ilk aklıma gelenler... Bu geleneği şimdilerde devam ettiren Yasemin Çoban ve Hüda Kaya’nın emekleri de kuşkusuz çok değerli...

Kerbela’yı salt taziye veyahut sadece hukuk mücadelesi olarak görmek, onun anlam sahrasını daraltır. Biz (seksen/doksan kuşağı), anneannelerimiz gibi sadece gözyaşından kurulu bir yas evini değil, bu yastan inşa edilecek bir bilinci işaret ettik çoğu kez. Hatta ağıtları, mevlitleri, Kerbela maktellerini ve taziye merasimlerini çoğu kez, naif ve bilinç yükseltimi amacından yoksun olarak, “gelenek” şeklinde niteledik. İnsanlar belirli zamanlarda içlerini boşaltıp, ağlıyorlar, sonra evlerine dönüp her şeyi unutuyorlardı, bu bir tür uyuşukluk, bir tür tembellik gibiydi ve bilinçsizce yapılan tekrarların, fikri inşada hiçbir katkısı yoktu neredeyse...

Bugün bu kadar keskin bir sosyolojiyle, gelenek ve bilinç şeklinde ikiye ayırarak bakamıyorum Kerbela’ya... Yani onu salt hareket bilinci, itiraz manivelası, muhalefetten müteşekkil bir teklikte görmüyorum... Onun geleneksel kısmı diyebileceğim, ağıtları, mevlitleri, maktelleri, gözyaşının sel olduğu seremonilerinin de en az bilinç yükseltimi tezleri kadar önemli ve güçlü olduğunu düşünüyorum...

Geçtiğimiz gün Yazarlar Birliği’nde, Edebiyat Mevsimi oturumlarında Necati Mert, Cemal Şakar, Melek Paşalı ile birlikte “Hikayeciliğimizi” konuştuk. Edebiyat güzeldir dedik peki ya vicdan ile ilişkisi nedir? Söz gelimi Fuzuli’yi şairler Sultanı kılan simya nedir? Onun mısraları, Kerbela’nın yas giysisini Leyla ve Mecnun’u yazarken bile bir an olsun sırtından çıkmış mıdır? Sanatın kaynağındaki veda, ayrılık, uzaklık, parçalanmışlık hissi, büyük bir şikayetten başka nedir?

Programın sonunda İstanbul hanımefendilerinden Nuran Sözen ile görüştük. Uçuk benzi, gözlerindeki melal ile Muharrem Orucunu tutuyordu. Onunla vedalaştıktan sonra, aklım hep onda kaldı. Anneannemin Muharreme saygısını, hürmetini, bir rüzgar gibi sürdüren bu zarif İstanbul Hanımefendisinde olup da, bizde olmayan neydi? Muharrem boyunca kısık sesle ve az konuşmaya riayet eden, mümkün mertebe uluorta su içmeyen, içtiğindeyse mahcubiyetle gırtlağı yanan, gece gündüz kederle gözyaşı döküp taziye adetlerini sürdüren İstanbul kadınları neredeler? Muharrem Orucunu tutan Nuran Sözen’i, İslami hareket içindeki emeği, fedakarlıkları ve çalışkanlığı yanı sıra, İstanbul’a has Muharrem adetlerini zerafetle sürdürüyor olması hasebiyle de örnek alıyorum. Hz. Zeyneb’i, anneannemi, gözyaşından billur saraylar inşa etmiş bütün büyük annelerimizi de hatırlayarak, ellerinden öpüyorum... 

Y.AKİT

Onaylı yorum bulunamadı.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook