Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.24
  • EURO 2.87
  • ALTIN 87,38

?CESUR VE ONURLU?: Ömer Faruk Yücel

Sibel Eraslan

Kimi sevdiysem Haziran'da kaybettim şu dünyada... Ömer Faruk'sa; çocuk olduğu için sanırım, hiç hesapta yoktu. Ama belli ki Hesap'ta imiş, Sahibi çağırır çağırmaz koştu gitti, yel gibi...

İnsanın arkadaşı gidince, kendisi ?bu yaka?da kalır mı sanırsınız? Arkadaşınız gidince, siz de gidiyorsunuz aslında. Hayat, ağır çekim, azar azar, gıdım gıdım taşınıyor insanın içinden. Her veda, bir ev taşınmasına dönüşüyor ve dünya evinizi, ölüm her el değdirdiğinde size, yavaş yavaş toparlayıp, göç dengine çeviriyorsunuz...
Toparlayacak ne de çok şeyim varmış diye şaşırıyor insan cenaze namazlarında... Sübhaneke'nin adeta hiç okumamaya özen gösterdiğimiz ?vecelle senayük?ünü okumaya gelince sıra, vedalaşmanın, helalleşmenin insanı şaşkına çeviren sınırına değdiriyorsunuz avuç içlerinizi... ?Vecelle Senayük? sıcak sımsıcak bir gözyaşı şelalesine dönüşüyor. Ve aslında tüm gidenleri hayatın, işte o çeşmede yıkanıyor... Sadece Ömer'i yıkamadık, kendimiz de yıkandık Hızır'ın abı hayatında... Uykudan uyandı arkadaşımız, hakiki hayata gözlerini açtı, buradan bakınca ölüm olan, oradan bakanlar için doğum oluyor sonsuzluğa...
Marmara İlahiyat Camii'nin kızıl beyaz kemerleri, Endülüs'ün Kurtuba'sını hatırlatır bana. Arkadaşlarımı kaybettiğimde hep böyle oluyor, her yer okyanus, her yer Kurtuba'ya kesiliyor... Kurtuba yetim çocuğu Doğuların... Kızıl beyaz mermerden kemerlerinin arasına, bir çocuğu daha alıyor: Ömer Faruk Yücel, işte bugün buradan yolculanıyor... Ben bu camide bu kadar çok genci bir arada görmedim daha evvel. Yani ünlülerden, kodamanlardan, zenginlerden, politikacılardan değil de gençlerden yanaydı saflar... Saf tutan genç çocuklara bakarken, sandım ki bir seriye fermanı çıkarmıştır eski ve saygıdeğer halifelerden birisi, sandım ki Hayber'e sefere çıkılacaktır birazdan, sandım ki erkek olup da safları yara yara öne doğru koşuversem, orada bulurum Mus'ab bin Umeyr'i, Begoviç'i ve Ahmet Yasin'i... Tüm sevip de ayrıldıklarım, Ömer Faruk'un o yeşil ve son elbisesine dercolunmuştur...
Eski alışkanlık işte: Oğlum hırkanı giy sırtına, oğlum kaşkolunu almayı unutma veya alnı çok terliydi damat olduğu gün, mendil bulamayınca elimle siliverdiğim alnını hatırlarcasına... ?Örtülerini düzeltin Ömer'in? diyorum. Üzerinde altın sırması ayetlerin işli olduğu o ağır örtüyü, sanki yakasını paçasını düzeltir gibi düzenliyorum. Ben işte şurada boylu boyunca yatan çocuğu, on yaşından beri tanıyorum. Ağzında kaşık, yumurtayı hiç düşürmeden giriştiği koşu yarışmalarını, siyah-beyaz Beşiktaş marka beresiyle kar topu oynadığı günleri, ?Bu Yaka? isminde çıkardığı gazeteyi, izdiham.com'u, cemaat.com'u, muhabirlik günlerini, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'ni, Gerçek Hayat Dergisi'ni... 25 yıllık o kısacık hayatın içine sığmış milyonlarca kristal parçacığını...
28 Şubat 1997'nin haki renkli tank paletlerinin altında çiğnenmiş ?gök ekinler?den birisiydi Ömer Faruk... İmam Hatiplerin çil yavrusu gibi dağıtıldığı o günlerde, okulunu bırakmayan/bırakamayan, bir avuç çocuktan sadece birisiydi... Yaşlarına, boylarına ve omuzlarına epey ağır gelecek bir yükü koymuştuk onların üstlerine. Ağrı Dağı'nı taşımaya namzet kanaryaları, bıçkın birer kartal'a dönüştürecekti kader...
Adam olmanın binbir türlü yolu vardır dünyada. Ama en sunturlusu, en zehirle pişmişi öyle zannediyorum ki; sırtını dayadığın yerden gelen duyarsızlıkla ilgilidir. İnsanı adam eder hor görülmenin içeriden gelen sesi. Bununla birlikte hiç kimse on defa ölmeyi başaramaz hayatta, öyleyse yaşasın deriz sırtımıza değen ilk kılıç darbesine. Yaşasın, çünkü hiç kimse on defa ölmeyecektir bundan sonrasında... Ölmeden evvel mezara zaten koyduğunuz bir gençlik için, daha sonrakilerin pek de korkutuculuğu yoktur aslında... Bu yüzden öfkeliydi hemen her satırı Ömer'in, bu yüzden şiirdi sözleri, bu yüzden ipeği kesen hançerdi harfleri... ?Cesur ve onurlu diyecekler/ Halbuki suskun ve kederliyim/ Korsanlardan kaptığım gürlek nara/ İşime yaramıyor? diyen genç tayfalardan biriydi...
Ne ki her şeye rağmen hayatın asil olan bir yüzü vardır. Bunu cenaze merasimi boyunca sağ elini tabuttan ayırmayan Hande Yücel isimli genç kadının kederli ama vakur yüzünden okuyorum. İyi ki aşk var dünyada, iyi ki arkadaşlık, iyi ki yoldaşlık, iyi ki üç kulhuvallah bir elham var diyor insan Hande'yi görünce. Lebaleb gençlerle dolu son cemaat mahalli ve dış hareme taşan kalabalığı görünce, ?inna lillahi ve inna ileyhi raciun? diye seslenesi, bağırası geliyor insanın... Allah için olan, Allah'a dönüyor işte... Bu görkemli hüzünle tırmanıyoruz Çengelköy sırtlarına... Şahiddi, şehitlerden say ya Rabbi diyerek onu Boğaz'a karşı dalgalanan albayrağın ayakuçlarına yatırıyoruz... Kur'an-ı Kerim'in azimli öğretmenlerinden annesi Cemile Yücel ile su döküyoruz alnına Ömer'in. Hande gelin son kez taşlarını düzeltiyor, yakalarını düzelttiği damadının. Genç arkadaşları dizlerine çöküverdikleri kabir taşlarında, vefayla okuyorlar musaflarını, Çengelköy'ün huzurlu sakinlerine...
Genç kalem ehli Ömer Faruk Yücel'e Hak'tan rahmet ve mağfiret diliyoruz. Dünyanın dört bir yanından yağan hatim yağmurları arasında onu Peygamberimizin (sav) yanına uğurluyoruz.

Vakit

  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN
Cemal Toptancı › Yeni Türkiye: Kendini yöneten Türkiye'dir
Adil Gülmez › Müfredat seçme hakkı verilsin
Elvan Alkaya › Topuklu Rezalet
Oğuz Düzgün › Türkiye'nin küresel adalet misyonu
Orhan Hikmet Azizoğlu › Türkiye'nin 81 yıllık demokrasi tecrübesinde 4 Cumhuriyet - 2. Cumhuriyet-
Ali Öner › Hak ve adalet yoksunu dindar nesil ya da İmam Hatip Okulları'nda ne yapılıyor
Mehmet A. Tepe › Yeni Türkiye ve Yeni İmam-Hatipler
YAZARLAR