Mısır'da seçime itiraz
Mısır'da seçime itiraz
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Görmez: İslam'a dışarıdan baskı var
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Emniyet'ten pasaport alacaklara önemli uyarı
Abdullah Gül'den olur mu?
Abdullah Gül'den olur mu?
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
'Tanklarla evimi kuşatıp kapımı kırdılar'
Hilafet bizim için ne ifade ediyor?
sebahattinarslan@timeturk.com
07.04.2011





Hilafeti ucuzlatan ucuz insanlar
Hilafet aleyhinde geçmişte ( özellikle İngilizler başta olmak üzere ) çok sayıda sözüm ona ilmi toplantılar, ilmi yazılar kaleme alındığı malum. Amacını özetlersek, hilafet müessesesini sulandırarak, değerini düşürerek ortadan kaldırmak. Bu amaçla stratejik plan dahilinde öncelikle değerini düşürmek, hilafetin meşruluğunu tartışmaya açıp, Müslümanlar nezdindeki gücünü ve etkinliğini kırmaya yönelik çalışmalar yapmak. Elbette bu çalışmaların başında Hilafetin Kureyşiliği’ni kullanarak Osmanlı Hanedanının hilafetini sorgulamak geliyor. İslam Dünyası son asırda bile hilafetin Osmanlılarda kalmaması konusunda ciddi bir itiraz sergilememiştir. Çünkü böyle bir dertleri yoktu. Ayrıca yerine geçecek Osmanlı Hanedanı gibi güçlü siyasi kişilikler mevcut değildi.  Müslümanların Hilafeti tartışma konusu yapmaktan kaçındıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca hilafeti tartışma konusu yapanlara da hoş bakmamışlardır.
 
Diğer husus ise, hilafet müessesesinin Müslümanlar nezdindeki itibarını düşüremeyen batılı devlet ve kuruluşları, Osmanlı’nın İslam dünyasını koruması nedeniyle kendilerinin uğradığı zararı gidermek için, Hilafetin ya kaldırılmasını veya hakkını veremeyecek ve gücünü kullanamayacak birine devretmeleri. Buna en uygun düşebilecek olan siyasetin ise Müslümanların arasına fitne yayarak hilafetin Arapların hakkı olduğunu ileri sürmekti. Arap ileri gelenleri böyle bir çalışmanın Müslümanlar arasında tefrika amaçlı yapıldığını bilecek kadar idrak sahibi idiler. Araplar nezdinde bu çalışmalar ilgi uyandırmadı. Cemal Paşa’nın Suriye’deki idamları bile Hilafet üzerinde yaygın bir tartışmaya neden olmamıştır. Gerçi İttihatçıların icraatlarını ağır eleştirenler olmakla birlikte Sultan’ın şahsına halife olması hasebiyle genellikle hürmette kusur edilmemiştir. Bu olaylar “Sultanı esir alan” ittihatçılara mal edilmiştir. Bu da Arap ulemasının ve kamuoyunun halifeye bağlılığının büyük etkisinden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Buna örnek olarak,  Şerif Hüseyin’in Osmanlı Devleti’ne karşı kıyam ederken ileri sürdüğü gerekçelerini sıraladığında, Halifenin ittihatçıların elinde tutsak olmasını göstermesi manidardır. Bu gerekçelerindeki samimiyet tartışılabilir elbette. Ancak, Hilafetin Araplar nezdindeki ağırlığını göstermesi açısından önemli bir açıklamadır.
 Cemal Paşa olayları sonrasında çok az bir grup Hilafeti sorgulamakla birlikte, bunların ağırlıkları olduğu söylenemez.
Son devrin arşiv bilgilerini, gazete ve dergilerini incelediğimiz zaman bunun hilafına bir bilgiye rastlayamayız.  Özellikle Sultan Abdulhamid’in Araplar nezdindeki saygınlığını hatırlatmakta yarar var.Onun ümmeti birleştirici çalışmaları günümüzde bile Araplar nezdinde büyük bir değere haizdir. İttihatçıların ileri gelenlerinden hiç birinin hilafeti tartışma konusu yapmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İttihatçıların her türlü hata ve haksızlıklarına rağmen hatta, Sultan Abdulhamid’i tahttan indirmelerine rağmen, onların hilafete karşı oldukları, hilafeti ileride kaldıracaklarına dair elimizde elle tutulur bir bilgi veya belge yok. Şayet olsaydı, bu bilgiye muhalifleri vasıtasıyla ulaşabilirdik. Bilakis, hilafete çok önem verdiklerini, hilafetsiz Osmanlı’yı veya Hilafetsiz bir devleti düşünemeyeceklerini görüyoruz.  
 
Hilafetin Osmanlının son döneminde ve özellikle kaldırılmadan önceki son otuz yılında yöneticiler ve halk nezdinde hiçbir ağırlığının olmadığını söyleyenler ya gerçekleri hala gizlemek için açık açık olayları saptırıyor veya hilafetin manevi ağırlığının Müslümanlar üzerindeki etkisini, dünya siyaseti üzerindeki belirleyici gücünü, ağırlığını bilmiyor ( ! )
 
Özellikle Hilafet’in kaldırıldığı zamanlarda zaten bu kurumun hiçbir ağırlığı ve etkisinin kalmadığını söyleyenlerin I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda Halife-i Müslimin olan Sultan’ın hem İmparatorluğun Anadolu bölgesinden Arap yarımadasında ve hem de İmparatorluk sınırları dışındaki Müslümanların nasıl savaşa katılmak ve katkıda bulunmak için canla başla gayret ettiklerini iyi araştırmalılar. Hatta Libya Kurtuluş Savaşı’nın başındaki lider Şeyh Ahmed Senusi ( Allah ondan razı olsun ) Halife’nin I. Dünya Savaşı’nda kendisini İstanbul’a halkı irşad etmek için çağırması neticesinde Trablusgarb’ı terk ederek İstanbul’a hareket etmiş, Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Anadolu’da halkı cihada çağırmak ve irşad etmek için çalışmıştır.  Bu büyük Arap mücahid kendi toprakları işgal edilmişken ve mücadele içinde iken, bayrağı yardımcılarına devrederek Halife’nin ağırlığına ve sözüne gölge düşürmemeye çalışmış, emrine hemen uymuştur. Kendisi de bizzat çevresine Halife-i Müslimin’in çağrısını geri çeviremeyeceğini de söylemiştir.
 Halife-i Müslimin’in yeryüzündeki Müslümanlara yaptığı çağrı neticesinde dünyanın birçok yerinden bizzat bu davete uyarak, daveti bir emir telakki etmişlerdir. Dünyanın değişik yerlerinden gelen gönüllülerin dışında özellikle Hindistan’dan, Güneş Afrika’dan ve İngiltere’den birçok Müslüman doktor rahatlarını terk ederek bu davete koşmuşlardır. Hindistan, Malay Adaları Müslümanları, Rusya Müsümanları gibi uzak yerlerde olup da davete icabet edemeyenler ise aralarında paralar, altınlar toplayarak Osmanlı Devleti’ne savaşta bir katkısı olsun diye gönderdiklerini biliyoruz. Hindistan Müslümanlarının yardımları malumumuz. Ancak, Arapların yaşadığı bölgelerde Müslümanların savaşa canlarıyla ve mallarıyla bizzat katıldıklarını, hatta büyük yardımlarda bulunduklarını görmekteyiz. Mısırlıların Balkan Savaşlarında yaptığı yardımları biliyoruz. I. Dünya Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşı’na olan katkıları yeterince ele almıyoruz ( Konu ile ilgili “ Balkan Savaşlarında Gelen Arap Yardımları” adlı yazımıTimeturk’ta görebilirsiniz. ) Azerilerin, Buhara Müslümanları’nın ve Malay Müslümanları’nın ve daha sayamadığımız ümmetin diğer bölgelerindeki Müslümanların katkısını unutmamak gerekir. Sadece Malay Adaları Müslümanlarının Çanakkale Zaferini günlerce kutlamaları ve büyük yardımlar toplamaları başlı başına incelenmesi gereken önemli bir konudur. İngilizlerin kutlamaları engellemek için yaptığı baskı ve katliamlara rağmen Halife’nin zaferi dini bir ibadet anlayışı ve coşkusu içinde kutlanmıştı ( İlgilenenler için Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan konuya dair belgeler: “1:Çanakkale muharebesinin gidişatıyla ilgili raporların Malay diliyle yerli gazetelerde neşri ve Çanakkale ile Gelibolu zaferlerinin Malay Müslümanları arasında sevince yol açtığı, bundan böyle hutbelerin padişahın halifelik sıfatı yanında gazilik unvanı ilavesiyle okutulacağı hakkında Batavya Şehbenderliği'nin faaliyetleri ( Tarih:1915, Dosya No:2323, Gömlek No: 15, Fon Kodu: HR.SYS ).
2: Batavya'da cami-i kebirde ictima' eden binlerce efrad-ı müslimenin salat-ı iyd-ı said-ı fıtr'ı ( ramazan bayramı namazı ) eda eyledikleri ve namazdan sonra Padişah ve Asakir-i Osmaniye'nin muzafferiyeti için dua ettikleri ( Tarih:1915, Dosya No:2415, Gömlek No: 40, Fon Kodu: HR.SYS ).”
 
 
 
 
 
Osmanlı ile Hilafet bir bedenin eti ve kemiği gibiydi
 Hilafetin ağırlığı ve değerinden bahsederken elbette ki Osmanlı Devleti’nin ağırlığı ve değerini unutmamak gerekir. Ancak, şunu iyi bilmeli ki, ümmet için Osmanlı ile Hilafet bir vücudun eti ile kemiği gibi birbirlerinden ayrılamayacak bir cüz halini almıştı. Günümüzde bazı gazetecilerin ortalıkta atıp tutmaları ile gerçekler değişmez. Biz bu kısa ömrümüzde nice atıp tutanları, nice “yalan ve yanlış bilgileri” defalarca duyduk. Çoğunun yalan veya yanlış olduğu anlaşıldı. Bu yalan veya yanlış bilgilere artık resmi tarihçilerimiz bile sahip çıkamaz oldu. Geri kalan yalanlar da zamanla ilmi araştırmalar veya devletin koruma güdüsüne gerek kalmadığı ve artık devletin bir sözle, bir yazıyla ortadan kalkmayacağı kanaatı oluştuğu zaman kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Yakın zamanların faili meçhuller bir bir aydınlanmaya başlandı. İslam Medeniyetinin önemli sembolleri, tarihi kurumları, kişilikleri her gün biraz daha yakın geçmişte ve günümüzde atılan çamurlardan temizleniyor. Temizlenecek de. Gerçekte kendini Müslüman olarak gören ve İslam’a bir müsteşrik mantığı ve bakış açısıyla bakmayan, araştıran her Müslüman, Hilafetin kuru bir isim olmadığını, İslam’da önemli bir müessese olduğunu bilir. Hilafeti küçültücü  yalan veya yanlış bilgileri bilerek veya bilmeyerek ileri süren, yayan, destekleyenlerden her zaman bir özür bekliyoruz.
SIDDIK
Sebahattin Bey sizi böyle önemli bir konuyu, insanların zihinlerinden sökülüp atılmak istenen bir konuyu gündeme getirdiğiniz için tebrik ediyorum.. Allaha emnet olun...
12.04.2011 01:17:37
Sebahattin Arslan
Birileri kuyuya taş atar biz müslümanlar da yazılarımızla çıkarmaya çalışırız.
Abdurrahim Bey'in haklı yakınmasına katılıyorum. Belli gizli örgütlerden kastettiğim, Hilafetçi, şeriyatçı vs. diyerek müslümanları sanki suç işleyen bir örgütün mensubuymuş gibi göstermek isteyenleredir sözüm. Yoksa Hilafeti üstün tutan veya şeriyatı diğer tabirle islam hukukunu üstün tutan neden gizli örgüt mensubu olsun. Zan ediyorum yanlış anlaşıldım.Selam ve dua ile.
09.04.2011 20:41:41
Mustafa Kadir Çelik
'Hilafet' ten ayrı olarak 'ab' tarzı 'İslam Birliği' yada 'ortadoğu birliği' olabilir mi? Olursa ne olur? Hilafet bir sonraki planda kalır mı?
09.04.2011 17:45:40
Mustafa Kadir Çelik
Selam aleyk.
Uzun yıllardır süregelen ve özellikle de şimdiki zaman diliminde, Ortadoğudaki son isyanlarda daha çok ön plana çıkan, gerek emperyal güçler (abd,ingiltire,israil) gerek batı emperyalizmi (avrupa birliği) nin sivil katliamı ve sömürü politikaları karşısında Müslüman halkların, devletlerin artık 'AB' gibi 'İslam Birliği', 'ortadoğu birliği' kurulmasının, adımlarının atılması gerekildiği farklı yazarların makalelerinde ve internet haber merkezlerinde dile getiriliyor.
09.04.2011 17:39:51
abdurrahim
kardeşimiz olur. eğer söylentiden ibaretse birileri söylüyor ve birileride bunu dillendiriyorsa o zaman kim kullanılmış olur. yazınız için tekrar tşk ederim. selametle...
09.04.2011 13:43:04
abdurrahim
iftira atmaktan ve iftiraya maruz kalmaktan Alemlerin Rabbine sığınırım. sizin gibi değerli bir yazarın gizli örgüt cemaat kitle hilafetci şeriatcı vs değiniz kitlelerin gerçekten birilerine hizmet ettiğinize dair bir deliliniz varmı. bunları bilmek bizim içinde çok önemli. eğer yoksa Allah muhafaza yüzlerce binlerce müslümana iftira atmış olmazmıyız. yani söylediğiniz şey hafife alınacak birşey değil. buna dair kesin yakin bir delilimiz yoksa mahşerde yakamıza yapışacak çok fazla müslüman
09.04.2011 13:41:38
mahmut
Bu sebeple Sabahattin bey in bu denli önemli bir konuyu kaleme almış olmasını büyük bir cesaret göstergesi olarak algılıyorum. Hilafet kavramının zihinlerden kazındığı geçmişimizi hatırlarsan bu kavramın tekrar zihinlerimize terkiz edilmesi için gayret göstermeyi çok önemli islami bir farıza olarak da görmemiz gerekiyor. Yani bu sadece Salahattin bey in değil tüm islami kimlik sahibi yazar ve kanaat önderi alimlerimizin asli görevlerinden biridir.
09.04.2011 12:42:46
mahmut
Müslümanlardaki bu paranoyak zihni kalıntının muhakkak temizlenmesi gerekmektedir. Önyargılardan arınmış ve bizatihi zahirde olanlara bakan müslüman kimlikler inşa etmeliyiz. Hilafet için İslamın olmazsa olmazı değildir diyen ve hilafet düşüncesini dillendirenleri hemen bir yerlere angaje edilmiş kimlikler olarak tanımlayan bu düşüncenin sahipleri, kendi içinde bulunduğu şartlar ve imkanların ağırlığı altında ezilmiş kimlik yoksunlunğu yaşayan konjektörel zamanın kullanıp attığı kişilerdir.
09.04.2011 12:36:49
mahmut
Hilafet kavramı ümmetin zihinlerinden o kadar kazınmışki Herhangi bir alim yazar kanaat önderi veya kitle bu kavram üzerine kamuoyu oluşturmaya başladığı zaman ve müslümanlarda hilafete yönelik zihin yoklamasını gerçekleştirdiği zaman, hemen Abdullah nuroğlu arkadaşımızın saplantısı ile karşı karşıya kalıyor malesef. hemen şu ifade kullanılıveriyor:'müslüman topluma zarar veren ve belli güçler tarafından angaje edilen kişiler veya kitleler' sakın bunlara ve söylediklerine bakmayın...
09.04.2011 12:29:35
Sebahattin Arslan
Arkadaşımızın gizli örgütler tarafından angaje edilen kişilerin yazıları gibi yazımızı değerlendirmesine esef duyarım sadece. Bu arkadaşa bir gizli örgütün mensubu adına yazdığını mı söyleyelim. Kimsenin sözcüsü veya kalemşörü olmadığımı bilen bilir. İçinde bulunduğumuz şartlara gelince. Biz, görmek istemeyenler görmese de zaten o sürecin içindeyiz. İçinde bulunduğumuz şartlar ve bugünlerde yaşadıklarımız bizi hilafete zorlayacaktır.
09.04.2011 12:00:18
Sebahattin Arslan
Yazımı Hilafet müessesesinin son zamanlarda karalama kampanyasıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekmek için kaleme aldım. İslam Hukukunu doğulu bir müsteşrik mantığıyla değil de bir müslüman olarak incelediğimizde Hilafetin varlığını inkar edilemez. Kura'ı Kerim'deki Ulul Emr ifadesi Allah'ın, Rasul'ün yolundan giden için kullanılmıştır. Belli gizli örgütler islam müesseselerinin tamamını zaten lekeledi. Hilafetçiler, şeriyatçılar vs. vs. Bu gizli örgütlerin kimler için çalıştığı herkesin malum
09.04.2011 11:53:45
abdullah nuroğlu
islam hukuku iyi tahlil edildiğinde ortaya çıkan sonuç, dinin yönetimin esasıyla ilgili şekilci bir yaklaşım ifade etmediğidir. Kuran da belirlenen sadece, yöneticinin adil olması, tebanın meşru yönetime itaati vb. genel prensiplerdir. dolayısıyla hilafet islamın olmazsa olmazı değildir. aslında bu konuda ısrarcı olan yaklaşımları, içinde bulunduğumuz şartlar açısından değerlendirdiğimizde müslüman topluma zarar veren ve belli gizli örgütler tarafından angaje edilen kişiler olduklarını görürüz
09.04.2011 05:29:01
kemakeş..
ne laiklik ne demokrasi ne de herhangi bir iki yüzlülük... yalnız hilafeti arzuluyorum.. halif-i ruy-i zemini.. Osmanı, yavuzu, Fatihi, Ömereynii, Aliyi, harunu...
08.04.2011 14:44:34
MÜMİN SEÇİM
inşaALLAH ne olacak nübüvvet minhacı üzere hilafet. bu kendi kendine olmayacak. ALLAH safımımızı hayırdan yana belirlesin ve ayaklarımızı sabit kılsın
08.04.2011 12:30:01
abdurrahim
Allah’ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. sonra nübüvvet me-todu üzere hilâfet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)
08.04.2011 11:01:59
abdurrahim
tekrar tşk ederim.Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]şöyle dedi:
“Allah [Azze ve Celle]’nin bulunmasını dile-diği müddet, içinizde nübüvvet ola-caktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra nübüvvet metodu üzere hilâfet olacaktır. Allah [Azze ve Celle]’nin dilediği kadar kalacak, dile-diğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. Al-lah’ın bulunmasını dilediği kadar ka-lacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yönetici-ler olacaktı
08.04.2011 11:00:42
abdurrahim
kıymetli yazar arkadaşımız sebahattin bey. bu yazınızdan dolayı size minnettarım. Hilafetin ve Halifenin ne kadar önemli bir mesele olduğunu kardeşlerimize hatırlatmanız çok önemli. İslamın tekrar yeryüzüne hakim olacağı gerçeği apaçık ortadayken bu hakimiyetinde sadece Allah'ın razı olduğu yönetim sistemi olan Hilafetle olacağı ve bu yola ancak Rasulullah'ın (sav) izinden giderek olacağı kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir. ne demokrasi nede başka bir yolla İslam gelmeyecektir.
08.04.2011 10:59:31
süleyman
sabahattin bey'e ümmetin unutulmuş bu değerini, Rasulüllah'ın 'kalkandır, ancak onunla korunulabilir..' dediği İmam/Halifenin önemini eele alan bu yazınız dan dolayı tebrik ediyorum. özellikle bugünlerde ümmetin işgal edilmiş topraklarını, kirletilen namuslarını, sömürülen servetlerini koruyacak bir kalkana ve Allahın indirdikleri ile hükmederek bizleri sömürge sistemlerinden, emperyalist kalkınma modellerinin pençesinden islamın adaletine kavuşturacak Halifelere ne kadar ihtiyacımız var....
07.04.2011 20:31:03
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
  Değer Artış
Euro 2,3110
Dolar 1,8470
Altın 93,4081
Röportaj
Gazeteler
Facebook