27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Körfez ve Arap Yarımadasının Geleceği (4 )
sebahattinarslan@timeturk.com
Körfez Bölgesi’nde, Bahreyn’de yaşanan son olaylar, İslam dünyasının geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olacağını düşünmek lazım. Meseleyi Bahreyn’in iç işleri veya Bahreyn’deki Şii nüfusun Arap Dünyası’nda baş gösteren hak taleplerinin bir parçası olarak görürsek, bölgeyi iyi tahlil etmemiş, o bölgede gelecekte yaşanacak büyük fitnelerin, güvensizliklerin, büyük savaşlara neden olacağını öngörmemiş oluruz. Mısır ve Tunus’un yönetimlerinin değişmesi, halkın tamamının kabul ettiği ve İslam Dünyasının da bundan hoşnut olduğu bir hadise olarak kabul etmek gerekir. Libya ve Yemen’in sonunun Mısır ve Tunus gibi olacağı kanlı da olsa, görülüyor. Böyle bir sonuçtan da İslam Dünyasının mutlu olacağını söylemeliyiz. Hadiseler Cezayir ve Fas’a da sıçramış durumda. Bu ülkelerde halk gösterilerine rağmen henüz ciddi bir ıslahat yapılmış değil. İki ülkede de halk ayaklanmasının güçlü bir şekilde devam edeceği öngörülebilir. Bu beş Kuzey Afrika ülkesi ile Yemen’in halkının tamamı, halk ayaklanmasının arkasında duruyor.
Körfez İşbirliği Teşkilatı’na bağlı üye ülkeler ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda birbirlerine bağlı durumdalar. Geçen haftadan itibaren Bahreyn’deki halk ayaklanmasının bastırılması için başta Suudi Arabistan olmak üzere bütün Körfez Ülkeleri Bahreyn’e Körfez İşbirliği Konseyi’nin ortak askeri gücünden asker gönderdi. Körfez ülkelerinin asker göndermeleriyle başlayan müdahalenin zamanlamasına bakacak olursak; şayet erken gönderilseydi, ayaklanan halkın taleplerine cevap verilmeden diyalogdan uzaklaşılarak, ayaklanmanın bastırıldığı ileri sürülürdü. Bir ay beklendikten sonra ayaklananların amaçlarının ülke yönetimini ele geçirmek olduğu anlaşılınca, olaylara etkin müdahale kararı alınmış oldu. Şayet kargaşa ve iç savaş baş göstermeye başladığı zaman müdahale olsaydı, hem kanlı bir süreç başlardı, hem de ülke iç savaşa sürüklenirdi. İç savaş noktasına geldiğinde Körfez İşbirliği Teşkilatı Bahreyn’e asker gönderseydi, buna İran ve Irak sessiz kalamazdı. Böylece İran çatışmaya doğrudan katılabilirdi. Bu durumda da bölgesel bir savaş yaşanmış olurdu. Hem İran’da yarı resmi yerlere bağlı merkezler, hem de Irak’ta Mukteda es-Sadr grubuna bağlı yüzlerce kişi gönüllü olarak Bahreyn’de kendisini feda etmek için müracaat ettiler. Bu kişi ve kuruluşların yaptıkları açıklamalarıyla çok önceden kriz üzerinden hesap yaptıkları anlaşılıyor. Bahreyn yönetiminin Körfez İşbirliği Teşkilatı’ndan yardım alarak tam zamanında müdahale etmesi, aslında mutlak bölgesel bir savaşın veya oldubittinin önünü almış oldu. Sürecin son üç yılına baktığımızda İran’ın Bahreyn ve Körfez üzerindeki hesaplarına çok yaklaştığını görmemiz gerekir. Nisan ve Mayıs 2009’da Timeturk.com adlı internet sitesinde çıkan Türkiye Bahreyn, Türkiye Bahreyn ve İran, Türkiye Bahreyn İran ve Körfez adlı makalelerimde Körfezdeki gerilimin tehlikelerine değinmiş, tarafların faaliyet ve açıklamalarından yakın gelecekte bir kriz yaşanacağını söylemiştim.
Bahreyn’deki Şii göstericilerin üçüncü haftada yaptıkları açıklamalarında, takındıkları tutum ve davranışlarında ( Özgün Duruş’taki önceki yazılarıma bakılabilir. ) yönetimi ele geçirmelerinin an meselesi olduğunu görüyorduk. Özellikle Suudi Arabistan’a ve dış müdahalelere yönelik göstericilerin üst üste açıklamaları ve tehditleri, bize artık yönetimle savaşmayı göze aldıklarını gösteriyordu. Son haftalarda bir iç savaşı andırır şiddet olayları da yaşandı. Bahreyn’deki göstericiler 11 Mart’ta diyaloğu tamamen reddetmeleri, akabinde Kral’ın sarayına yürümek istemeleri, Sünni imamlardan bazılarının dillerinin koparılması, bazı Sünni camilerin ele geçirirmesi, çocuk kaçırma olaylarının yaşanmaya başlaması, ülkenin en büyük hastanesini ve bazı hastaneleri kapatarak karargah gibi kullanmaları 14 Mart’ta Bahreyn yönetiminin olaylara el koymasına neden oldu.
Bahreyn yönetimi göstericileri meydanlardan uzaklaştırdıktan sonra İran’ın resmi makamları ile gayrı resmi makamları, Irak’ta Maliki Hükümeti, Ayetullah Sistani ve Mukteda es-Sadr, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah çok sert tepki verdiler. Açıklamayı yapan kurum ve kuruluşlar, Bahreyn’in ayaklanmacıların eline geçmesinin an meselesi olduğunu beklerken müdahalenin kabul edilemezliği üzerinde durdular. Hatta Kum şehrindeki en büyük din alimi Körfez ülkelerinin kafir olduklarını ilan etti. Bir ayeti delil göstererek ABD ile beraberliklerini delil olarak gösterdi. Oysa Irak’taki Şiiler de en başından beri ABD ile beraber çalışmıştı. Hala Maliki hükümeti Afganistan’daki Karzai hükümeti gibi ABD’ye bağlı.
İran ile ABD arasında sıkışmış Körfez
Son zamanlarda Körfez ülkeleri İran ile ABD arasında bir kriz merkezi olmamak için daha çok aktörle çalışmaya başlamıştı. İran’ın bazı yetkili yetkisiz merkezlerinde Körfez ülkelerinden toprak talepleri, bu ülkeleri tedirgin ediyordu. ABD’nin, geçmiş yıllarda Körfez ülkelerini İran ile korkutarak, yaptığı silah ticaretiyle bu durumdan azami derecede faydalanmaya çalıştığı aşikar. Ocak 2007’de Körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün dışişleri bakanları ile ABD dışişleri bakanları Kuveyt‘te bir araya geldiklerinde ABD, Arap ülkelerini İran’a karşı bir ittifaka davet etmişti. Körfez ülkeleri böyle bir ittifaka yanaşmadılar. Ayrıca ABD’nin bu bölgede kurmak istediği Füze Savunma Sistemleri de Körfez ülkeleri tarafından kabul görmedi. Körfez ülkeleri ABD’nin ilelebet bu coğrafyada kalacağını düşünmüyor. ABD bu bölgeden gittiğinde düşman bir İran’la baş başa kalmak istemiyorlar. İran’la barış içinde yaşamak istiyorlar. İran’ı bir tehdit olarak görmekle birlikte, onunla bütün diplomatik kanalların açık olmasına özen gösteriyorlar. Her konuda işbirliğine girmekten kaçınmadılar. Körfez ülkeleri uzun zamandır hem İran’ın tehditlerini bertaraf etmek, hem de Amerika’nın bölgedeki nüfusunu kırmak için çok ince bir politika izlemeye çalıştılar.
İran’ın Suriye’ye desteği
Suriye halkının tamamına yakını da diğer ülkeler gibi yönetimden muzdarip. Daha yeni başlayan ve son günlerde güçlü bir şekilde devam eden Suriye’deki halk ayaklanmaları şayet yayılırsa, neye mal olursa olsun, halkı durdurmak mümkün olmayacaktır. Suriye’de yavaş yavaş baş gösteren huzursuzlukları Suriye yönetimi başlangıçta durdurmak için çok sert açıklamalar yapmıştı. Hatta dünya kamuoyu önünde herkesi şaşırtan bir şekilde İran savaş gemilerinden ikisinin Suriye’de bu olaylar baş gösterdiği zaman aniden Suriye’nin Tartus limanına gelmesi, bölgeyi telaşlandırmıştı. İsrailliler İran savaş gemilerinin gelişini başlangıçta kendileri için geldiğine yorumladılar ve sert tepki verdiler. Bir müddet sonra olay anlaşılmış, İsraillilerin telaşı gitmişti. Gazze’ye insani yardım amaçlı giden gemiler saldırıya uğradığında İran insani yardım amaçlı bir gemi göndereceğini bildirmiş, bir müddet sonra vazgeçmişti. Gazze olaylarının ardından geç de olsa İran savaş gemilerinin bölgeye gitmesi bu nedenle bölgeyi telaşlandırmıştı. Gemilerin geliş nedeni, Suriye’de baş gösterecek muhtemel bir halk hareketliliğine karşı Suriye rejimini desteklemek. Gemilerin Suriye’ye içerideki muhaliflere karşı kullanılmak üzere silah ve insan gücü getirdiğinden bahsediliyor. Gelen gemilerin en gelişmiş silah ve teçhizatla donatılmış olduğunu biliyoruz.
Tunus ve Mısır olayları esnasında da İran ve Suriye yöneticileri bir araya gelmiş, olayları değerlendirdikten sonra, Suriye yönetimi, “Suriye’nin her zaman İran’la hareket edeceğini” ilan ederek, kendi iç kamuoyuna mesaj vermişti. Suriye; Tunus ve Mısır’ın yönetiminin gitmesiyle Libya’daki halk ayaklanmasının durdurulması gerektiğini düşünüyordu. Şayet Libya’da halk başarılı olursa sıranın kendilerine geleceğini düşünüyorlardı. Suriye’nin Libya’ya Kaddafi’ye destek amacıyla iki savaş pilotu gönderdiğini öğrendik. Bunlardan biri muhalifler tarafından yakalanmıştı. Bilindiği gibi İsrail’in de eğittiği beş bin Afrikalı paralı savaşçıyı Kaddafi güçlerine destek için göndermişti. Geçen hafta Tahran’dan Suriye’ye gitmekte olan bir İran uçağı Diyarbakır’a uğramış, Diyarbakır’da aramaya tabi tutulmuştu. Aramalar sonucunda uçakta silah bulunduğu ileri sürüldü. Bunlara el konulduğunu öğrendik.
Suriye’nin en önemli şehirleri olan Der’a, Humus, Halep, Şam şehirlerine yayılan gösterilerin, Suriye’deki halk hareketlerinin daha yeni başladığının işareti olsa gerek. Özellikle Der’a şehrinde güvenlik güçlerinin sert müdahalesi nedeniyle şimdiden onlarca kişinin olaylarda ölmesi, çok sayıda yaralı olmasına rağmen, göstericilerin daha kararlı davrandıkları ve gösterilere devam etmelerini hayra yormamak lazım. Suriye yönetiminin şimdilik olayları yatıştırma yolunu tercih ettiği görülüyor. Ortadoğu’da halkın üzerine gitmenin faturasının bu günlerde ağır olabileceğini göz önünde tutuyorlar. Suriye, bütün bu değişime rağmen Ortadoğu’da insan hakları yönünden en sıkıntılı ülke olmayı sürdürüyor. Şayet süratle halkına seçme-seçilme, vatandaşlık hakkı ( halkının bir kısmı hala vatandaş sayılmıyor ) gibi asgari haklarını vermezse, ülkedeki siyasi tutukluları serbest bırakmazsa, yasama, yürütme ve yargıda halkın yararına reform yapmazsa, ülke iç savaşa sürüklenir. Böyle bir durumda Libya’daki iç savaştan daha kötü bir sonuçla karşılaşabiliriz. Bu durumda Ortadoğu’da halk hareketlerinin arasında en kanlısı Suriye’deki halk hareketi olur. Halk gösterileri daha bir haftayı bulmamasına rağmen Suriye güvenlik güçlerinin sert tutumu karşısında İranlı yetkililerden henüz bir kınama gelmedi.
Körfez Ülkeleri ile Türkiye
Körfez ülkeleriyle Türkiye’nin yakınlaşmasına gelince: Bu yakınlaşma hem Türkiye’nin hem de Körfez ülkelerinin geleceği açısından tarihi bir ittifaktır. Türkiye ile Körfez İşbirliği Teşkilatı ülkeleri arasında imzalanan Memorandum ile “ Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog” mekanizması kuruldu. KİK Genel Sekreteri Abdurrahman el-Atiyyah iki taraf arasında ekonomi, siyaset ve güvenlik alanlarında büyük bir işbirliği sunacağını belirtmişti. Böyle bir antlaşmanın ilk defa Körfez ülkeleri dışında bir ülkeyle imzalanması, Türkiye’ye verilen öneme işaret ediyor. Körfez ülkeleri bu antlaşmanın özellikle İran’a karşı yapılmadığını ileri sürmüşlerdi. İran’ın istemesi halinde onunla da böyle bir antlaşma yapılacağı söylenmişti. Bununla birlikte Körfez ülkelerinin böyle bir antlaşmayı ilk defa Türkiye ile yapmalarını İran ve ABD arasında sıkışıp kalmayı önlemeye dönük ince bir siyaset olarak görmek gerekir. Türkiye’nin yumuşak gücü burada etkin bir şekilde devreye girmelidir.
Bu olaylardan sonra Körfez ülkelerinin bazılarının yeniden birleşik bir devlete gidebileceklerini beklemek
lazım.
lazım.
Ortadoğu’da ümmet bilincine sahip ağabeylere ihtiyaç var
İran Arap Dünyası’nda başlayan halk hareketlerini sahiplenmiş görünüyor. Diğer yazılarımda da belirtmiştim ( Sağır Sultanlar ve Uyanık Ortadoğu Halkı, Timeturk.com ). Arap Coğrafyasında bu tür halk hareketleri İran’dan çok daha önce başlamıştı. Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Libya, Cezayir ve Fas gibi ülkelerde İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlara karşı halk ayaklanmaları olmuş, bir kısmı başarılı olamamış, bir kısmı ise uzun kanlı savaşlardan sonra başarıya ulaşmıştı. Yakın zamanda Mısırlılar İhvan-ı Müslimin’in öncülüğünde 1952’de Kral Faruk’u devirmeleri Arap Coğrafyası’nda bir dönüm noktasıydı. Mısır Abdunnasır’ın yönetimine geçince, devrimin İslami yönü ortadan kaldırıldı. Bu kıyam Libya lideri Muammer Kaddafi’den birçok Arap ülkesinde yönetimin el değiştirmesine neden olmuştu. Bu sefer gelenler gidenleri aratır oldu. Bu halk hareketlerini kendi içindeki şartlara bağlamak gerekir.
Körfezin tansiyonu hızla ve en kısa sürede düşürülmesi gerekir. Biz Müslümanlar mezhep gözetmeksizin Irak ve Libya’dan ders almalıyız. Bu bölgede olacak bir savaş hem bölge insanından yüz binlercesinin ölümüne neden olacak hem de bölgenin kontrolü dış güçlerin eline geçme tehlikesi yaşayacak.
İran’ın içi de homojen değil. Orada da ciddi halk hareketliliği var. Bastırılmış güçlü bir muhalefet var. Rejimin savunucuları olmakla birlikte ıslahat taraftarları muhalif liderler Mir Hüseyin Musavi ve Mehdi Kerrubi’nin önderliğinde binlerce gösterici Tahran sokaklarında barışçı taleplerde bulunmuş, İran yönetimi bunlara sert karşılık vermişti. Bu liderler tutuklandıkları zaman, gösteriler yapılmış, emniyet güçleri çok sert müdahalede bulunarak iki yüzden fazla kişiyi gözaltına almıştı. Ayrıca ülke nüfusunun en az %20’sini oluşturan büyük bir Sünni kitle var. Onlar ülkede sanki hiç yoklar gibi hareket ediliyor. Yarın bunlar ayaklandıkları vakit İran bunlara hoş görü ile bakacak mı?
17.03.2011’de İran Meclisi kitlesel halk hareketlerini desteklediğine dair bir bildiri yayınladı. Bildiride kısaca şunlara yer verildi: ”Bu ülkelerdeki ordu ve güvenlik güçlerinin bu hassas dönemde tarihi görevlerini yerine getirerek "katil rejimlerin" yıkılması için mazlum halkların yanında yer almaları talep edildi.
Bildiride, Bahreyn, Libya ve Yemen'de ayağa kalkan halkların, "gayri meşru rejimleri yıkmadan yerlerine oturmayacaklarının herkesçe bilindiği" görüşü dile getirildi.”
Bildiride, Bahreyn, Libya ve Yemen'de ayağa kalkan halkların, "gayri meşru rejimleri yıkmadan yerlerine oturmayacaklarının herkesçe bilindiği" görüşü dile getirildi.”
Bu bildiride de görüldüğü gibi İran Meclisi, Bahreyn Şii halkını kışkırtmaya devam ediyor.
Bölgenin huzuru için bundan sonra ne yapmalı?
1. Türkiye bu sürece etkin bir şekilde katılarak tarafları bir araya getirmeli. İran’ı, Suudi Arabistan’ı, Bahreyn’i ve Körfezin diğer ülkelerini masaya oturmaya ikna etmeli.
2. Özellikle Körfez bölgesinde mezhepçi yayılmalardan kaçınmak, İran ve Körfez ülkelerinin selameti için elzemdir.
3. İran’ın, Körfez ülkelerinin kendisine ait topraklar olduğunu ikide bir deklare ederek Körfez ülkelerini tedirgin etmemesi gerekir. İran’ın Körfez’de hak iddia etmesi ne tarihen ne de aklen gerçekçi değil. Bu mantıkla hareket edecek olursak, Osmanlı döneminde bu ülkeyi uzun süre bizim yönettiğimiz göz önünde tutulacak olursa, bölgede İran’ın değil, Türkiye’nin hak iddia etmesi gerekir. Oysa Bahreyn Bahreynlilerin, Kuveyt Kuveytlilerin, Katar Katarlıların… olmalı. Bu ülkelerde yaşayan Şii nüfus da gözünü İran’a dikmemeli. Ülkesini başka bir ülke ile tehdit etmekten vazgeçmeli. Bu ülkeler İran’ın, İngiltere’nin, ABD’nin veya başka bir ülkenin toprakları değil.
4. Bu bölgenin ağabeyi konumundaki ülkelerin birbirlerine daha fazla güvenmelerini sağlamak lazım. İran ve Suudi Arabistan’ın aralarındaki ihtilafları giderici çalışmalar yapmak gerekir. Tansiyonu hızla düşürmek gerekir. Bahreyn’e gecikmiş bir müdahale olsaydı, % 40’tan fazla nüfusu olan Sünniler için (Irak’ta olduğu gibi ) Bahreyn bir Kerbela olurdu.
5. Bahreyn’in Şii halkı ile yönetimi barıştırılmalı, ıslahatlar yapılmalı, İran ve Türkiye bu süreci kolaylaştıracak adımlar atmalı.
6. Bahreyn Şiilerinin artık yönetimi devirme planlarından vazgeçmesi sağlanmalı, kendilerinin İran’ın bir eyaleti olmadıklarını kabul etmelerini anlatmalı.
7. İran kendi içinde de ıslahat yapmalı, ülkede Bahreynliler için istediği ıslahatı kendi ülkesinde de yapmalıdır. Bahreyn’deki Şii halkın hukukunu gözetmeden önce kendi Sünni vatandaşının hukukunu gözetmeli.
Bölge Şiilik, Sünnilik ayrışmalarını kaldıramayacak kadar kırılgan. İslam kardeşliğini yaygınlaştırmalıyız. Bu coğrafyayı ümmet bilinci harcı bir arada tutabilir. Fitnelerden tefrikalardan uzak durmak hem dinen, hem de ahlaken bir zorunluluktur. Çünkü bu coğrafyanın insanları olarak bizler aynı dine mensup kardeş komşularız. Bu nedenle İran’ın Sünni ülkelerde mezhep yayılmacılığı anlayışını durdurmalıdır. Sünni halkı kendi arka bahçesi gibi görmekten vazgeçmelidir.
Ali
Yazarın olayları ve gerçekleri delilleriyle ortaya koyduğu yazı dizisi Türkiye'deki bazı algı ve yanılgıları alt üst edecektir. Bu tür gerçekleri ifade edenleri fitneci,mezhepçi diye suçlamaktak yerine oturup olayları ilmi ve tarihi bir perspektiften okumak gerekir. Yaşanan olaylar üzüntü verici,akan kan müslüman kanı. Yazar gibi hepimizin temennisi İslam kardeşliği. Türkiye'nin insiyatif geliştirmesi hem bölge devletlerinin hem bizlerin temennisi.
30.03.2011 17:59:46
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon