![]() |
Taşıyıcısı toplum olmayan hiçbir hareket devrim değildir. Eğer toplum o hareketi başlattıysa, ve bu hareketin ardından siyasi kanallar yoluyla üstyapıda değişiklikler meydana geliyorsa, işte bu devrimdir ve Türkiye’de bu ilk defa gerçekleşiyor...”
2006’da Osman Can, İsviçre’de böyle konuşmuştu...”Türkiye Değişiyor” başlığında aktardığı bu anekdot, ilk okuyuşta kulağa hoş geliyor. Fakat son boykotlar çerçevesinde kilitlenmiş siyasete bakınca, Osman Can’ın ifade ettiği 1-toplumsal irade ve 2-buna uygun konuşlanan siyasi yapı etmenlerinin dışında, “başka güçlü” bir otoritenin varlığı da ortaya çıkıyor. Öyle ya, değişim adına halk talebi var, son seçimlerdeki güçlü katılım ve meclis tablosu, bunu açıkça ortaya koydu. Buna uygun yol almaya azimli siyasi irade, 12 Eylül referandumundan bu yana açıkça dile de getiriliyor. Peki öyleyse, niçin tıkandık? Bizi kuşatan “başka güç” kimdir, nedir?
İKİZLER; Ergenekon ve KCK...
Bosna Hersek’in ırkçı Sırp birlikleriyle kuşatılıp topa tutulduğu günlerde girmişti sözlük dünyamıza:”kusursuz çember”... Bizim bugün seçim sonrasındaki yeni demokratik anayasaya yönelik beklentilerimiz de, maalesef CHP ve BDP tarafından bu şekliyle kuşatılmış haldedir.
Biri darbe diğeri terör soruşturmalarıyla cereyan eden iki önemli dava; Ergenekon ve KCK süreçleri, karşılıklı birbirini dengeleyen unsurlar halinde, toplumsal iradeyi kusursuz bir çemberle kuşatmış durumdadır. Zaten 12 Eylül referandumundaki kısmi anayasal tadilatı bile ayak direyerek bloke etmeye çalışan güya birbirine zıt bu iki dava... Aslında birbirinin ikizi olduklarını, son boykot tavrıyla da pekiştirmişlerdir... Biri ülkenin bölünmez bütünlüğünden diğeriyse bölünüp parçalanmasından bahseden görünüşte zıt bu iki koro, Türkiye’de Değişim başlığı sözkonusu olduğunda birbirini gayet de pekiştiren çift sesli bir kanona dönüşmüş haldedir... Her ikisinin de orijininde yatan patetik “nefret” söylemine dikkatinizi çekmek isterim... Nefretten beslenen ve şiddetsiz büyüyemeyecek bu iki söylem, “vatanı sevmek” ile “vatanı bölmek” gibi iki karşıt atağı, halk iradesi ve siyasal yapı hilafına ve inatla sürdürüyorlar... İşin garibi, BDP üzerinden şiddetini arttıran nefret kreşendosu, tam karşıtı pozisyonda olan ulusalcı refleksi de tetikliyor... Sonuçta iki iyi anlaşan ortaklar gibi, hem kavgayı hem de parsayı toplamaya devam edeceklerini umuyorlar... Oysa halk iradesi;sıkıyönetimle terör arasında sıkışmak istemediğini bas bas bağırıyor. Daha ne yapsın?
TESEV’le başa dönmek...
Son TESEV raporu, bizi başladığımız yere getirdi farkında mısınız? Demokratik açılım konuşmaları boyunca Kürt meselesini, terör ve güvenlik meselesinden ayırt ederek konuşmanın önemine değinmişti konuşanların her biri... TESEV’se Kürt sorunundan önce PKK sorununa odaklanmayı teklif ediyor son oturumlarında... PKK, hem ulusal hem de Uluslar arası hukuk kriterlerince terör örgütü olan bir odak. Bu bağlamda IRA ve ETA örnekleri veriliyor, İngiltere ve İspanya örnekleri üzerinden, terör örgütüyle oturup anlaşmak önerisi getiriliyor. Terör bitecekse, niçin oturulup konuşulmasın... Lakin, bu konuşma terör örgütünün taleplerini boyun eğerek yerine getirmekse, bunun adı konuşmak olmaz. Aydınların gözden kaçırdığı bir başka durumsa İspanya’da da İngiltere’de de terörle mücadele eden ordunun, profesyonel oluşuyla ilgili. Oysa bizde, terörle mücadeleyi prpfesyonel ordu vermiyor, bizim çocuklarımızı evlerden alıp, dağa çatışmaya götürüyorlar. Bu yüzden biz terörü, Orduya yönelik değil, bizzat çocuklarımıza yönelik olarak algılıyoruz otuz yıllık savaşta... Savaş; Ordu ile PKK arasında değil, toplumla PKK arasında algılandığı içindir ki; hem masaya oturup konuşmanın katile boyun eğme gibi anlaşılması ihtimali yüksektir hem de demokratik özerklik gibi konuların kafadan “vatan satılıyor” nümayişiyle karşılanabileceği açıktır... Doğu için alınacak radikal her kararın, İç ve Batı’yı giderek daha müteyakkız hale getireceği ihtimalini de ayrıca düşünmek gerek.Bağımsızların özerklik talebi arttıkça, bu tip talebi olmayan Kürt nüfus da ciddi töhmet altında kalıyor. Aydınların masa başındaki terzileri andıran biçki deneyimlerinin, halktan kopuk olmaması elzemdir. PKK meselesi çözülmeden Kürt meselesi çözülmez diyen arkadaşlarımıza sormak lazım, yeniden olağanüstü hal bölgelerine,devlet güvenlik mahkemeli günlere mi dönelim?
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |


































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon