27 Mayıs 2012 Pazar
![]() |
Bahreynde Halk ayaklanmasının arkasında kimler var
sebahattinarslan@timeturk.com
Osmanlı Devletinin sonuna kadar Bahreyn ve Basra Körfezi üzerindeki hükümranlık haklarından vazgeçmediğini görüyoruz. 1800’lerin başına geldiğimizde İngiltere’nin başta Bahreyn olmak üzere Basra Körfezi’ne nüfuz etmeye çalıştığını görmekteyiz. 1900’lerin başına geldiğimizde ise İngiltere’nin bu bölgedeki faaliyetlerinde daha cüretkar ve ısrarcı davrandığını görmek mümkündür. Ancak, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye geçit vermediğini görmekteyiz. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla İngiltere bu bölgeleri işgal etmiş, uzun bir süre elinde tutmuştur.
İngiltere Körfez Ülkeleri’ne bağımsızlık verdiği zaman, antlaşmalarla imtiyazlarını garanti altına almıştır. İranlıların günümüzde Başta Bahreyn olmak üzere zaman zaman Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’dan hak iddia etmeleri, Körfez ülkelerinin bulunduğu bölgenin kendilerine ait olduğunu ileri sürmeleri, tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir. Bugünkü Şii İran Devleti’nin temelinin 1500’lü yıllarda atıldığını göz önüne alırsak, o günden bu güne, İran’ın Körfez’de hükümranlık sürdüğü söylenemez. 16 ve 17. Yüzyılda bölge üzerinde nüfuzunu arttırmaya teşebbüs etmişse de, başarılı olamamıştır.
Bahreynin Osmanlıya ait olduğunu gösteren belgeler
Aşağıda Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden yüz elli yıl öncesinden itibaren özetini vereceğim belgelerden İran’ın adı hiç geçmemekte, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’yi bölgeye sokmamaya çalıştığı görülmektedir.
1. Bahreyn Sahillerine konan fenerden dolayı gemilerden vergi alınması ve kumpanyaya dahil gemilerin tenzilatı geçişlerinin sağlanması. Dosya no: 266; Gömlek no: 18; Fon kodu: A.).MKT.NZD ( 1275H.-1858M.
2. Bahreyn sahilleri ile Necid ve Lahsa’nın yabancı müdahalelerinden korunması ve idarenin yürütülmesi konusunda alınacak tedbirleri belirlemek ve tartışmak üzere oluşturulan komisyona seçilen Seyyid Fazıl, Şura-yı Devlet Azası Abdullah, Piyade Dairesi Reisi Mehmed Paşalar ile Adliye Nezareti’nin toplantıya davet edilmeleri. Dosya no: 1490; Gömlek no: 49; Fon Kodu: DH.MKT.( 1305H.-1887 )
3. İngilizlerin Necid sahilleri ve Bahreyn Adası üzerinde hakimiyet kurma emellerine karşı tedbir alınması. Dosya no:1613; Gömlek no:19(1306H.-1888 )
Gömlek No:1331/S-016 Fon Kodu: İ..MBH.
4. Kuveyt Kaymakamı Mübarek El-Sabah Paşa ile Bahreyn ahalisi tarafından gönderilen harp ve Hilal-i Ahmer İanesi hakkında. Dosya no: 11; Gömlek no:331/S-016; Fon Kodu:İ..MBH. ( 1331H. )
5. Kuveyt Kaymakamı Şeyh Mübarek Es-Sabah, Muhammere Hakimi Şeyh Haz'al Han, Bahreyn Hakimi Şeyh İsa bin Halife ve bazı Bahreynlilerin nişanla taltifleri. Dosya no:13; Gömlek no:22; Fon Kodu: DH,MTV (1331H.)
6. İngilizlerin Bahreyn taraflarında daima dört beş harp gemisi bulundurdukları ve nümayiş yaptıkları cihetle Basra'da bulunan Zuhaf korveti büyüklüğünde üç harp gemisinin gönderilmesi hakkında Basra Vilayeti'nden gelen telgraf. Dosya no: 195; Gömlek no: 56 (1317H.-1899)
7. Hindistan Valisi Lord Körzon'un İngiliz harp gemileri ile Bahreyn, Kuveyt gibi bazı yerlere giderek faaliyetlerde bulunduğuna dair alınan şifreli telgrafnameler üzerine durumun Sadaret'e takdimi. Dosya No:776; Gömlek no:28 Fon Kodu: DH.MKT ( 1321H.)
8. İngiliz memurlarının Bahreyn'de gasp, baskın ve yağmalama faaliyetlerinde bulunması. Dosya no:227; Gömlek no: 58; Fon Kodu: Y..PRK.ASK. (1323H. )
9. Bahreyn İngiltere konsolosunun Katar'ın Şebe adasıyla Necid hakkında malumat toplamakta olduğu istihbar kılınmış olup Basra ile Bahreyn ve Katar sahillerinin muhafazası için iki ganbot ile bir nakliye gemisinin hemen sevkiyle icab eden mevkilere miktar-ı kafi askerin ikamesiyle telgraf hattının Basra'dan Necid'e kadar uzatılması amacıyla gerekli keşfiyatın yapılması ve bu konudaki mütalaatın bildirilmesi. Dosya no: 2784; Gömlek no: 5; Fon Kodu: DH.MKT. ( 1327H. )
10. Bahreyn Emiri Şeyh Hamid'in oğlu Şeyh Halife'nin Bahreyn hakkında bazı bilgiler vermek için Dersaadet'e geldiği. Dosya no: 51; Gömlek no: 24; Fon Kodu: DH:MTV ( 1329H. )
11. Katar şibh-i ceziresiyle Bahreyn adalarındaki hükümranlık hakkının müdafaa ve muhafazasının devletçe kararlaştırılması Dosya no: 94; Gömlek no: 8; Fon Kodu: HR.SYS.
12. İngiltere Basra konsolosu tarafından Bahreyn adası sakinlerine yapılan müdahaleler ve Bahreyn'den Katif sahillerine hicret edecek aşiretler. Dosya no: 94; Gömlek no: 9; Fon Kodu: HR.SYS.
Yukarıdaki belgelerde, İngilizlerin Bahreyn ve karşı sahilleri ele geçirmek için ciddi teşebbüslerde bulunduklarını, kabileleri kışkırtmak için çaba sarf ettiklerini, halka göz dağı vermeye çalıştıklarını açık bir şekilde görüyoruz. Sultan II. Abdulhamid’in dirayetli siyaseti ile bu teşebbüsler durdurulmuştur.
Bugünkü Bahreyn’e dönecek olursak, Şiiler tarafından başlatılan halk ayaklanması şayet başarıya ulaşır, Bahreyn Şiilerin yönetimine geçerse, Körfez’de dengelerin alt üst olacağı muhakkak. Arap Yarımadası’nda Irak ve Suriye’den sonra ( Yemen’i saymazsak ) üçüncü bir Şii devlet ortaya çıkacaktır. Her ne kadar yalanlansa da, Bahreyn’deki ayaklanma, İran’ın uzun süredir bu ülkede yaptığı çalışmaların meyvesi olduğu bir gerçek. Bahreyn Şiilerin yönetimine geçerse, İran’ın Bahreyn üzerinden öncelikle Körfez Ülkeleri üzerindeki yayılmacı siyaseti güç kazanacak, ardından da Arap Yarımadasına nüfuz etmesi hızlanacaktır.
İran’ın, Basra Körfezi’nden Umman Devleti’ne kadar olan sahil şeridinde tarihten gelen haklarının olduğunu söylemesi, bölgenin tarihini bilenler açısından siyasi bir açıklama olarak görülmelidir. Bu yayılmacı siyaset karşısında Suudi Arabistan’ın sessiz kalması beklenemez. Esasında Suudi Arabistan Arap Yarımadasında Irak olayından sonra Saddam Hüseyin rejiminden kurtulmasının sevincini yaşamadan, Irak’ta kendisi açısından en az Saddam rejimi kadar tehlikeli gördüğü bir yönetimle karşı karşıya kaldı.
İran ve Suudi Arabistan’ın birbirlerine olan tarihten gelen düşmanlığı, Vehhabiliğin ortaya çıkmasından beri, bir asırdan fazladır mevcut. İran’ın Bahreyn üzerinden Suudi Arabistan’ın doğusunu harekete geçireceğini beklemekteyiz. Suudi Arabistan’ın alacağı tedbirlerin dozuna göre İran tepki verebilir.
Bahreyn’deki halk ayaklanması, Arap Coğrafyası’nda ortaya çıkan ayaklanmalardan çok farklı değerlendirmek gerekir. Ortadoğu’da son günlerdeki özgürlük rüzgarı, Bahreyn’deki olayların tetikleyicisi olamaz. Olsa olsa bu özgürlük rüzgarını kullanarak bir iktidar değişikliğine gitme fırsatı verir. Çünkü geçmişte çok sayıda başarısız ihtilal tecrübesi yaşamış bir Şii kitleden söz ediyoruz. Geçen gün Bahreynli Şiilerin İran’a gidip İranlı yetkililerle görüştükleri haberi yayınlanmıştı. Haber her iki taraftan da hemen yalanlandı. İran’ın üst düzey yetkililerinin bir iki yıl önce Bahreyn’in İran’a ait olduğu açıklamaları ortada iken, bu olaylarda Bahreyn muhalefetini yönlendirmediği veya organize etmediğini düşünmek safdillik olur. Olaylar Körfez
Ülkelerinde ve diğer ülke halklarında da ciddi etki bırakacaktır.
Bahreyn’in Şii muhalif liderlerinden Halk Hareketi lideri Hasan Müşeyma hakkında af çıktıktan sonra ülkesine dönmeden önce , Lübnan “el- Ahbar” gazetesine vermiş olduğu röportajında bir iç savaşa hazır olduklarını ilan eder gibiydi. Müşeyma: “Eğer Bahreyn’e hakim güçler Arabistan’dan yardım almaya yönelirse, o zaman Bahreyn devletine muhalif güçlerin de İran’a yönelerek halkın yararına olacak yardım talebinde bulunma hakkı doğacaktır. Eğer Arabistan ordusu Bahreyn iç işlerine karışırsa, o zaman İran ordusunun da Bahreyn halkını korumak için müdahale etme hakkı doğar.
El- Ahbar gazetesinin: Sizin istekleriniz devletin yıkılması yönünde mi, yoksa devletin yerinde kalarak ıslahat yapılması yönünde mi? Sorusuna Müşeyma şöyle yanıt verdi: Halkın ayaklanmasından önce bizler nizamın yıkılmasından yana değildik. Sadece ıslahat yapılması taraftarıydık. Ancak şimdi bu kadar az nüfuslu bir ülkede bu kadar kişinin bu yolda şehit düşmesi, bizi bu nizamın yıkılmasından daha az bir şeye kani etmez. Halkın bu nizamın yıkılmasını istemesi hakkı ve Al-i Halife’ye karşı güven duymaması doğaldır. (Ufkumuz.com, 02.03.2011)
Bu açıklamalarda görülen, çok önceden verilmiş olan bir kararın iyi bir zamanda ileriye sürülmesidir. Bu açıklamadan anladığımız, Bahreyn’deki yönetimle hiçbir zaman anlaşmayacaklarıdır.
Bahreyn’de bulunan Ayetullah Şeyh İsa Kasım başkent Manama’da geçen Cuma namazında Şeyh Müşeyma’ya yakın açıklamalarda bulundu. Şeyh İsa Kasım: “Halkların taleplerinin aksi yönünde olacak her türlü diyalogun hiçbir değeri yoktur ve bu krizin çözüm yolu olmayacaktır. Bu müzakere halkın isteği ve kabulüyle gerçekleşecektir. İki tarafın arasındaki ihtilaflar bu diyaloğa imkan vermemektedir. Şu anda halkla bu düzen arasında ihtilaflar vardır, dolayısıyla halkların izni olmadan bu müzakereler mümkün değildir. Devletle barışık olan temsilciler halkın müzakereler için temsilcisi olamaz.” “Her türlü barışçı gösterinin karşısında güç kullanarak kalabalığı dağıtmak din ve akıl açısından açık bir zulümdür…”
Ayetullah Şeyh İsa Kasım’ın altını çizdiği hususlardan biri, devletle yetkilileriyle kendilerinin arasındaki derin görüş farklılığı nedeniyle her iki taraf arasındaki uzlaşının mümkün olmadığını; ikinci önemli husus ise, Şii gruplar arasında uzlaşı isteyenlere verilen gözdağı dikkat çekicidir.
Bahreyn’de Şii gruplar içinde uzlaşma isteyen gruplar var. Şayet uzlaşma istemeyenler ağırlık kazanırsa, Bahreyn’de bir iç savaş muhtemel görünüyor. Bu iç savaşa İran’ın seyirci kalması düşünülemez. İran müdahil olursa, bölgede başka aktörlerin de Bahreyn’i yalnız bırakması zor görünüyor. Uzlaşma isteyenler ağır basarsa, kriz şimdilik bölgeye yayılmadan geçici bir süreye ertelenmiş olur.
Bu arada, İslami Vefa Hareketi, Hak Hareketi ve Hür Bahreynliler adlı üç siyasi oluşum, “Cumhuriyet İçin Birlik” adlı bir blok oluşturdular. Amaçlarının Bahreyn’de ( Irak’ta olduğu gibi ) demokratik bir cumhuriyete geçilmesi için birlikte hareket etmek olduğunu söyleyen oluşumun sözcüleri, sivil itaatsizlik ve barışçıl bir şekilde amaçlarına ulaşacaklarını söylediler. (El-Ceziire.net,09.03.2011) Bu son haberlerden de görüldüğü gibi uzlaşma her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Bu krizi aşacak ne İran ne Suudi Arabistan ne de ABD gibi batılı güçler. Krizi, tarafları bir araya getirerek çözecek olan ülke Türkiye’dir. Türkiye krizi büyümeden çözmelidir.Körfezde herkes sorumlu davranmak zorundadır. Bu krizin en önemli nedeni tarafların gerçek anlamda birbirlerine duydukları güvensizliktir.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Foto
Video
Yazarlar
Alıntı
Çeviri
Piyasalar
| Değer | Artış | |
| Euro | 2,3110 | ![]() |
| Dolar | 1,8470 | ![]() |
| Altın | 93,4081 | ![]() |
Röportaj
Gazeteler
Facebook
































Uzayda artık özel sektör de var
İnönü Stadı'nda fetih coşkusu
















































RSS/XML
Sitene Ekle
Facebook
Twitter'da Paylaş
Mobil Versiyon
Bahreyn ve Körfezle ilgili yazılarım2009'da çıkmıştı. Körfezdeki tehlikeye o zaman işaret etmiştim. Bu yazı da Özgün Duruş'ta çıkan 4 yazıdan oluşuyor. Ayrıca kimsenin yanında veya karşısında olan yazılar değil. Irak Savaşı ve Almanlar adlı yazımda da İran'ın batılılardan korunması gerektiği üzerinde durmuştum. Hala aynı görüşteyim. Karşı görüşte olanlar olabilir. Fitneden kaçınmak için sünnilere görev düştüğü gibi şiilere de görev düşüyor. Ateşe körükle gidilmez. Bugün bunu görüyoruz.
'Bugünkü Bahreyn’e dönecek olursak, Şiiler tarafından başlatılan halk ayaklanması şayet başarıya ulaşır, Bahreyn Şiilerin yönetimine geçerse, Körfez’de dengelerin alt üst olacağı muhakkak'
Bu ifadeniz, 'İslami Vefa Hareketi, Hak Hareketi ve Hür Bahreynliler adlı üç siyasi oluşum, “Cumhuriyet İçin Birlik” adlı bir blok oluşturdular' şek