Mısır'da seçime itiraz
Mısır'da seçime itiraz
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Suriyeyi iyi anlamak
sebahattinarslan@timeturk.com
17.06.2011




Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu bir televizyon programında Suriye ve bölgedeki olayları değerlendirirken şu tespitlerde bulundu:
 
“Biz Ortadoğuda iki ilke üzerinde durduk:
1.Ortadoğu’da değişimin zamanı geldi. Bu değişimi yöneticiler görmeli ve tedbir almalı.
2. Bu değişimin en az kanla sonlanması sağlanmalı ( İki prensiple hareket ediyoruz dış politikada. ).
 
İki şey tavsiye ettik:
1.  Hemen reform yapın.
2.  Güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getirmeyin.
 
Ancak onlar güvenliği daha öne aldı. Önce güvenlik dediler. Bizim doksanlı yıllarda yaptığımız hataları yapmamalarını tavsiye ettik. Diyarbakır hapishanesi olayları önce güvenlik dendiği için bugün bu noktaya geldik.

Biz Suriyelilerin bu hataları işlememelerini isterdik.

Suriye’de reform dendiğinde önce ekonomik reformlar, güvelik reformları ve hukuki reformlar diye anlıyorlar. Siyasi reformları öne almıyorlar.Şayet ocak ayında reformlara ciddiyetle ve yavaş yavaş başlamış olsalardı şimdi çok daha fazla mesafe kat etmiş olurlardı. Şu anda reformlar yapılsa da şok etkisi oluşturacaktır.”

 
Evet, Ortadoğu’da değişim yirmi yıl önce olmalıydı. Bunu Batılılar İsrail’in selameti ve çıkarlarının gereği olarak yirmi yıl geciktirdiler. Şu anda da amacına ulaşmaması için kontrol altına almaya çalışıyorlar.

Yöneticiler neden bu kadar mukavemet etti?

Arkalarında Batılıların olduğundan emin oldular. Batılı danışmanlarının telkin ve tavsiyelerini dinlediler, istihbarat güçleri ile özel kuvvetlerinin her türlü kalkışmayı önleyecek güçte olduğunu düşündüler. Bun nedenle sonuna kadar mücadele yöntemini kullandılar, hala kullanıyorlar.

Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun söylediği “bu değişim en az kanla sonlanması sağlanmalı.” Tavsiyesinin tam tersi yapıldı Ortadoğu’da. Nedeni ise yukarıda saydıklarımla olayları derinliğine okuyamamaları.

Bu arada Türkiye’nin iki tavsiyesi olan;

1. “Hemen Reform yapın.
2.  Güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getirmeyin.” Sözü havada kalmış oldu. İlk iki prensibi ciddiye almayan ve işin vahametini kavrayamayanlar son iki tavsiyeyi elbette görmezlikten gelir.

Suriye hükümeti kendisini Selahattin Eyyubi Devleti'ne benzetmeye çalıştı. “Biz İsrail’e karşı savaşıyoruz, ülkemizi savunuyoruz vs. vs.” dedi. Suriye’yi ve Suriye yönetimini bilenler bunun palavra olduğunu çok iyi bilirler. Kendilerini halka karşı ayakta tutmaya çalışan, savunan, başka ülkelerin Truva atından daha fazlası olamayan bir zümre bunlar. Bugün bu Truva atının yok olup gideceğini görmeye başlayanlar da, başta Türkiye olmak üzere, önlerine gelen her ülkeyi suçluyorlar.

Hüsnü Mahalli'nin İran ve Hizbullah Uyarısı

Hüsnü Mahalli geçen CNN Türk televizyonunda önemli bir açıklamada bulunmuştu:
“İran ve Hizbullah asla Esad hükümetinin gitmesini istemeyecek. Ne pahasına olursa olsun buna karşı gelecektir.” Bunu dolaylı olarak üç aydan beri yazmaya çalıştım. Hüsnü Mahalli’nin bu açıklamasını hem Suriye’nin hem de İran’ın resmi açıklaması olarak görmek lazım. Hüsnü Mahalli’nin anlattıkları tespit değil, hakikat.

İran ne pahasına olursa olsun Suriye’yi ve cinayetlerini sonuna kadar savunacaktır. Bu savunma sadece diplomatik ve maddi bir yardım olarak kalmayacak, askeri olarak da Suriye’de bulunacaktır. Hüsnü Mahalli’nin ne pahasına olursa olsun sözünün altını çizmek gerekir. Evet İran’a ne pahasına olursa olsun.

Eğer Esad yönetimi katliamlarla Suriye’deki Müslümanlarla baş edemezse anlaşılan İran belki bizzat resmi olarak müdahale etmeye gerek duymadan Hizbullah’ı ve Irak’taki grupları devreye sokacak (Şu anda bunlar zaten Suriye’de). Bunlar başarılı olmazsa, kendi kuvvetlerini kaydıracak Suriye’ye.

İran’ın yapmadığı bir iş değil. Suriyeli Sünni Müslümanlar Hafız Esad rejimine karşı ayaklanmadan önce İran’a giderek Humeyni’den yardım almaya gitmişlerdi. Dönüşlerinde Hama, Humus yerle bir edildi. Esad rejimi İran tarafından uyarılmıştı. Bugün bunlar unutuldu gitti.

Türkiye’deki Müslümanların bir kesimi İran’ın özellikle devrimden sonra yeryüzündeki Müslümanların hamisi olarak gördüler. Çünkü adı İran İslam Cumhuriyeti’ydi. Oysa devrimden günümüze kadar İran’ın maalesef tek edindiği dert kendi yayılmacılığı ve yeryüzündeki Şiiler. Bunun için Hizbullah’ı Lübnan’da kurarken Lübnan’ın Sünni mukavemet güçleri yirmi yılda ayak oyunlarıyla tasfiye ettirildi. Aynı senaryo Irak’ta da gerçekleştirildi. Irak emniyetinde Sünnilerin yeri yok.

Oysa İran’a yakışan bütün Müslümanlara sahip çıkmak olmalıydı. Bu siyaset İran’ı küçültmez ve zayıflatmaz, bilakis daha da büyütür, güçlendirirdi. İran’ın bu yanlış siyasetiyle ilgili onlarca örnek vermek mümkündür. İran’ın Suriye halkını tamamen dışlayarak, yok sayarak ne pahasına olursa olsun Suriye yönetimine destek olması, kendisi hakkındaki bakış açısını değiştirecektir.

Gelecekte olabilecek mezhep kavgalarının önüne geçmek ve fitnelerden kaçınmak için bu konuları yazmak gerekir. Gözümüzü kapatarak, görmeyerek duymayarak bu meseleler azalmaz. Haberdar olduğumuzu söyleyerek bu olayların daha da büyümesini önlemeliyiz. Yeni nesle de olan bitenlerin arka planını anlatmak bize düşer.
 
İran, Hizbullah gibi başarılı bir şekilde Sünni ülkelere kantonlar oluşturmaya çalışıyor. Önümüzdeki beş on yılda bunlar Lübnan’daki Hizbullah gibi karşımıza çıkacaklardır. Bahreyn buna iyi bir örnektir. Bahreyn olaylarının iç yüzünü bilmeyenler, tarihi süreci araştırma zahmetinde bulunmayanlar, Basra Körfezi ile Fars Körfezinin arasındaki farkı bilmeyenler bu anlattıklarımı anlayamazlar.

Suriye Nusayri hükümeti bir taraftan reform yapmaya çalıştığını ilan ediyor, diğer taraftan Sünni halkı alenen katlediyor. Bir taraftan komşularını suçlayarak üstü örtülü tehditler savuruyor, diğer taraftan çok daha şiddetle halkın üzerine gidiyor. Bir taraftan askerlerini bizzat kendisi öldürüyor, diğer taraftan bunları halkın yaptığını ileri sürerek şehirleri kasabaları tanklarla, ağır silahlarla havadan ve karadan kuşatarak bombalıyor. Bir taraftan Nusayri askerler tutukladıkları mazlum insanların gözlerini çıkarıp öldürüyor diğer taraftan aileleri aranarak bunu Mossad’ın yaptığını söylüyor. Bir taraftan kanunları değiştirdik, reformlar yapmaya başladık, halk daha özgür olacak diyor, diğer taraftan şehir meydanlarında İsrail’in yaptığı gibi halktan rast gele insanların elleri arkalarında bağlı, yere yüzü koyun yatırılmış, askerler postallarıyla bu insanların sırtına, başına basarak “ özgürlük istiyorsunuz ha, alın size özgürlük diyerek eze eze öldürüyor.”

Timeturk’tan 16.06.2011’de Uygar Aktaş’ın kaleme aldığı “Nusayri Devleti ve Müslümanların Izdırabı” adlı makaleyi Nusayrilerin ve şimdiki hükümetin iç yüzünü anlamak için tavsiye ediyorum. Ben de bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alacaktım. Ancak yazarın bu güzel yazısını görünce gerek duymadım. Nusayriler, Hafız Esad’ı, ilah olarak kabul ettikleri ( haşa ) HZ. Ali’nin bedene bürünmüş hali olarak görüyorlardı Kendilerini gizlemek için takiyyeyi iman esaslarından görürler. Şu anda aynı Nusayriler oğul Beşşar Esad’ı öyle görüyorlar. Bu rejimin halkıyla barışacağı sözü bir laftan öteye gitmez. Çünkü halkı insan olarak görmüyorlar. Kendi mezhepleri dışındakileri insan olarak görmedikleri yarım asırdır halka çektirdikleri ile gösterdiler. Sonra reformlar yapılarak seçimlere gidilmesi zaten mümkün değil. Adamlar ilah olarak gördükleri biri varken, daha üstün birini mi seçeceklerini bekleyeceğiz?

Bunların hepsini İranlılar bildiği halde, maslahatları icabı kerhen de olsa 1973’te bu fırka-i daalleyi Şia’nın bir kolu olarak kabul ettiler. Oysa Şii uleması önceki asırlarda bunları Müslüman olarak kabul etmemişti.
Sorumluluğumuzu yerine getirme adına ilgili her kesimden insanlara hatırlatma ve uyarıda bulunmak istiyorum. Biz yeni bir Irak istemiyoruz. Şu anda Suriye’de Sünnilere yönelik bir kıyım var. Unutmayalım, Irak’ta Sünnilerin beyin takımı öldürüldü. Alimleri öldürüldü, çok sayıda imamları öldürüldü, öğretim görevlileri öldürüldü, düşünürleri öldürüldü, tıp doktorları öldürüldü, mühendisleri öldürüldü, gazetecileri öldürüldü, silah üretebilecek bilgiye sahip teknik elemanlar öldürüldü. Bir milletin kurumsal hafızası, bütün birikimleri olan bu beyinler planlı, belli bir amaç doğrultusunda, tek tek öldürüldü. Bunları çoğaltmak mümkündür. Bunları kimlerin öldürdüğünü ve öldürttüğünü artık bilmeyen kalmadı. Suriye’de de aynı durum başladı. Korkarım önü alınmazsa, Suriye halkı ümmi bir topluluk haline gelinceye kadar ölümler devam edecektir.
 
Bu katliamlar devam ederken İran resmi televizyonu ve Hizbullah’ın yayın organları, yorumcuları, stratejistleri ile Suriye olaylarının arkasındaki güçleri aramakla meşguller. Lübnan, Ürdün ve Türkiye’den çok sayıda silahın Suriye’ye sokulduğunun propagandasını yapıyorlar. Belki bu yorumlar on yıl önce olsaydı, millet arkasından giderdi. Ancak İran kendi halkını bile inandırmaktan uzak.

Pres TV’de çıkan başka bir haberde Türkiye için şunlara yer verilmiş: “Türkiye'nin Suriye'ye karşı yürüttüğü iftira kampanyası, Arap medyasının Şam yönetiminin imajını yıpratmaya yönelik propaganda çalışmalarından çok daha kötü" denildi. Türkiye'de bazı medya organlarının, sivillere ateş açmayı reddeden Suriye askerlerinin komutanları tarafından öldürüldüğünü iddia ettiğini belirten Press TV, Ortadoğulu bazı siyasi gözlemcilerin Türkiye'nin Suriye'de ikili oynadığına dair yorumlar yaptığını yazdı.

Suriye’de katliam yapılırken, bu katliamların durdurulması için olağanüstü gayret sarfeden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve bu katliamlara değinen yazarlar, İran ve Hizbullah tarafından suçlanıyor. Peki önerileri ne? Önerileri Suriye’nin Hafız Esad dönemine yeniden geri dönmesi.

İran’da Suriye’nin zulmünü gören bunları yalanlayan üst düzey yetkililer de var. Bunlardan İran Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani. Rafsancani Suriye’de yaşananların bir halk devrimi olduğunu söylemişti.
 
Hüsnü Mahalli’nin dolaylı tehdidi

Hüsnü Mahalli’nin CNN Türk’teki “Seçimden sonra Türkiye’de halk doğuda ayaklanırsa Türkiye ne yapacak. Seyredecek mi? Suriye ne yapmalıydı? Ne bekliyordunuz?” çıkışını dikkat çekici olarak not etmek gerekir.
 Bir defa iki ülke arasında ( özellikle son yıllarda ) hürriyetler açısından hiçbir benzerlik yok. Yirmi yıldır Suriye’ye gidip gelirim. Son on yılda Hafız Esad döneminin baskıları sokaklardan çekildiği bir gerçek. O eski Stalinist sıkı baskıcı rejim yerine yumuşak ama, bütün gözünü halkına dikmiş bir Suriye ile karşı karşıyaydık. Türkiye’de Suriye’ye özenmeye çalışan 28 Şubatçıların bile, başarılı olsalardı bu kadar baskıcı olacaklarını sanmıyorum.
 
Hüsnü Mahalli’nin dediğine bakılacak olursa, Türkiye’nin Suriye’ye karşı bir çıkışı olursa, Suriye’nin de Türkiye’nin doğusunu karıştırmak için elinde bazı kozların olduğunu söylemeye çalıştığını düşünmek gerekir. Bunlar Suriye’yi kurtarmayacak, daha da batıracak çıkışlardır.
 
Bizim umudumuz ve beklentimiz Türkiye’nin seçimden sonra çok daha aktif bir şekilde Suriye olaylarına eğilmesidir. Dışişleri Ahmet Davutoğlu’nun şu ana kadar 60 defa Suriye’ye gittiğini sölemesi, Suriye’ye Türkiye’nin çok önem verdiğini gösteriyor. Ayrıca Dışişleri Bakanının: “Biz silahlı seçenek dahil her türlü seçeneği değerlendirdik ve ona göre hazırlıklarımızı tamamladık, tedbirlerimizi aldık.” demesini önemsiyorum.
 
Suriye Halkı Türkiyenin Kardeşleri İçin
 
Türkiye, Suriye olayını batılılara bırakmadan hal etmelidir. Türkiye’deki kamuoyu bu konuda hükümetin arkasında olduğuna göre hükümet elinden geleni yapmalıdır. Suriye’ye Libya’da olduğu gibi batılı güçlerin girmesine, bombalamasına fırsat vermemek gerekir. Bu sırtlanlar yüzünden Suriye’ye kurt girmemelidir. Bunların sırtları kalın, tuzları kuru. Olan Sünni Suriye halkına olacaktır. İş Batılıların müdahalesi noktasına gelirse, gerektiğinde Türkiye bizzat girmelidir. Biz, Suriye işgal edilir düşüncesinden hareketle olaylara seyirci kalamayız.

Yusuf
Bu yazıyı baştan sona kınıyorum, sizlerin Nusayrıleri bilmediğinizi ortaya koyuyorsunuz. Kulaktan dolma bilgilerle Nusayrilere hakaret etme hakını nereden buluyorsunuz. Türkiyede 2 milyon Nusayrinin yaşadığını unutmayınız. Bu yazı ile yaptığınız fitnecilikten başka bir şey değildir. Bizler her yerde (dini, mezhebi, dili, ırkı ne olursa olsun) katşedilmesine karşıyız. Bizim için asl olan insandır. Suriyedeki olaylar Alevi-Sünni olayı değildir. Olay rejim karşıtı ve yandaşı olayıdır.
12.08.2011 21:18:31
Tayfun
Hüsnü Mahalli denen adam ciddi manada sinirlerimi bozmaya başladı.. Artist artist konuşuyor.. Sanki herşeyi o bilirmiş gibi bir havası var.. Arap ongutusmanı kesildi başımıza.. Aksi düşüncelerde hemen sinirlendiği konuşmasından ve çıkışlarından anlaşılıyor.. Şimdi de Suriye'nin rejim yalakalığını yapıyor.. TRT Arapça'da da bu adam çıkarılıp durmasın..
27.06.2011 09:30:47
M
insallah, bu firavunlar, çok yakinda mumyalanacaklar. Ve bu daha baslangic, bu gerçek Hürriyet, Tc'ye yeni yeni gelmeye basliyor, biz bu hürriyeti arab ülkelerindede görmek istiyoruz. Ve, mezheb çatismasi gibi seylere inanmiyorum, çünki her mezheb çekti bu düzenden. Eger, Türkiyedeki gibi, samimi insanlar yönetirlerse bu ülkelerin degisimini, hiç sorun görmüyoruz; insallah, Islam böylece gerçekten canlanmis olacak, müminler tekrar dünyanin efendileri olacaklar. Mazlumlari koruyanlar olacak.
21.06.2011 11:27:54
Mehmet UFUKALP
Emperyalizme ve siyonizme karşı yapılmış halk hareketlerini desteklemek, emperyalizm ve siyonizmin çıkardığı fitneleri ise söndürmek müslümanların vazifesidir.
Emperyalizm ve siyonizme karşı yapqılan halk kıyamlarını İran destekliyor, emperyalizm ve siyonizmin emrinde olan fitne hareketlerini ise abd ve israil destekliyor.

Arap ülkelerindeki halk hpareketleri emperyalizm ve siyonizme son verirken, Suriyede abd ve israil ile anlaşarak fitne çıkaran hareket emperyalizm ve siyonizmi kökleştiri.
21.06.2011 09:29:54
Bilal
Çok güzel tespitler...Tebrikler Sebahattin Bey...Suriye diktatörlüğünün de düşme zamanı yaklaştı.
17.06.2011 18:32:35
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook