![]() |
Güneydoğu Asya’ya gelen erken dönem sömürge devletleri Portekiz, İspanya, İngiltere ve Hollanda’dan oluşuyordu. Bunların kendi aralarındaki büyük rekabetleri nedeniyle bu bölgedeki deniz ve nehir yollarına göre bölgede var olan devletlerin sınırlarını suni bir şekilde çizerek, kendi aralarında bölüştürdüler.
İngilizler
İngilizler Portekiz, İspanya ve Hollanda’ya göre başlangıçta daha yumuşak bir siyaset sergileyerek bölge halkının dinine ve geleneksel dokusuna dokunmamaya itina gösterseler de, zamanla nüfuzunu arttırdıkça ve bölge üzerindeki hakimiyeti pekiştikçe dini kurumlara ve sosyal dokuya da el atmaya başladılar. İngilizler, halkı ve dini hayatı kontrol etmek için sultanların ve geleneksel dini liderlerin nüfuzunu hileli bir siyasetle ortadan kaldırmaları gerektiğine kanaat getirdiler. Bu merkezlere alternatif olarak kurdukları güçlü yetkilerle donatılmış Majlis Agama ( Dini Meclis ) ile geleneksel merkezleri devre dışı bırakarak veya kontrol ederek halk ile geleneksel güç merkezlerini zamanla birbirlerinden koparmaya çalıştılar. Majlis Agama’nın üyeleri hem dini hem de idari görevleri üstlenen bir sınıf haline geldi. Bu yeni din adamları vasıtasıyla Malay Adalarında başlangıçta dini hayatta bir ikilem ve çok başlılık amaçlanmıştır. Zamanla, Tevhid’i esas alan muvahhid ve düşmana karşı mücadeleci olan cihad ruhunu aşılayan ulemanın halk nezdindeki nüfuzu kırılmış, yerine sömürgeci güçlerle işbirliğine giden, sömürgeci İngilizler’in bu topraklarda kök salmalarında yardımcı olan itibarlı, yetkili ve zengin bir sınıf doğmuştur. Geleneksel ulema iktidardan uzaklaştırılarak nüfuzu ve otoritesi zamanla azalmış, Majlis Agama’nın kontrolüne girmiştir. İngiliz Genel Valiler Malay düzenini sultanların emrindeymiş gibi gösterseler de onlara yaptıkları tavsiye adı altındaki telkinleri aslında emir olarak telakki edilir oldu. Halk vergilerini başlangıçta sultanlara verirken, bir müddet sonra doğrudan İngiliz vergi memurlarına vermek zorunda bırakıldı. Sultanlar ve yerel emirlikler de on dokuzuncu yüzyılda maaşa bağlanan birer basit memurlar haline getirildi. İngiliz sömürge bölgesindeki dini hayat da gün geçtikçe daha çok kontrol edilir oldu. İslam mahkemeleri ve İslam hukuku, kadıların görevleri ile ilgili hukuki kararları İngiliz memurlarının tasdikinden geçmesi gerekiyordu. İslam kanunları zamanla İngiliz kanunlarının altında tutulur oldu. Verilen birçok İslami karar İngiliz memurlarının engellemelerine takılıyordu. Görünüşte yönetim İslami, uygulamada İslam yasak hale geldi.
Bazı küçük emirlikleri ve yöneticileri diğer emirliklere tercih ederek onları birbirlerine kırdırma politikası gütmeleri dikkat çekicidir. Özellikle İngilizler’in Malay adalarına getirdikleri Hint asıllı Müslümanları kendi hizmetlerine kullanmaları, Malay adalarında yaşayan Müslümanlar ile Hint Müslümanları arasında husumetin oluşmasına neden olmuş, Hint Müslümanlarına karşı önceden var olan ön kabul ve muhabbet, düşmanlığa dönüşmüştür. Kurnaz İngiliz siyaseti bu bölgeye yakın olan Hintlilerin sevilmemesini sağlamaya çalışmışsa da tam başarılı olduğu söylenemez. Çünkü Malay Müslümanları ile Hint Müslümanları karşılıklı birbirlerine yardım etmeyi ümmet bilinci sayesinde ihmal etmemişlerdir.
1800’lerde Hindistan’dakine benzer bir zulüm burada da kendini göstermeye başladı. Dışarıdan getirttikleri Hintli ve Çinliler zenginleşirken yerli halk artık sadece tarım ve hayvancılıkla uğraşır oldu. Perak temsilcisinin bir raporunda halkın İngilizlere karşı “Kafirlerin yolunu takip etmemeleri ve onların kanunlarına itaatin Allah’ın gazabını getireceği kaydı, halkın ve sağduyulu ulemanın kafire karşı hala diri olduğunu gösterir.
Hollandalılar
Sömürgecilerin içinde en acımasızlarının başında şüphesiz Hollandalılar gelir. Ağırlıklı olarak bugünkü Endonezya ülkesindeki Sumatra ve Cava’ya yerleşen Hollandalılar bu bölgeyi kontrol etmek için dini kurumların tamamen yok edilmesi gerektiği anlayışını esas alarak hareket ettiler. Birçok asırlık cami ve İslami ilim merkezleri yerle bir edildi. Bu saldırgan tavırları karşısında Cavalılarla 1821-1831 arasında kanlı bir savaşa girişen Hollandalılar İslam’ın bu bölgede kökünü kazımak için dini kurumlara ve Müslümanların ticari hayatına çok büyük sınırlamalar getirdiler. Yeni bir tarım sistemi getirerek üretimin çoğunun sömürge bürosuna teslim edilmesi esasını getirdiler. Halkın üretimi düştüğü kıtlık zamanlarında bile çoğunu getirmesi şartı kaldırılmadı. Priyari denilen bir dini sınıfa görev verilerek, halka daha yakın ve bağımsız duran santrı sınıfından ulema dışlandı. Sultanlar devre dışı bırakıldı. Buna karşı gelenlere sert ölüm cezaları getirildi. Özellikle dini sınıfı ikiye ayırma siyaseti ( İngilizlerin yaptığı gibi ), halkın birliğini ortadan kaldırdı. Ondokuzuncu asra kadar Endonezya dini liderlik sıkıntısı yaşadı. Bu da Endonezyalılar’ın sömürgeciliğe karşı ortak hareket etme kabiliyetlerini ortadan kaldırdı. Hollandalıların 1831’den 1877’ye kadar Endonezya’dan 832 milyon gulden net kar topladıkları göz önüne getirilirse hırsızlığın maddi boyutu daha iyi anlaşılır. Müslümanlar hızla fakirleşirken sömürgeciler hızla zenginleşmeye başladı.
Hollandalılar 19. yüzyılda Açe’yi işgal etmeye başladıkları zaman, çok büyük bir direnişle karşı karşıya kaldılar. Aynı dönemde Açeli Tengku Tjhik Pantee Kulu Hikayat Prang Sabi adlı bir cihad destanı yazarak direnişi Açeliler’in kalbinden hiç silinmeyecek hale getirdi. Açeli yazar Abdülkerim Hikayat Prang Kompeuni adlı şiiri ile halkına direniş aşkı aşıladı. Açeliler daha 15. yüzyılda Malaka ve Açe’nin bir kısmını işgal eden Portekizliler’e karşı cihad ruhunu diri tutmak için Hikayat Prang Peuringgi adlı destanı yazmışlardı. Bu büyük ve kutsal direniş Hollandalılara çok zor anlar yaşatmıştır. Hollandalıların direnişe karşı tavırları çok sert ve acımasız olmuş, kadın ve çocuk ayırımı yapmadan çok sayıda katliamlara imza atmışlardı. Açeliler imhadan kurtulmak için ormanlarla kaplı dağlık alanlara çekilerek onlarca yıl açlıkla ve düşmanla mücadelelerini orada devam ettirmek zorunda kalmışlardır.
Portekizliler ve İspanyollar
Sömürgecilerden Portekizliler ve İspanyollar 15. yüzyılda Malay adalarına vardıkları zaman vahşiyane bir şekilde bölgeye saldırdılar. Tabiyatları oldukça sakin ve insancıl olan Malaylar bu insan onuruna sığmayan vahşi saldırı karşısında önceleri şaşırsalar da kendilerini savunmaktan geri durmadılar. Portekizler Malaka’yı ele geçirdikleri zaman ilk yaptıkları şey şehrin merkezindeki camii yerle bir ettiler. İspanyollar da Malaka’nın mimari şaheseri olan şehrin en büyük camisini yaktılar. Ve daha nice İslami kurumları yerle bir ederek Endülüs’ten aldıkları tecrübeyle İslam’ın kökünü kazımak için seferber oldular. Özellikle Müslüman olmayan yerlileri zorla Hıristiyanlaştırarak Müslüman nüfuzunu kırmaya çalıştılar.

Her türlü tahribata rağmen Malay adalarında ümmet olma bilinci
16. yüzyılda Güneydoğu Asya’nın birçok yerinde ve özellikle Malay adaları halkları arasında ortak bir kültürel kimlik arayacaksak o da İslam dini ile Malay dilidir. Bu bölgede birçok yerel dil olmasına rağmen üst sınıfın ve özellikle eğitimli kesimin ortak dili Malaycadır. Bunun başlıca nedeni Malayca’da çok sayıda dini eser verilmesi olarak gösterilebilir. Bu dilde dini bir terminolojinin oluştuğunu, mimariden sanata ve edebiyata kadar nüfuz ettiğini görmek mümkündür.
Din ve dil: Malay Adaları’nda ümmet bilincini aşılayan iki ayrılmaz kavram
Birçok ada ve devletçikten oluşan bu bölgenin halklarını birbirlerine kenetleyerek bir üst kimliğin oluşmasına katkı sağladığını söylemek mümkündür. Bu üst kimlik İslam ümmeti kimliğidir. Bu bilincin yerleşmesinde hiç şüphesiz Malaka Sultanlığının büyük payı olsa da Açe, Kelantan, Pasai, Makassar, Bruney ve Sulu Sultanlıkları kadar küçük devletçiklerin de katkısı büyüktür. Cava’da birçok kıyı şehri, Girid, Gerisek, Demak, Mataram, Bantam ve Cerebon gibi İslami merkezler bu ümmet bilincinin yeşermesine ve yerleşmesine büyük katkı sağladı. Hollandalı yazar Valentijn bu dil hakkında: “ Eğer bu dili ( Malaycayı ) anlamıyorsanız, doğuda ( Malay adalarında ) iyi eğitim görmüş biri sayılmazsınız.” diyerek bunu teyit ediyor. Bir başka batılı yazar olan Linschott ise: “ Bütün doğunun en incelikli, kibar ve meşhur dili ” olarak gördüğünü ifade ediyor. Ayrıca Arapça eğitim veren dini kurumların çokluğu Arapça’nın da ikinci dil olarak yayılmasını sağladı. Malay Adaları’nda alfabe İslam’dan önce Kawi ve Negari gibi Sankrit asıllı alfabeler kullanılmakla birlikte, bu alfabeler Malayların dil yapısına uygun değildi. Bu nedenle yaygınlık kazanmadı. İslam bu bölgeye geldikten sonra Arap alfabesine bazı ilaveler yapılarak Malay adalarında kullanılmaya başlandı. Temel dini bilgilerin Arap alfabesiyle Malayca’ya tercüme edilmesi, Aap alfabesinin hem Arapça hem de Malayca’nın ortak alfabesi olması nedeniyle adalar bölgesinde hızla yayılmaya başladı. Arap alfabesinin Kur’an-ı Kerim’in kutsal harfleri olması, bu alfabeye olan saygıyı ve bağlılığı arttırdı. Kur’an öğrenen bir Malaylı artık Malay alfabesini de kavramış oluyordu. Arap dili vesilesiyle okuma yazmanın çok daha geniş bir kitleye yayıldığını söylemek mümkündür. Özellikle Cavalıların dini eğitime ve Arapça’ya olan düşkünlükleri nedeniyle, zamanla Arap alfabesi Cavi adıyla anılmaya başlandı. Arap harflerinin çok erken dönemde Malay adalarında Malayca için kullanıldığı, Terengganu’da bulunan 1303 tarihini gösteren bir mezar taşından anlaşılmaktadır. Taşın üzerindeki yazıda İslam Hukuku’nun yürürlüğe konduğunu belirten bir ferman, yönetici ve valilerden İslam inancına ve Hz. Muhammed’in öğrettiklerine uymalarını isteyen bir bildiri vardı. Başka bir kitabe ise 1297’yi gösteren Pasai sultanı Melik el-Salih’in mezartaşıdır. Bu da bize Arap alfabesinin en az bir elli yıl öncesine kadar bu bölgede kurumsal bir kimliğe kavuştuğunu göstermektedir. Arap dilinden en az 1000 kelimenin Malayca’ya girdiğini görmek mümkündür. Bu kelimelerin bir kısmının semantik yapısı değişse de, çoğu benzer anlamda kullanılmıştır. Özellikle dini ilimlerin terminolojisinin çoğu Malayca’ya aynen alınmıştır.
Artık bu topraklarda İslam’ın silinmez hale geldiğini, yaptıkları her türlü tahribata rağmen dimdik ayakta olduğunu anlayan bir batılı yazar şöyle diyor:
Endonezya’nın İslamlaşması hala sürmektedir ve bu, sadece İslam’ın putperest kabileler arasında hala yayılması anlamında değil, fakat aynı zamanda yüzyıllar öncesi İslam’a giren insanların bu dinin isteklerine artık daha fazla itina göstermeye başlaması anlamındadır da… Endonezyalılar İslam’ın dini literatürünü daha iyi tanıdıkça, hem orta yol ile bundan sapan yollar arasındaki çizgi, hem de Endonezya toplumunda İslam’a uyan noktalarla uymayanlar arasındaki çizgi daha açık hale gelmiştir.
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3075 | ![]() |
| Dolar | 1,8435 | ![]() |
| Altın | 92,7679 | ![]() |






























Vatikan gizli arşivleri
80 yaşındaki kadın havada dehşet saçtı
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon