27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Körfez Ülkelerindeki Depremin Ortadoğu’ya vereceği hasar (3)
sebahattinarslan@timeturk.com
Geçen iki yazımda Bahreyn ve Körfez hakkında bilgi verdim. Bu yazımda da halihazırda Körfez ve Bahreyn’nin durumu ile önümüzdeki günlerin bize ne getireceği üzerinde duracağım.
Körfez Ülkeleri’nde, merkezi üssü Bahreyn olan Halk Hareketleri görünen o ki, Suudi Arabistan’a da sirayet etmiş durumda. Dışarıdan gözlemleyenler için Bahreyn’deki ayaklanmanın yavaş yavaş Tunus olaylarına benzediğini söylemek mümkün. Bu düşünceden hareketle, Bahreyn Tunus olursa, Suudi Arabistan’ı da Mısır’ın akıbetini beklediğini söylemek gerekir. Böyle bir mantık ileri sürmek mümkün olsa da, gerçekte ne Tunus Bahreyn’e, ne de Mısır Suudi Arabistan’a benzer.
Bildiğimiz gibi halkı Müslüman olmasına rağmen, Tunus’ta dini tamamen ret eden, halkı demir yumrukla yöneten katı bir laik yönetim iktidardaydı. Bu iktidar elli yıldan beri halkın derdine derman olamamış; fakirliği yok edemediği gibi, halkın temel hürriyetini de elinden almıştı. Muhalefet edebilecek olanları ya ortadan kaldırmış, ya hapislerde çürütmüş ya da, ülkeyi terk etmelerine sebep olmuştur. Mısır’da katı bir laiklik uygulanmadıysa da, yöneticilerin halka bakış açıları ile yaklaşımları bir çok yönden Tunus’un yöneticilerine benzemektedir. Hüsnü Mübarek yönetimindeki Mısır halkından yüz binlercesi hapsedildi, öldürüldü, malları ellerinden alındı… Oysa Bahreyn’deki fikir hürriyeti, dini hürriyetler ve ticaret hürriyeti, her iki ülkeden çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Yaşam standardındaki üstünlük ile Bahreynliler ne Mısır halkı ne de Tunus halkı ile kıyas edilebilir.
Öncelikle Bahreyn’de son durum üzerinde durarak konuyu ele alalım. Bahryen’de bir aydır Şii göstericilerin başlattığı gösteriler, bu hafta da devam etti. Dışarıdan oldukça barışçıl bir hak talebi gibi görünen bu gösteriler,bir ay içinde planlı bir şekilde güvenlik güçlerini ve hükümeti tahrik edecek boyuta ulaştı. Hak talepleri başlangıçta devletin siyasi reformlar yapması yönünde makul sayılan talepler etrafında döndü. Kral bu talepleri konuşmak için bir ay muhatap aradı. Ancak muhatap bulamadı.İlk iki haftada bazı gerginlikler dışında gösterilere ciddi müdahalede bulunulmadı. Özellikle ikinci haftadan sonra göstericilerin temsilcileri olarak ortaya çıkanlar Bahreyn yönetimi ile görüşmeyeceklerini, onları muhatap kabul etmeyeceklerini kesin bir dille ifade ettiler. Taleplerinin Cumhuriyet olduğunu ilan ettiler. Bunun dışında hiçbir teklifi kabul etmediklerini ilan ettiler. Ilımlı Şii gruplarını da tehdit ederek, göstericiler adına hükümetle görüşme yapacak olanların kendilerini temsil etmeyeceklerini bildirdiler .Bu açıklamaları yapanlardan Ayetullah Şeyh İsa Kasım Manama’da Cuma namazında iki hafta önce yaptığı açıklamada: “Halkların taleplerinin aksi yönünde olacak her türlü diyalogun hiçbir değeri yoktur ve bu krizin çözüm yolu olmayacaktır. Bu müzakere halkın isteği ve kabulüyle gerçekleşecektir.” Bir diğer Şii lider olan Şeyh Hasan Müşeyma Beyrut’tan Manama’ya gelirken çok daha tehditkar bir açıklama yaptı. “el- Ahbar” gazetesine vermiş olduğu röportajında bir iç savaşa hazır olduklarını ilan eder gibiydi. Müşeyma: “Eğer Bahreyn’e hakim güçler Arabistan’dan yardım almaya yönelirse, o zaman Bahreyn devletine muhalif güçlerin de İran’a yönelerek halkın yararına olacak yardım talebinde bulunma hakkı doğacaktır. Eğer Suudi Arabistan ordusu Bahreyn iç işlerine karışırsa, o zaman İran ordusunun da Bahreyn halkını korumak için müdahale etme hakkı doğar.”
Bu açıklamaların ve meydan okumanın önceden planlanan bir başkaldırı olmadığını kimse iddia edemez. Bahreyn Devletinin önüne iki seçenek koydukları anlaşılıyor: Ya Bahreyn yönetimi devleti Şiilere teslim edecek, ya da iç savaşı kabul edecek. Devleti Şiilere teslim etmeyeceğine göre, iç savaş kaçınılmaz olarak görülüyordu. Şiilerin meydanları doldurması, yolları, kapatması, sağlık merkezlerini işgal etmesi, ticaret merkezlerinin bulunduğu yerleri işgal etmesi ile başlayan işgal süreci, zaten bu bir ayda ülkeyi kontrol altına almak üzere olduklarını gösteriyordu. Bu kitle, bulundukları yerden ayrılmıyorsa, devletin zor kullanarak onları bulundukları yerden atması mümkün görülmüyordu. Devlet bu kadar büyük bir kitleye karşı silah da kullanamazdı. Ordu ve polis bir taraftan ülkenin hassas noktalarını korumaya çalışırken diğer taraftan Şiileri durdurması mümkün görülmüyordu. Geçen hafta göstericilerin hassas bölgeleri işgal etmeye yöneldiklerini görmeye başlamıştık. Gösterilerin uzlaşmayı ve yönetimle konuşmayı son haftada da kesin ret etmeleri, gerilimin sonuna geldiğimizi görüyorduk.
Sünni halkın tahriklerden uzak durması
Her ne kadar Türkiye’de haberlerde Bahreyn Sünni nüfus oranı az gösterilmeye çalışılsa da, ülkede en az % 40 Sünni nüfus oranı olduğunu unutmamak lazım. Bu oranı Bahreynli Şiiler iki yıl önce bizzat bana söylemişlerdi. Bahreyn yönetimi İnci Meydanı’na müdahale etmeden önce, halkın Sünni kesimi de bugünlerde büyük baskı altında yaşadıklarını söylemek gerekir. Sünni halk olaylar baş gösterdiği zaman olaylara karışmamaya ve iç savaşa sebep olmamaya çalıştılar. Ancak gösterilerin özellikle ikinci haftasında Şii göstericilerin kendilerine karşı tahrikleri ve saldırıları nedeniyle Sünniler de bir defalığına sayıları üç yüz bini aşan bir gösteride bulundular. Ayrıca Sünni alimler Şii alim ve kanaat önderlerine defalarca yönetimle diyaloğa katılmaları ve fitneden kaçınmaları çağrısında bulundular. Bu çağrılar cevapsız kaldı. Şiilerin elindeki beş bakanlıktan biri olan Sağlık Bakanlığı’na bağlı ülkenin en büyük hastanesi ve birçok klinik ve hastane de Şiilerin işgali altındaydı. Bu nedenle Sünniler bu bir ayda sağlık açısından çok ciddi sıkıntılar yaşadılar. Şii göstericiler başlangıçta Sünnileri yanlarına çekmek için uğraştılarsa da Sünniler bu oyuna gelmediler. Bunda başarılı olamayınca, bir ayda devlet otoritesinin olmadığını, devletin kendilerine güç yetiremeyeceğini işleyerek Sünni halkı da defalarca tahrik ettiler. Sünnilerin bu tahrike kapılmamaları önü alınamayacak bir iç savaşı önledi. Buna örnek olarak El-Ceziire’ye birçok defa açıklamada bulunan Dr.Semira Receb (Şura Meclisi üyesi ), son açıklaması da şöyleydi:” Hükümet sabırla Şii ayaklanmasına karşı sonuna kadar müsamaha gösterirken ve onlarla anlaşmak için her türlü yolu denerken, Şiiler hiçbir şekilde görüşmeye yanaşmıyorlar. Hükümet suçları sabit olan tutukluları bile serbest bıraktı. Geçen hafta Şiilerle polis arasında çıkan arbedede bıçaklarla saldırarak bölgenin polis reisini ağır yaralayarak çok sayıda polisin yaralanmasına sebep oldular. Hükümeti, polisi ve askerleri kışkırtmak için ellerinden geleni ardına koymadılar. Manama’nın ve ülkenin en büyük hastanesini şu anda işgal etmiş durumdalar. Sürekli yalan haber veriyorlar”
Körfez İşbirliği Konseyinin olaya müdahale etmesi
Bahreyn yönetimi zannımca elindeki bütün imkanı kullanarak bütün iyi niyetine rağmen bu krizi aşamadı. Olayın en başından beri barışçı olmayan bir başkaldırı olayı olduğunu taraflar biliyordu. Bahreyn yönetimi riskli bir ayı bekledikten sonra, artık müdahale etmek zorunda olduğunu görmeye başladı. Özellikle Beyrut’tan gelen Şeyh Müşeyma’nın Bahreyn yönetimini tehdit eden ifadeler kullanarak: “Eğer Bahreyn’e hakim güçler Arabistan’dan yardım almaya yönelirse, o zaman Bahreyn devletine muhalif güçlerin de İran’a yönelerek halkın yararına olacak yardım talebinde bulunma hakkı doğacaktır.” demesi, Bahreynli Şii göstericilerin “Bu işi biz kendi aramızda ( savaşla ) hal edelim. Yardım alırsan biz de yardım alırız” demesine benzer. Bu açıklamaları ve uzlaşmaya gelmeyen göstericilerin giderek ülkeyi işgal etmeye başlamaları ile Bahreyn Devleti kendisinin de arasında bulunduğu Körfez İşbirliği Konseyi’nden asker istemek zorunda kaldı. Buna önce Birleşik Arap Emirlikleri 500 askerle, Suudi Arabistan 1000’den fazla asker ve zırhlı araçla karşılık vererek 14.03.2011’de ülkeye girdi. Katar da bir gün sonra asker ve yardım malzemeleri gönderdi. Körfez ülkelerinden Bahreyn’e üst üste destek açıklamaları geldi. Katar Dışişleri Bakanı 14.03. 2011‘de:” Bahreyn’in barışçıl bir şekilde bu krizden çıkması için elimizden geleni yapmalıyız.” dedi.
Bu arada İran hükümet sözcüsü olayların kabul edilemez olduğunu söyleyerek, buna seyirci kalamayacaklarını ifade etti.
Dışarıdan gelen askerlerin ülkenin petrol tesisleri, elektrik santralleri, su dağıtım merkezleri, finans kurumları gibi stratejik yerlere yerleştirilmeye başlandı.
Bu olaydan hemen sonra Şii göstericileri temsilen Vifak Hareketi Derneği ve Şii Milletvekillerinin Parlamentodaki Başkanı Abdulcelil Halil İbrahim: ” Biz bazı taleplerimizin yerine getirilmesini istiyoruz. Bunlar niye buraya geldi. Biz diyalog dili istiyoruz. Askeri dil istemiyoruz. “ açıklaması yaptı. Açıklamadan önce diyaloğu ret eden Şii göstericiler, bu açıklamayla kendilerini mağdur olarak göstermiş oldular.
Kral aynı gün ülkede üç aylık olağan üstü hal ilan etti ve ülkedeki gösterilerin tehlikeli boyutlara varması nedeniyle, Silahlı Kuvvetlere bu krizden çıkması için tam yetki verdi. Ayrıca Bahreyn yönetimi, göstericilerin verilen süre içinde meydanları terk etmelerini, terk etmeyenlerin zor kullanılarak meydanlardan çıkartılacağını ilan etti. Bu açıklamalardan sonra Bahreyn’de bir ordu sözcüsü kendilerine gösterilere son vermeleri için tam yetki verildiğini bu yetki doğrultusunda hareket edeceklerini söyledi. Açıklamanın ardından 15.04.2011’de saat 16.00’dan ertesi gün saat 04’e kadar başta İnci Meydanı olmak üzere bütün alanlar göstericilerden arındırıldı.
Bu arada karşılıklı ölüm olayları olduğu söyleniyor. En az 5 ölü ve 200 yaralıdan söz ediliyor.
Bu arada karşılıklı ölüm olayları olduğu söyleniyor. En az 5 ölü ve 200 yaralıdan söz ediliyor.
Olaylardan sonra Lübnan Şiilerine ait olan Menar televizyonununa açıklama yapan Bahreynli Şii liderler, bu işin burada bitmediğini söylediler. Belki bu gösterilerde şimdilik başarısız olduklarını, ancak rejimi devirmede kararlarından bir değişiklik olmadığını söylediler. Bu yıl olmasa on yıl. On yıl olmasa yirmi yılda başarılı olacaklarını ifade ettiler.
17.04.2011’de Bahreyn yönetimi Şiilerin ileri gelenlerinden dört kişiyi tutukladığını açıkladı. Bunların arasında Lübnan’dan gelen Şeyh Müşeyma da var.
Bundan sora Bahreyn ve Körfezde neler beklenmelidir?
Öncelikle Bahreyn yönetiminin en son kararlarının isabetli olduğunu söylemem gerekir. Şayet biraz daha bekleseydi, Bahreyn’de kesin bir iç savaş olurdu. Bu iç savaş, şu anda Libya’da yaşanan iç savaştan daha kanlı olacağı muhakkaktı. Çünkü her ne kadar fitneyi büyütmemek için Sünni halk olaylara karışmaktan imtina ettiyse de gerilim çatışmaya dönüştüğünde, Şiilerin hedef kitlesi Sünnilerin olacağı muhakkaktı. Bu rejim yanlısı, bu değil yaklaşımıyla çok kan dökülürdü. Ayrıca olayları Bahreyn yönetiminin kontrol altına almama ihtimali çok büyük olurdu. Ülke bir harabeye dönüşürdü. Şiilerin eline geçtiğinde ise, tamamen İran’ın uydusu haline gelirdi. Olayları bastırmada can kaybının olması elbette ki üzücüdür. Can kaybını elbette hafife almıyoruz ve olayların kansız bir şekilde bitmesini temenni ediyoruz. Ancak, geçen otuz yılda Şiilerin rejimi ortadan kaldırmak için yaptıkları sayısız silahlı girişimde ölenlerin sayısını göz önünde bulundurduğumuzda, Bahreyn yönetiminin çok az can kaybıyla olayları şimdilik bastırdığını söyleyebiliriz.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad: "Bugün Bahreyn'deki halkın çoğunluğuna uygulanan baskıya şahit oluyoruz. Top ve tüfek kullanıyorlar. Olanlar kötü, yersiz ve telafisi olanaksız." açıklaması, İran’ın bu olaylara sessiz kalmayacağını gösteriyor.
Bu olaylar İran tarafından çok önceden tertiplenmiş gibi görünüyor. Elbette bundan sonrası için bir senaryoları vardır. ABD’ye gelince. ABD’nin Irak savaşından sonra Sünni dünyayla işbirliğini bırakarak Şii dünyasıyla işbirliğine gittiği intibaını verdiğini düşünüyorum.
Burada birkaç soru var: 1. İran mı Suudi Arabistan mı Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği süreci yaşayacak? 2. Bunların olmayacağını düşünürsek, bundan sonra Bahreyn’in geleceği ne olacak? 3. Körfez Ülkeleri yeniden bir birliğe gidecek mi?
İran’ın Bahreyn’e olası bir müdahalesinde Suudi Arabistan ile çatışması (savaşması ) kesin. Bu gerilim Ortadoğu’yu nereye götürür? Bölgesel savaşa mı gidiyoruz? Hicazın durumu ne olacak?
enes
kanaatimce piyasada derinlik ve bilgilere dayalı olarak olayları en iyi analiz eden bir yazı..timeturk bence buna benzer yabancı makaleleri de çevirtmeli ve böylesi yazarlara daha çok gündeme dair makale yazmalarını tavsiye etmeli.teşekkürler
29.03.2011 15:30:50
salih erdem
saygıdeğer hocam, Bahreyn olayını dünden bugüne yaptığınız geniş değerlendirme için teşekkür ediyoruz. malesef genel durum pek iç açıcı değil. insallah yarınlar tüm islam coğrafyasına hayırlar getirir. temennimiz bütün ortadoğu ve diğer islam dünyasında varolan bu karmaşanın müslümanların lehine sonuçlanması. bunun zamanı çoktan geldi. başka tehirler istemiyoruz.
29.03.2011 15:25:33
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon