27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Ortadoğuda halk ayaklanmalarının düştüğü çıkmaz
sebahattinarslan@timeturk.com
Kuzey Afrika’da başlayan halk ayaklanması Arap Dünyası’nda hala durulmuş değil. Tunus’ta şu anda sükunetin hakim olmasının nedeni, halkının dikkatli ve ihtiyatlı hareket etmesinden kaynaklanıyor. Tunus halkı geleceğe umutla bakıyor. Halkta coşkulu bir sevinç hakim.
Mısır ve Yemende son durum
İplerin geçici de olsa askerin elinde olan Mısır’da ise son haftalarda halka verilen sözlerin isteksizce ve yavaş yapıldığı izlenimi alıyoruz. Her ne kadar geçici bir başbakan ve bakanlar atanmış olsa da sokakta endişe ve korku tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Eski anayasanın dokuz maddesi geçenlerde referandumda değiştirilmişti. Referandumdan sonra generaller bu dokuz maddeye 8 madde daha ilave ettiler. Askerin bu çıkışı halk tarafından hoş karşılanmadı. Halkın endişelerinin yersiz olmadığı ortaya çıkmış oldu. Halk Hüsnü Mübarek’in ve adamlarının hemen yargılanmasını istiyor. Mübarek bir türlü yargılanamıyor. Yargılamaya bir türlü geçilemiyor. Hüsnü Mübarek’in gizli yargılanacağı ihtimali üzerinde duruluyor. Halkın bunu asla kabul etmeyeceği aşikar. Mısır Cumhurbaşkanı yargılanırsa Tunus, Libya, Yemen gibi ülkelerin Cumhurbaşkanları için emsal teşkil edecektir.
Askerler yumuşak da olsa işi ağırdan alarak güçlerini gösterme eğilimlerini sürdürüyorlar. Mısır halkı 60 yıldan fazladır askerin yönettiği Mısır’dan hayır görmediğini söylüyor.Özellikle askeri vesayet konusunda oldukça hassaslar. Bu nedenle son günlerde tekrar Tahrir Meydanı’na dönmeye başladılar. Askerler halka rağmen milleti oyalıyorlar, ağır davranıyorlar. Askerlerden yönetimde söz sahibi olma isteği görülmüyor. Askerlerin yönetimi yavaş yavaş ele geçireceklerini kimse beklemiyor. Halkın buna asla izin vermeyeceğini askerler çok iyi biliyor. Eğer böyle bir teşebbüs olursa, ordu halkıyla savaşmayı göze almak zorunda kalır. Kısacası iş ağırdan da alınsa, Mısır’da halk ayaklanmasının başarılı olduğunu söylemek mümkündür.
Kuzey Afrika’daki ülkelerden özellikle Cezayir ve Fas’ta şimdilik henüz geçici bir sükunet hakim görünüyor. Bu iki ülkedeki taleplerin karşısında yöneticilerin cevabı yavaş ve zaman kazanmaya yönelik bir siyaset güttükleri izlenimi veriyor. Biraz tatlı bir baskı, biraz da sıkı kanunlarda yumuşama yoluyla krizi aşacaklarını düşünüyor görünüyorlar. Halk da icraatları takip ederek tetikte bekliyor.
Arap Yarımadası
Arap Yarımadası’ndaki ayaklanmalarda ise Yemen, Bahreyn, Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’de hareketlilik devam ediyor. Bu ülkelerden özellikle Yemen bir iç savaşın eşiğinde. Cumhurbaşkanı Abdullah Salih’in yönetimi bırakması için yapılan büyük gösterilerden etkilenmediği izlenimi vermeye çalışıyor. Gösteriler son ayda çok kanlı geçmeye başladı. Ordunun ileri gelen komutanlarının çoğu halkı desteklediklerine dair açıklama yaptılar. Ordudan bazı komutanlar ise Abdullah Salih’e bağlı olmayı sürdürüyor. Durum böyle devam ederse iç savaşın kaçınılmaz olduğu ortada. Hali hazırda ordu ikiye bölünmüş durumda. Abdullah Salih Libya eski lideri Kaddafi’ye özel elçi gönderdiğine göre, Kaddafi’nin yolundan gidecek gibi görünüyor. Şu anda düşük yoğunluklu bir iç savaş yaşandığını söylemek mümkündür. Yemen’deki durum iç savaşa kadar giderse, buraya da batılı güçlerin saldıracaklarını bekleyebiliriz.
Suudi Arabistan’ın Bahreyn olayları ve kendi doğusundaki hareketlilik nedeniyle hızla bazı ıslahatlar yapacağını beklemekteyiz. Bu hafta Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye gelen bir heyet Türkiye’deki değişim tecrübelerini öğrenmek istiyor. Son iki yıldır Türkiye’deki kurumsal tecrübeleri öğrenmek için bazı heyetlerin gelişini biliyoruz. Suudi Arabistan bir çok alanda ıslahat yapmak zorunda. Buna yavaş da olsa istekli görünüyorlar.
Körfez Ülkeleri
Bahreyn ise iç savaşın eşiğinden döndü. Bahreyn’in refah seviyesi ve özgürlükler konusundaki duruşu, halk hareketleri yaşanan diğer ülkelerden daha iyi. İşsizliğin % 3.8’de olduğu bu ülkede Bahreyn Şiilerinin bölgedeki halk hareketlerini kullanarak yönetimi değiştirmeye teşebbüs ettiklerini gördük. Körfez İşbirliği Teşkilatı’na mensup başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin askeri yardımları sayesinde bir oldu bittinin önüne geçildi. Ülkenin Şii nüfusu yönetimi ele geçirmek istemeleri, kendileri göçmen olmasına rağmen göçmenleri istememeleri, İran’ı yardıma çağıracaklarını söyleyerek yönetimi tehdit etmeleri Körfez ülkelerinde hayretle karşılanmıştı. Şu anda kriz aşıldı gibi görülüyor ancak, ateşin üzerine sadece kül döküldü. Güçlü bir siyasi rüzgar bu külleri savurduğunda, bu ülkede geçen ay sahnelenen senaryoyu tekrar göreceğiz. İran’ın Bahreyn ve Körfez Ülkeleri üzerindeki taleplerini ( tarihi bir temele dayanmasa da ) ileride de duyacağız.
Bahreyn olayları sonrasında üç husus tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Birincisi Şiilerin Müslümanlar arasındaki birlikten bahsederken, Sünnileri fitnelerden kaçınmaları konusunda uyarırken, Sünnilerin kendi ülkelerindeki yönetimlerinden uzaklaştırılmaya yönelik ciddi çalışma içinde olmasını görmüş olmamız. Buna karşı duranları fitnecilikle suçlanması. İkinci husus ise Şiilerin Sünni dünyada medyayı ve sivil toplum kuruluşlarını istedikleri zaman manipüle edecek güçte olduklarını görmemiz. Özellikle Bahreyn olayları bu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Türkiye’de bile medya kuruluşlarının çoğu bu manipülasyondan kurtulamadılar. Geçen ay TRT Türk dahil birçok kanal Körfez Bölgesi hakkındaki haber ve programlarında Şii kökenli muhabir ve yorumcuları konuşturarak kamuoyuna olayları olduğundan farklı verdi. Birçok haber sitesi bir elden aldıkları haberleri yayınladılar. Olaylar derinliğine araştırılmadan bir halk hareketi havasıyla konunun üzerine gidildi. İnsan Hakları Derneklerinin bazı temsilcileri, bazı sivil toplum kuruluşları bu manipülasyondan kurtulamadı. Üçüncüsü ise İslam Dünyasında tanınmış büyük Sünni alimlere çok ağır hakaretlerde bulunulması. Nedeni ise Bahreyn olaylarını kamuoyuna bir bildiriyle açıklamış olmaları. Diğer yazımda da belirtmiştim. Sünni Şii kardeşliğini savunalım. Fitnelerden kaçınalım. Ancak, Sünnilerin fitneden kaçınmaları gerektiği üzerinde duranlar kendileri fitneden kaçınmazlarsa ne kadar inandırıcı olabilirler.
Körfez Bölgesinde ABD için bu ülkelerin yönetimi Sünni imiş Şii imiş fark etmez. Önemli olan askeri üslerinin burada bulunması. Bu siyasi yaklaşımı Irak’ta net gösterdiler. İran ile Iraklı Şiilerle anlaşarak İkinci Körfez Savaşı’nda tutunabildiler. Savaştan sonra bugünlerde yavaş yavaş Iraklı Şiilere Irak’ı teslim ettiler. İran’ın Körfez Ülkeleri’ni Amerikancı olarak adlandırması da geçer tarafı kalmadı. Çünkü Körfez Ülkeleri İran’la birlikte çalışmak için çok çaba sarf ettiler. ABD’nin İran’a karşı Körfez’de yerleştirmek istediği füze savunma kalkanını bu nedenle kabul etmediler.
Suriye
Suriye’de son iki haftadır tam bir tiyatro oynanıyor kamuyo önünde. Suriye Cumhurbaşkanı’nın yardımcıları halka tek bir kurşun sıkılmayacağına dair kesin emir verildiğini söylüyorlar, halk kurşunlanarak ve dövülerek öldürülüyor. Basın üzerinde çok durmasa da, şu ana kadar kısa sürede ölenlerin sayısı göz önünde tutulursa halk hareketlerinin en kanlılarından biri haline geldi. İçeride halk yönetimle anlaşmazsa Arap halk hareketlerinin en kanlısı olmaya aday. Suriye yönetimi halka ateş edenlerin Suriye polisi veya ordusundan olmadıklarını ileri sürüyorlar. Yakalananların Ürdün, Filistin ve Mısır uyruklu olduğu söylendi. Oysa Der’a’da ve başka yerlerde halk tarafından yakalananların Arap olmadıkları anlaşıldı. Suriye yönetimi otuz yıl öncesinin ucuz siyasetiyle halkını ve dünyayı yanıltacağını zannediyor. Oysa İran savaş gemilerinin 3 ila 5 bin arasında savaşçıyı çok sayıda silahla Suriye’ye teslim ettiğini sağır sultanlar bile duydu. Der’a, Lazkiye ve başka yerlerde halkın üzerine ateş açanların kimlikleri Suriye’de iyi biliniyor. Suriye, bir iç savaş olasılığına karşı İran ve Lübnan Hizbullahı’ndan her türlü yardım ve desteği önceden almıştı. Şu anda Türkiye’nin girişimiyle taraflar uzlaştırılmaya çalışılıyor. Suriye Devlet Başkanının geçen hafta yaptığı açıklama Hüsnü Mübarek’in açıklamasını hatırlattı bana. Herkes Mübarek’in gideceğini kesin gözüyle bakıyordu. Mübarek aksi açıklamalarda bulundu. Beşşar Esad daha akıllı ve genç diye düşünerek ciddi açıklamalar yapacağını bekliyorduk. Çevresine topladığı devlet ricalinden moral bularak barış ülkesinin sultanı edasıyla olayların dış güçlerin işi olduğundan bahsederek halka gözdağı verdi. Ülkesinde Sünni Şii çatışmasının olmadığını ifade etti. Reformlar konusunda isteksiz ve yavaş bir tutum takındı. Bizim temennimiz Suriye’deki yönetimin köklü bir değişikliğe gitmesi. Yoksa olayların çığırından çıkacağı muhakkak. Suriye halkı uzun zamandır baskı görse de dünyadan bihaber yaşamıyor. Sayıları bir milyonun üzerinde siyasi sürgünü olan dünyadaki en kapalı ülkelerden biri. Beşşar Esad babasına göre ülkeyi oldukça rahatlatsa da babasına göre rahatlattı. İçeride görmeyi henüz kabul etmedikleri ciddi insan hakları ihlalleri var. Ülke bir partinin ülkesi. Türkiye aralarını yapamazsa ülkeyi karanlık günler bekliyor. Halkın son olaylardan dolayı yönetime olan güveni daha da azaldı. Umudumuz yöneticilerin halkın sesine kulak vermeleri, babadan oğula Cumhuriyet saltanatını değiştirerek çok partili sisteme geçmeleri, halkın üzerindeki basçı korku bulutunu ülkeden çıkarmaları.
İran’daki halk hareketleri şiddetle bastırılsa da önümüzdeki günlerde yeniden sokak gösterileri başlayacağı muhakkak. Çünkü İranlılar muhalif olacak en ufak bir harekete müsamaha göstermiyorlar.
Ürdün’de hoşnutsuzluklar hükümetin gitmesine neden olmuştu. Yeni hükümet kurulduğu halde gösteriler zaman zaman devam ediyor. Kralın devreye girmesiyle ülke reform sürecine doğru gidiyor.
Libya olayında da gördüğümüz gibi Türkiye hızla Arap dünyasında bir prestij kaybına uğruyor. Halk ayaklanmaları Tunus ve Mısır’da baş gösterdiği zaman kimsenin bir öngörüsü olmadığı için olaylar şaşkınlıkla karşılanmıştı. Libya’da batılılar toparlanarak Arap ülkelerindeki ayaklanmanın batıya karşı bir tutum içine girmesinin önünü almak istediler. Türkiye hükümetinin endişeleri ise Afganistan ve Irak’ta gördüğümüz gibi bu ülkelerde de işgallerin yaşanması. Başta Fransa olmak üzere yapılan hava harekatı Libya’daki muhaliflere bir can simidi haline geldi. Batılılar ve özellikle Fransa ve Almanya son yıllarda Türkiye’nin Arap dünyasındaki nüfuzundan oldukça rahatsızlık duyuyorlardı. Bunu bir türlü önleyemiyorlardı. Batılı devletler Libya’daki durumu iyi kullanarak Türkiye’nin aslında kendilerinden farklı olmadığını işlemeye başladılar bile. Batılı yazarların son zamanda yazdıkları makaleler bu görüşü teyid ediyor. Türkiye’nin Libya’daki tutumu Araplara karşı bir one minut haline gelmemeli. Türkiye Arap halkları nezdinde güvenini yeniden hızla oluşturmalıdır. Türkiye’nin Suriye yönetiminin yanında olduğunu söylemesi, yönetimi güçlü şekilde desteklediğini ileri sürmesi nedeniyle tanıdığımız bir çok Arap entelektüelden Türkiye’ye tepki geldi. Türkiye’nin tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini ileri süren çok sayıda Arap aydını var. Bu tepkiler haksız tepkiler sayılmaz. Türkiye Libya olayı nedeniyle bir oldu bitti karşısında kaldı. Belki oyuna geldi. Ancak Suriye olayında gösterdiği tutumu biz Araplara anlatamayız. Unutmamak lazım ki, Türkiye artık Ortadoğu’da gelecekte eski düzenin adamlarıyla değil, halkın seçeceği adamlarla muhatap olacaktır. Onları tam kazanmış ve yanımıza çekmişken yeniden kaybedersek bir yüz yıl daha beklemek zorunda kalırız.
Sungur Firat
Degerli Hocamiza bu yazisindan dolayi tesekkür ediyoruz. Kadim MÜTTEFIKIMIZ ! almanya'nin su anda Türkiye'deki faaliyetlerini yazmasini insaallah sizden bekliyoruz.
14.04.2011 00:11:58
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon